Sosyal Sistemler ve Hibrit Savaş Karşılaştırması

İnsan ömrünün anatomisi mutluluğu arama mücadelesi olarak özetlenebilir. İnsan ve toplum hayatını düzenleyen sosyal sistemlerin kurumlaşması konusunda nasıl bir yol izlenmelidir? Mutlu ve huzurlu, sağlıklı bir hayat, ahlaklı ve adaletli bir toplum düzeni, insan hayatını kolaylaştıran ve insanca yaşamayı sağlayan zengin, yüksek teknolojik imkânlar, huzur ve barış dolu bir hayat, hürriyet, adalet, saygı ve sevgi ile yoğrulan bir millet olma hayallerinin gerçekleşmesi nasıl olacak? İnsanın yaşaması ve sağlıklı bir neslin devamını sağlayacak bir millet nasıl olacak? Millet hayatını düzenlemek için millet varlığını çok iyi tanımak ve bilmek gerekir. Millet hayatının mutluluk pınarı, tarihinden günümüze akan temiz, berrak hayat suyu dolu tarih birikiminde saklanmıştır.

Topluluklar halinde yaşayan insanın ömrü ilk yaratılma ile başlar. İnsanı Allah (CC.) yaratmıştır. “Andolsun ki biz insanı çamurdan süzülmüş bir hülasadan (özden) yarattık.” (Mü`minun, 23/12). İnsanın yaratıcısından başka bir varlık (yaratılmış) onu, yaratandan daha iyi bilemez. İnsanın problemlerinin çözümü konusunda yaratan Allah’tan (CC.) başkası doğru bilgiye sahip olamaz. Mutluluğu arayan kişi bunu ancak Allah tarafından bildirilenlerin dışında aramasın. Hal böyle iken insanoğlu, insan ve toplumun problemlerinin çözüldüğü bir sistemi tarih boyu aramıştır. Birçok filozof, kısıtlı bilgileri ile milletleri idare edecek sosyal sistemler uydurmuşlardır.

İnsan bilgisinin kaynakları sınırlıdır. İnsan bilgisinin kaynakları; Beş duyu (görme, işitme, koklama, dokunma, tatma) ve akıldır. Göz belirli ışık huzmeleri arasındaki görüntüleri ve yansımaları görebilir. Işık olmayan, ışık yansıması bulunmayan yerlerde görme duyusu çalışmaz. Yüksek frekanslı mor ötesi ışınları, röntgen ışınlarını göz göremez. İşitme organı kulak belirli ses dalgalarını algılayabilir. Kulak dalga boyu kabaca 20 ile 20 bin frekansa sahip sesleri algılayabilir. Yüksek frekanslı radyo dalgalarını kulak duymaz. Koklama duyusu ile her aromatik kimyasal kokuları algılayamayız. Dokunma duyusu ile belirli seviyedeki cisimlerin sertlik, yumuşaklık bilgisini veya sıcaklığını algılamak mümkündür. Yüksek sıcaklıktaki yakıcı cisimleri dokunma duyusu ile algılamak mümkün değildir. Tatma duyusu ile de sınırlı sayıda tatları algılamak mümkündür. Bu nedenlerle beş duyu ile elde edilen bilgi sınırlıdır ve mutlak doğru olduğu söylenemez. Beş duyu ile elde edilen bilgiler akıl tarafından düzenlenir. Duyu organları ile algılanan bilgiler beyinde toplanarak koordine edilir. Akıl ile sistemleştirilen bilgiler de sınırlıdır. Hiçbir bilgi kaynağı insanı yaratan Allah’ın bilgisi ile kıyaslanamaz. “Eğer yer(yüzün)deki (her bir) ağaç kalemler olsa, deniz de, arkasından yedi deniz daha yardım ederek (mürekkep) olsa (yazılsaydı) yine Allah’ın kelimeleri tükenmez. Şüphesiz ki Allah yegâne galiptir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.” (Lokman: 27)

