Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-3.88
BIST 1,144
%0.09
Dolar 8.09
%0.17
Euro 9.57
%0.36
Altın 496.20
REKLAM

15 TEMMUZ DARBESİ BİR SAMİMİYET TESTİYDİ, HAMASETE KURBAN ETMEYELİM!..

17 defa okundu kategorisinde, 16 Tem 2019 - 16:57 tarihinde yayınlandı

15 TEMMUZ DARBESİ BİR SAMİMİYET TESTİYDİ, HAMASETE KURBAN ETMEYELİM!..
Fahrettin Dağlı

15 Temmuz Darbe Teşebbüsünün üçüncü yıl dönemindeyiz. Olayın üzerinden üç yıl geçmiş. Türkiye için büyük bir çökertme ve yıkım tarihi olduğu konusunda toplumsal olarak hem fikiriz herhalde… Merhum Mahir Kaynak’ın bir retoriği vardı; Bir hadisenin sonuçlarına bakılır; ‘ Hadisenin sonunda kim yarar gördü, kim zarar? Ona göre daha sağlıklı çözümleme yapma imkanı hasıl olur. Yani sonuçlardan hareketle sebeplere ulaşma…

Genelde sağ ve özel de Ak Parti siyasetinin en mümeyyiz vasfı ‘hamasetin’ siyasetin hamuru olarak kullanılmasıdır. Hamasetin olduğu yerde akıl durur ve gerçeklik kaybolur. Bazen de siyasetçiler hamasetle suçlarını ve başarısızlıklarını örtmeye çalışırlar. Tarihi (milli) ve dini argümanlar hamasetin temel iki enstrümanı olarak kullanılır.

Bir 15 Temmuz olmuş; siyasi, sosyal, hukuki anlamda bir alt-üst olma hali yaşanmış; Bu kadar insan can vermiş, bir o kadarı yaralanmış, ağır aksak yürüyen demokrasi ağır bir darbe almış; darbe teşebbüsünden sonra kitlesel işten çıkarmalar yaşanmış v.s. Ne hazin ki, oturup bu dönemin öncesi ve sonrasıyla ilgili doğru, adil, dürüst, şeffaf bir muhakeme, muhasebe ve yargılama süreçleri oluşturmak yerine her yıl döneminde yine bıktırıcı, yıpratıcı ve ayrıştırıcı bir hamaset dilinin kullanılmaya devam edilmesi gerçekten kahır edici!..

15 Temmuz’dan çıkaracağımız önemli dersler olmalı. Bir daha yaşanmaması için neler yapılması veya yapılmaması konusunda oturup adam gibi muhasebe yapılmalı. Bir daha darbelerle siyasi rejimin akamete/kesintiye uğramaması; hukuk devletinin yaralarının derhal sarılması; güven ikliminin tekrar inşası; bürokraside ehliyet ve liyakat rejiminin bütün unsurlarıyla restorasyona tabi tutulması öncelikle yapılması gerekenler kapsamında olması gerekirdi. Üç yılın sonunda bunların yapıldığı iddia edecek bir babayiğit var mı? Amaç bir daha 15 Temmuzların yaşanmaması mı, yoksa 15 Temmuz’dan siyasi bir rant mı devşirmek?

Olayımızda da, siyasi, askeri, hukuki, sosyal ve dini anlamda Türkiye’nin çok ağır bir darbe yediği muhakkak. Herhalde bu konuda da kimsenin bir şüphesi yok ve hemfikiriz. Peki, kazananlar kim oldu? Bu soru için herkesin cevabı farklı farklı olabilir. Herkes kendi zaviyesinden gördüğünü ifade edebilir. Ben de bu sorunun cevabını insanların vicdanlarına bırakıyorum. Umarım, sağlıklı bir vicdani muhakemeyle herkes bu sorunun cevabını üç aşağı beş yukarı tahmin edebilir.

