Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.31
BIST 1,195
%0.37
Dolar 7.97
%0.53
Euro 9.44
%0.67
Altın 489.27
REKLAM

AHLAK, ADALET VE ERDEMLE İKTİDARA RUH ÜFLENİR!..

16 defa okundu kategorisinde, 17 Eyl 2019 - 22:50 tarihinde yayınlandı

AHLAK, ADALET VE ERDEMLE İKTİDARA RUH ÜFLENİR!..

Fahrettin Dağlı

Bir önceki yazımda Hz. Davud’un ‘adalet’ mevzuunda Allah tarafından nasıl uyarıldığını paylaşmıştım.

SİYASAL İKTİDARLARIN MEŞRUİYETİ ADALETTİRAllah, Sad Suresinde Hz. Davud’a Peygamberlikle birlikte güçlü bir iktidar da…

Gepostet von Fahrettin Dağli am Sonntag, 1. September 2019

Bugün ise oğlu ve Allah’ın Peygamberi Hz. Süleyman’ın iktidar erki ile ilgili olarak nasıl bir metaforla uyarıldığını yorumlamaya çalışacağım.

Hz. Süleyman, babası Hz. Davud’dan tevarüs eden ve Allah tarafından bahşedilen daha nice imkanlarla takviye edilen muhteşem iktidarını/gücünü kullanma ile ilgili olarak Kur’anda farklı surelerde atıflar mevcut. Bunlardan Sad Suresinin 34 ve 35. Ayetleri üzerinde kısa bir değerlendirme yapıp, bugünümüze dair bir soyutlama yapmaya gayret edeceğim. Yanılmaktan veya yanlış bir yorumlamada bulunmaktan Allah’a sığınırım. Yok, eğer isabet etmişsem de ‘bu Allah’ın bir lütfüdür’ diyerek hamd ederim.

Celalim hakkı için, Biz Süleyman’ı sınadık. Tahtının üstüne bir ceset bıraktık. Sonra o yine eski haline döndü. (Sad:34)

“Rabbim! Beni bağışla! Ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver! Çünkü Sensin o Vehhâb olan (sonsuz lütuf sahibi)”, Sen! dedi. (Sad:35)

Bu ayetlerle ilgili çok sayıda müfessir farklı yorumlarda ve tevillerde bulunmuşlardır. ‘Tahtın üzerindeki ceset’ metaforu ile Allah ne murat etmiş olabilir? Hz. Süleyman’a hangi mesajı vermiş olabilir? İsrailiyat kaynaklı pek çok rivayetin tefsire dayanak kılınmasına karşı büyük Müfessir, adaşım Fahreddin Razi, ayetteki metaforu şöyle yorumluyor; “O cesetten kasıt Hz. Süleyman’dı. Allah mecazen Hz. Süleyman’a ‘iktidar cansız bir cesettir ey Süleyman. Sen ahlak, adaletle ve erdemle bu cesede ruh vereceksin. İşte o zaman o ceset canlanır, hayat bulur. Yok, eğer ahlâksız, adaletsiz ve anlamsız bir iktidar, bir saltanat olursa o zaman bu cesetten başka bir şey değil. Sadece bu dünyada kalır, fani olur imasını içerdiğini” söyler.

Diğer yorumlarda da az-çok hakikat payı bulunmakla beraber, Fahreddin Razi’nin yaptığı bu yorum, Ayetin siyak ve sibakına (önce ve sonraki ayetler) daha uygun düşmektedir.