Felsefi Denemeler

Hatalı ve eksik bilgi kaynaklarına sahip olan felsefeciler; Septisizm, Dogmatizm, Pozitivizm, Rasyonalizm, Emprizm, Sezgicilik, Kristisizm, Pragmatizm, Realizm, Nihilizm vb. adlar ile bilinen bilgi sistemlerini oluşturmuşlardır. Bu bilgi sistemlerini kullanan filozoflar; Platon, Hegel, Arstoteles, Hobbes, Demokritos, Marks, Descartes gibi vb. düşünürlerin bazıları sosyal sistemler oluşturmuşlardır. Bu çalışmaların hedefi insan ve toplumun mutluluğunu gerçekleştirecek sosyal sistemi oluşturmaktır. Sistemli hale getirilmiş düşüncelerini ortaya koyan her filozofun fikirleri, görüşleri inandıkları temel ideolojik yapılarının ürünüdür. Bu temel ideolojik yapıya dünya görüşü de denilir. Hiç kimse mutlak doğruyu, mutlak gerçeği bulmak konusunda yeterli değildir. Hayal edilen dünya nizamını nasıl oluşturmak gerektiğini, filozoflar bir sosyal sistem olarak, yaşanacak bir düzen olarak tespit etmeye çalışmışlardır.

Kapitalizm ve komünizm veya sosyalizm sistemlerinin uygulamasını yaşayan insanlar bu düzenlerin insanın problemlerini çözemediklerini görmüşlerdir. Hürriyetçi ve tekelci kapitalizmin imkânlarından yararlanan akımların oluşturduğu gayri insani sosyal sistemler ile çağımızda hâkimiyetini sürdüren bir hakim güç vardır. Hakim olan güçler, gayri insani hakimiyetlerini devam ettirme uğruna her türlü insanlık dışı uygulamaları yapmaktadırlar.

Bir problemin çözümünde tek doğru cevap vardır. Yanlış çözümlerin çok sayıda cevapları bulunur. Yanlış cevaplardan birinin doğruymuş gibi gösterilmesi de yanlıştır. Çağımızda bu yanlış cevapların toplandığı kapitalizm, komünizm ve sosyalizm gibi sistemleri kullanan Beynelmilel Siyonizm’dir. Siyonizm’in tarihi her çağda yanlışlarla doludur.

Siyonizm

Siyonizm’in tarihini gözden geçirirsek, hâkimiyetini sağlamak için her dönemde her türlü gayri insani uygulamaları yapmıştır. Kapitalizm ve komünizm sistemleri birbirine zıt iki düzen olarak ortaya çıkmışlardır. Kurulan baskı rejimleri ile gayri insani görüşlerin insan ve topluma zorla kabul ettirme felsefesi ile hareket etmektedirler. İnsan ve toplum hayatını düzenlemek için uydurulan kanunları kolluk güçlerinin baskısı ile insanlara zorla kabul ettirmenin adına emperyalizm denmektedir. Karl Marks’ın felsefi nazariyelerine dayanan kapitalizm ve komünizm gibi emperyalist sistemler beynelmilel Siyonizm’in ideallerine hizmet etmek için uydurulmuş sistemlerdir. Karl Marks aslen Yahudi bir filozoftur. K. Marks Muharref Tevrat’ın Kabala kitabı ile eğitilmiş bir Yahudi çocuğudur. Kabala öğretisinin esası büyücülük işlemi ile şeytanla ilişki kurmak bilgilerine dayanır. Metafizik güçlerle temasa geçerek evrenin ulu mimarı(!) şeytanın sırrına erişip sembollerle manalandırılan bilgiler elde edilir. Kabala öğretisinin ürünü masonluğun 33 kademesi, teorik ve pratik eğitim ile düzenlenmektedir. Konu Mason Dergisi yayınlarında geniş olarak anlatılmıştır.

Siyonizm’in tarihi, Yahudi ideallerinin oluşumunu sağlayan kaynaklar Musa peygamberin getirdiği hak dinin kitabı Tevrat’ın tahrif edildiği dönemlerde geliştirilmiştir. Yahudilerin Tevrat’ı değiştirdiklerini Kuran şöyle bildiriyor: “(Buna rağmen) onlar (verdikleri) o kati teminatı (ahitlerini) çözüp bozmuş oldukları içindir ki biz onları lanetledik (rahmetimizden kovduk), kalplerini kaskatı yaptık. Onlar kelimeleri (Allah tarafından) konulan yerlerinden (kaldırıp) değiştirirler. Onlar nasihat ve ihtar edildikleri (emredildikleri hakikatlerden) bir nasip almayı terk ettiler. İçlerinden pek azı müstesna olmak üzere, sen, onlardan daima bir hainliğin farkına varıp duracaksın. Böyleyken yine onlardan suçlarını bağışla ve aldırma. Şüphe yok ki Allah, iyilik edenleri sever.” (Maide: 5/13 ayet)