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü, Türkiye için tamiri uzun yıllar alacak bir felakettir. Nasıl ki, 27 Mayıs 1960 darbesi başta olmak üzere, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997 tarihlerinde yapılanların sonuçları bu ülkeye ne kaybettirdiyse, 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü de Türkiye’ye çok şey kaybettirmiştir. Çayın taşı ile çayın kuşunun avlanması misali…

Peşinen bu menfur olayda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza rahmet diliyorum. Şu veya bu şekilde bu darbe teşebbüsünde dahli olanları da nefretle ve şiddetle kınıyorum. Allah iki yakalarını bir araya getirmesin. Rezil rüsva olsunlar. Ahiretleri de berbat olsun. Hukuk önünde hesap sorulacağı gibi yarın Ahirette de böyle bir fitneye vesile olduklarından dolayı büyük ceza ile karşılaşacakları muhakkaktır. Ve Allah’tan dileğim, bu ülkeye bir daha böyle bir felaketi ve musibeti yaşatmaması!..

Bu olay ve sonrasında gerek yönetenler gerek hukuk kurumlarında görev yapan yargıçlar ve gerekse toplum olarak büyük bir sınavla karşı karşıya geldik. Ya bu süreci adalet/hukuk içinde yürütüp yeni bir milat oluşturacaktık veya olayın mahiyetini iyi okumayıp süreçten yararlanıp siyasi bir ikbal inşa edecektik. Herhalde biz ikincisini tercih ettik.

Keşke şunlar yapılabilseydi; ‘Güçlü ve şeffaf bir hukuki süreç oluşturulup, toplumun sosyolojik ve dini gerçekliğini de hesaba katarak darbe teşebbüsünün öncesini ve sonrasını inceleyip, sorgulayıp, yargılayabilseydik. Evvelinde ve sonrasında nelerin olup bittiğini bizatihi olayın aktörlerinden duyabilseydik. Ma’şeri vicdanda bir şüphe bırakmasaydık. Biraz açmış olayım; Mesela, TBMM’de bir ‘Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’ kuruldu. Asıl olan, o dönemin Genel Kurmay Başkan’ı da dahil olmak üzere komuta heyetinde bulunan tüm komutanların bu komisyona gelerek ifade vermeleri ve bu ifadelerin canlı olarak halkla paylaşılmasını temin etmekti. İlgili komutanlar ifadeye gelmedikleri gibi araştırma komisyonunun faaliyetleri beklenen şeffaflıktan da uzaktı.

TSK bünyesinde bir darbe planlaması yapılıyor ve ne gariptir ki, başta dönemin Genel Kurmay Başkanı olmak üzere Kuvvet Komutanlarından hiç birisinin önceden ne bir sezişi ve ne de bir istihbaratı oluyor. Akşam halkın sokaklarda bulunduğu bir erken vakitte başlayan darbe teşebbüsünün önüne geçmek için ciddi hiçbir karşı teşebbüs sözkonusu olmuyor. Ve üstelik eğer bir yönetim kademesinde ciddi bir ihmal sonucu telafisi mümkün olmayacak çok kötü sonuçlar yaşanmışsa, ister kendi ve ister maiyetindeki diğer bazılarının fiilleri nedeniyle olsun bundan birinci derecede sorumlu tutulması gerekenler, o yönetim kademelerinin başında olanlar olmalıdır. Ama sular durulduktan sonra sözkonusu ettiğimiz komuta merkezlerinin başında bulunan hiçbir kimse görevlerinden azledilmedikleri gibi bir kısmı terfi bile ettirildi.

Kamu bürokrasisinde yıllarca görev yapmış bir kişiyim. Böyle bir olay vuku bulduğunda ilk yapılacak şey, o bölümün başındaki kişi/kişiler, soruşturmanın selameti açısından geçici olarak görevden el çektirilirler ve daha sonra haklarında inceleme ve soruşturma başlatılır. Az çok bürokraside görev yapan herkes bunu bilir. Bunların hiçbirisi yapılmadı. ‘Ben’ demek hoş bir şey değil ama bir defalığına mazur görün lütfen. Evet, ben olsaydım; Başta dönemin Genel Kurmay Başkanı olmak üzere tüm kuvvet komutanlarını ilk önce inceleme ve soruşturmanın selameti açısından açığa alır ve ondan sonra inceleme ve soruşturma başlatırdım. Çünkü onlar görevdeyken onların emrinde görev yapan hiçbir kimse cesaret edip sağlıklı bilgi vermez, veremez. Herkesin bir ikbal beklentisi var. Hele hele hasıl olan bu olağanüstü süreçte kimse cesaret edemezdi. Yani, demek istediğim; bu darbe teşebbüsü ile ilgili açıklanmaya muhtaç yüzlerce/binlerce soru var. Onların detayına girecek değilim. Çok yazıldı, çok çizildi.