Ve hemen sonraki ayet “Rabbim! Beni bağışla! Ve bana, benden sonra hiç kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık ver!” (Sad-35)

34. Ayet için tercih ettiğimiz yorumu tasdik eden bir ayet.

Burada Hz. Süleyman’ın bir hasisliği sözkonusu değil. Öyle bir iktidarı, öyle bir gücü temsil ediyor ki, kendisinden önce kimseye verilmemiştir. Lord Acton’ın tabiriyle ‘Mutlak İktidar’ gücüne sahip. Yeryüzündeki tüm yaratılmış varlıklar emrine amade kılınmış. Mutlak iktidarın bozucu, ifsat edici, ayartıcı, -haşa- ilahlaştırıcı gücünü Peygamberlik fetaneti ile hissettiği için kendisinden sonra bu taşınması güç nimetin kimseye verilmemesini temenni ve dua etmiş olabileceği şeklinde yorumlanmıştır. Adeta kendisine verilen iktidarın yanlış ellerde yanlışlara, zulümlere alet edileceğini görür gibi ‘benimle son bulsun’ diye dua ediyor. Eğer iktidarla sınanan biri gerekli ahlaki donanıma, iradeye ve sağlam bir imana (Allah bilincine, Allah’a yöneliş kaygısına) sahip değilse, iktidar onu kısa zamanda baştan çıkaracaktır, yoldan çıkaracaktır. Lord Acton’un dediği gibi ‘İktidar bozar, mutlak iktidar mutlaka bozar.’

Bu endişeyle Rabbine dua ediyor Hz. Süleyman; ‘bana bağışladığın ve benim elimde bir sevap aracına dönüşen bu muhteşem iktidarın yanlış ellere geçip günah ve zulüm aracına dönüşmesini istemiyorum onun için de eğer böyle olacaksa benimle bitsin…’ Bu da bir önceki ayette tahtına konulan cesedin kendisinden sonra yerini alacak kimseler olduğu imasının olabileceği yorumunu yapanlar da olmuştur.

Ve nihayet eğer İsrail’i kaynakların naklettikleri doğruysa Hz. Süleyman’ın endişesi haklı çıkmış ve duası kabul olunmuştur. Ki bir Peygamber rızaya uygun olmayacak bir duada bulunmaz. Bulunacak olsa da mutlaka Allah tarafından ikaz ve tashih edilir. Hz. Süleyman’dan sonra toplumun baskısıyla tahta oturan oğlu çok kısa bir zamanda hükmettiği devleti yıkıma uğratmış, yerle yeksan etmiştir. Ve yine kendisinden sonra hiçbir Peygambere, risaleti yanında böyle bir hükümdarlık/meliklik nasip olmamıştır. Malum Hz. Muhammed’den (sav) rivayet edilen bir hadiste Hz. Peygamber:

“Ben melik peygamber veya kul peygamber olma hususunda muhayyer bırakıldım. Cebrâil bana tevazu göstermemi işaret etti. Ben de ‘kul peygamber olayım, bir gün doyar, bir gün aç kalırım’ dedim.” O Hz. Süleyman’a verilen melikliği değil sade bir Kul ve Resul Muhammed (sav) olarak kalmayı tercih etmiştir. Hz. Peygamber bir melik, bir hükümdar, bir başkan değildi. O sadece bir Resuldü. Allah’tan geleni insanlara duyuruyor ve örnek hayatıyla da bunu pratize ediyordu. Bunun dışında kendisine hiçbir vasıf/sıfat yakıştırmadı.

Evet, yukarıda zikrettiğim iki ayet ile onların anlattığı Hz. Süleyman kıssasından ve de Hz. Muhammed’in örnek yaşantısından bugünümüze dair şöyle bir soyutlama yapmak mümkün;

Müslüman bir insan iktidar/güç sahibi olmayı, yönetmeyi sadece bir amaç için isteyebilir ve yapabilir; O da, yeryüzünde Allah’ın muradı olan ahlak ve adaletin kemal bulması için uygun sosyal iklimi oluşturmak… Örnek bir adalet ve siyasi ahlak bırakmaktır. İktidar gücünü kullanarak hükümranlık kurmak, servet/güç biriktirmek değildir. Eğer bir Müslüman, siyaseti bu amaçla yapmıyorsa bu arzusu/isteği ve bunun uğrunda yaptığı amelleri Allah’ın rızasına müteveccih değildir. Bu da böyle bilene…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Fahrettin DAĞLI
Yorum Yaz