Yahudi kavmi; Tevrat düzeninin bozularak uydurma Tevrat kitaplarına dönüştürüldüğü günden beri toplumları yazdıkları 5 ayrı uydurulmuş kitaba göre şekillendirmeye çalışmaktadırlar. Bu kitaplar Yahudi yazarların yorumladıkları ve bir biri ile çelişen fikirlerle doludur. Bunlar: Tekvin, levililer, huruc, tensiye ve sayılar adlarında tasnif edilmiştir. Bir de Talmud kitabı Yahudilerin yazdıkları Tevratlardan biridir. Talmud’ta Hıristiyanlar aleyhinde hükümler bulunduğundan İngiltere, Fransa ve Polonya’da Talmud yasaklanmış, toplatılıp yakılmıştır.

Karl Marks – Marksizm

Karl Marks Hıristiyanlığın Protestan kilisesine tabi bir Yahudi ailesinin çocuğudur. 1818 yılında doğan K.Marks altı yaşına ulaştığında Protestan kilisesinde vaftiz edilerek Hıristiyanlık dinine girmiş oldu. K. Marks’ın yaşı ilerledikçe dini hayata meyli azalmıştır ve sonunda tam bir ateist olmuştur. F. Engels ile arkadaş olan K. Marks hayatını daha çok batı Avrupa’da geçirmiştir. Fransa, Almanya ve İspanya başta olmak üzere ülke yönetimine sahip olan kralların Hıristiyanlığın hangi mezhebine bağlı iseler halkın öne çıkan mezhebi de aynı olmaktaydı. Siyasi iktidar sahiplerinin, kendi dinleri dışında kalan mezhep ve dinlere karşı husumetleri vardı. Diğer dinlerin ve mezheplerin cemaatlerine karşı baskı politikası uygulanmaktaydı. K. Marks bu eşitsizliğin ortadan kalması için dinsizliği öne çıkarmış ve ateizm inancını savunmuştur. K. Marksın din değiştirmesi batı Avrupa’da yaşanan ve yüzyıllarca devam eden dönme (konverso) Hıristiyanlık yerine ateist olmayı seçmesi Yahudilerin tarihi geleneğini sürdürmesi anlamına gelmektedir. Ateist olan K. Marksın gizliden Yahudi olduğu gerçeğini örtmeye yetmez.

Avrupa’da hakim hale gelen Katolik Hıristiyanlık inancı dışında kalan diğer din ve  mezhepler, Yahudi ve Müslümanlar azınlıkta kalmışlar ve siyasi iktidarlar tarafından yok edilme politikasının hedefi olmuşlardır. Katolik Hıristiyanlık dışında kalan unsurların, Yahudilerin, Müslümanların ve diğer Hıristiyan mezheplerinin yok edilme süreci; sürgüne gönderme, din değiştirme veya öldürme şeklinde devam etmiştir. Bütün 19.yüzyıl boyunca Yahudiler toplumdan dışlanmışlar ve siyasi ve kültürel olarak toplum kimliğinin dışına itilmişler ve asimile olmuşlardır. 20. Yüzyıla girerken Theoder  Herzl tarafından öne çıkarılan Yahudi Milliyetçiliği akımı ile, yıkım durdurulmaya çalışılmış ve Siyonizm ortaya çıkmıştır. Avrupa’da uygulanan ve tek dini inanışın öne çıktığı siyasi yönetimlerin içinde yaşayan K.Marks belki de, toplumda yaşanan sosyal sorunun çözümü olarak bütün dinlerin ortadan kaldırıldığı bir düzeni önermiştir. Dinlerden arındırılmış militan ateist bir devletin dinleri yok edebileceğini savunan K. Marks’ın görüşünü Komünizmle idare edilen ülkelerin bir kısmı desteklemiştir.

  1. Marks bir düşünür, filozof olarak ideolojisinin, dünya görüşünün benimsendiği bir toplum özlemi içindedir. İnsan inanmadığı, dünya görüşüne uymayan bir fikri ve toplum hayatını kabul etmez. Marksizm nazariyesinin devlet haline getirildiği ve tatbik edildiği komünizm rejimi ile insanlığa bir oyun hazırlanmıştır. Marksizm’e göre her fikrin bir karşı fikri vardır. Ortaya atılan fikre “tez” karşı fikre ise “antitez” diyerek birbirine zıt sosyal sistemler oluşturmuşlardır. Komünizm ve Kapitalizm rejimlerini birbirine zıt sistemler olarak tasnif etmişlerdir. Bütün dünya milletlerini belirlenen bu iki yanlış dünya düzeninin birinde yer almaya mahkûm etmek için yığınla uluslar arası düzenlemeler yapılmıştır. Bu düzenlemeler askeri alan başta olmak üzere, ekonomik, sosyal, kültürel alanlarda kendini gösteren çok uluslu anlaşmalardır. Dünya milletleri iki farklı, mutluluk getirmeyen kutupta toplanmaya çalışılmıştır.