Asıl mevzuya geleyim; Başta dedim ya, hepimiz bir samimiyet testinden geçtik. En büyük sınav ülkeyi yönetenlere aitti. Darbe teşebbüsü ne demektir? Ülkenin yönetimine Anayasa’ya muhalefeten, milli iradeyi hiçe sayan bir şekilde el koymaktır. Milli iradeyi çökertmektir. Bu asla affedilemez ve tevil götürmez. ‘Bundan sonra bu ülkede darbe olmaz/olamaz’ diye düşündüğümüz bir dönemde gerçekleşti bu olay.

Burada yapılması gereken; Öncelikli olarak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi darbe teşebbüsü ile ilgili olarak sağlıklı ve şeffaf bir yargılama süreci oluşturmak olmalıydı. Ve hemen akabinde bunun getirdiği derin ve yakıcı yaralarla ilgili acil tedavi programları, süreçleri oluşturmak ve hızlı bir şekilde normalleşmeye dönmekti. Ne yazık ki, tam tersi yapıldı. Ne sağlıklı ve şeffaf bir yargılama süreci oluşturuldu ve ne de normalleşmeye dönük ciddi ve kararlı bir politik duruş ortaya konuldu. Adeta darbe teşebbüsü sonrasında yapılan yasal düzenlemelerle iktidar gücü tahkim edildi. OHAL yasalarıyla binlerce insan mağdur edildi, haklarından mahrum bırakıldı. Yaraların acil bir şekilde sarılmasını beklenirken daha büyük ölçekteki yaraların açılmasına sebebiyet verildi. Hukuk devleti olarak hızla normalleşmeye geçilmesi beklenirken tam aksi ‘OHAL’ ve sonrasında bir türlü hukuk devletinin gereklerine, düzenlemelerine dönülmedi.

Darbe, hukuk düzenine ve meşru hükümete karşı yapılan bir saldırıdır. Belki çok kaybımız oldu ama teşebbüs akamete uğratıldı. İşte büyük sınav burada başladı. Siyasi iktidar yukarıda ifade ettiğimiz gibi kendi dışındaki siyasi partilerle birlikte yeniden hukuki düzene dönmek ve zedelenen milli iradeyi tekrar eski haline kavuşturmak için elinden geleni yapmış olsaydı, muhtemelen daha az zarar ve ziyanla kapatıp, geleceğe yönelecektik. Hukuki süreci samimiyetle işletmiş olsaydı, arkasındaki toplumsal desteği daha kavi bir şekilde sürdürmüş olacaktı. Darbe ile yakından uzaktan alakası olmayan binlerce insan hakkında herhangi bir inceleme ve soruşturma yapılmadan KHK’larla işinden, aşından edilmemiş olsalardı, şu an yaşanan insani dramlar yaşatılmamış olacaktı. Beddua yerine hayır dua alınacaktı.

Peki, toplumun sınavı ne idi? Haklı olarak darbe teşebbüsüne karşı gösterilen duyarlılık darbe teşebbüsü sonrasında yaşanan hukuksuzluklara ve bunun sonucu olan insani dramlara karşı suskun kalmayıp ma’şeri vicdanı harekete geçirebilirlerdi. Ancak bunu yapmadılar ve kahredici bir sessizliğe gömüldüler. Onun için diyorum ki, toplumsal olarak bir samimiyet sınavından geçtik ve ne yazık ki büyük çoğunluk kaybetti. 15 Temmuz’u adam gibi yeni bembeyaz bir sayfanın açılmasına vesile kılabilirdik. Türkiye’nin hayrına olan buydu. Allah’ın lütfü burada tecelli ederdi. Haydi buyurun ilme, ahlaka, hikmete ve adalete ram olmaya, hamasete değil!..

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Fahrettin DAĞLI
Yorum Yaz