Kapitalizm ve Komünizm
Hibrit Kurgulamadır

Milletleri köleleştirmek ve belirli bir ideolojiye hizmet ettirmek gayri insani ideolojilerin hedefidir. Kapitalizm ve komünizm ideolojileri beynelmilel Siyonizm’e hizmet etmek için uydurulmuş emperyalist düzenlerdir. Mutluluğun bu iki düzen arasında yapılacak tercihe bağlandığı düşüncesi ile insanlık aldatılmaktadır. Tercihlerini Marksist görüşün pozitif veya negatif yönünde şekillenen yanlış sistemlerin birinden yana yapanlar her halde aldanmış olduklarının farkına varamamaktadırlar. Beynelmilel Siyonizm’e hizmet eden, Kapitalizm ve komünizm ya da sosyalizm gibi sistemlerin oluşturulma nazariyeleri Yahudilerin ideal ve inançları adına yapılmamıştır. Bu sistemler Yahudi ideolojisinin ve düşüncesinin eseri olarak takdim edilmemiştir. Aksine bu sosyal düzenler, Yahudi düzeni olduğu imajı verilmeden ve gizlilikle yapılmıştır. Kimlik gizlemek ve kamuflaj Yahudilerin tarih boyu çok başarılı oldukları bir özelliktir. Yaşadıkları toplumun dinlerini ve geleneklerini kabul ettiklerini göstererek bir ömür boyu, hayatlarında kendi Yahudiliklerini örtmeyi başarı ile gerçekleştirmektedirler. Aynı uygulamayı Hıristiyanlar ve Müslümanlar yapamıyorlar. Müslümanlardan din değiştiren kişilere “mürtet” denir ve cezası ağırdır. İslam şeriatının uygulandığı dönemlerde mürtet olan birinin cezası idamdır. Mürtet olduğunu gizleyen ya da Müslümanlığı sahte olan kişiye de “münafık” denir. Münafıklık cezalandırılmaz ama münafıklık mürtet haline dönüşürse cezalandırılır. İslam’ın bu toleransından faydalanan Yahudiler İslam’ı kabul ettiklerini göstererek “dönme” tabir edilen münafık olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.

İnsanların gerçek ve doğru bir düzen ile tanışmalarına mani olan Kapitalizm, komünizm ya da sosyalizm kurgulaması hibrit savaştan başka bir şey değildir. Hibrit savaşın özelliği, bir savaş içinde yer alanların kendilerini yok oluşa götüren karanlık bir mücadelenin farkında olmadan yapılmasıdır. Milletleri yok oluşa götüren bu kurgulanmış oyunun farkına varmadan yönetilmesini sağlamak için gerekli tedbirler de alınmaktadır. Milletin kurgulanmış bir hibrit savaş içinde olduklarını göstermek, uyandırmak için mücadele etmek her millet evladının en önemli görevidir. “Milletim Uyan” sloganı ile yok oluşa giden yıkılıştan gafil olanların uyandırılması gerektiği yıllar öncesinde anlatılmıştır. Milli kurtuluş için milletin büyük ekseriyetinin uyandırılması, mücadeleye sevk edilmesi gerekir. Millet mücadelesinin emperyalizmden kurtuluşunun temel şartı uyandırılması ve demokratik yollarla milletin iktidara getirilmesidir.

Yahudi milliyetçiliği ile başlayan Siyonizm ideolojisini, siyasi manada Judaizm’i daha iyi anlamak ve dönme tabir edilen konverso Yahudiliğinin neden tercih edildiğini idrak edebilmek için Siyonizm’in kaynaklarına daha yakından bakmak gerekir. Yahudiliğin her çağda nasıl kimlik değiştirdiğini öğrenmeden, toplumdaki bunalımları çözebilmek mümkün olmaz. Milletler arası savaşları, iğrenç katliamları, insanlara yapılan işkence ve zulümleri sürdürenlerin gerçek kimliğini anlayabilmek için olayların tarihi akışını bilmek ve anlamak gerekir.