DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 579910-3,45%
İstanbul
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Hacı Ali ÖZDEMİR

Hacı Ali ÖZDEMİR

15 Temmuz 2020 Çarşamba

AYASOFYA

0

BEĞENDİM

ABONE OL

AYASOFYA

Fethin 517 inci yılı idi. Bundan tam 50 yıl önce, 29 Mayıs 1970 Cuma sabahında
İstanbul sokaklarında bir hareketlilik vardı. O gün İstanbul hareketli ve heyecanlı bir güne
başlamıştı. Anadolu’nun dört bir tarafından onbinler Topkapı ve Edirnekapı surlarının önünde
buluşuyorlardı. Henüz Lise öğrencisi olan, ya da üniversiteye yeni başlamış gencecik bir avuç
insan iken, damlalar gibi İstanbul meydanlarında göl oluyorlardı. Bir askeri sefer hazırlığı
içinde yürüyüş korteji oluşturulmuştu. Sıralar disiplinli, pankartlar dimdik tutuluyor, sloganlar
tek bir ağızdan kurşun gibi surların burçlarında yankılanıyordu. Anadolu bir fetih akını
oluşturmuş, Ankara’dan, Afyondan, Konya’dan, Adana’dan, Gaziantep’ten, Adıyaman’dan,
Yozgat’tan, İzmir’den, Bursa’dan, her yerden akın akın gelen onbinler, Topkapı, Edirnekapı
surları önünde sefere hazır bekliyorlardı.
Nihayet hedef belirlenmiş, miting meydanı Saraçhane’ye doğru yürüyüş başlamıştı.
Marşlarla, uygun adım ilerleyen yürüyüş marşlarla devam ediyordu. “Aziz millet, Aziz millet,
Uyan artık geç oldu. Kıbrıs, Kudüs düşmanlarında doldu.” İstanbul çok toplantıya şahitlik
yapmıştı. Ancak böylesini hiç görmemişti. Caddede sadece “MİLLETİM UYAN” pankartları
görünüyordu. Fethin 517 inci yılında Cuma namazı Fatih Camiinin sokaklarına taşarak eda
ediliyordu. Yürüyüş kortejine katılan millet evlatları Saraçhaneye gelindiğinde meydana
sığmayacak kadar toplanmıştı. Fethin şanına yaraşır bu toplantıyı gören Necip Fazıl MTTB
toplantısını bırakarak Mücadele Birliğinin toplantısına gelmişti. Heyecanla kükreyen insanlar
“Ayasofya Açılsın,” “Patrikhane Yurtdışına” nidaları arasında Ayasofya’da ezan okumak için
ayaklanmaya başlamışlardı. Ayasofya emniyet kuvvetlerince korumaya alınmış, milletin
önüne barajlar kurulmuştu. Bu cesur ve vakur yürüyüş ile Saraçhane’de toplanan yiğitler
Mücadele Birliğinin öncülüğünde, Yeniden Milli Mücadele’nin kahraman erleri idi. Kalabalığın
önünden başkomutan kürsüye çıkmıştı. İlk defa duyduğumuz bu ses kitleyi kendine bağlamış,
heyecanla takip ediyordu. O gün İstanbul semalarına yükselen tek bir ses vardı. “Patrikhane
Yurtdışına” , “Ayasofya Açılsın”.
Mikrofondan yükselen ses ordulaşan kalabalığın heyecanını yatıştırmıştı. Lider Aykut
Edibali sesleniyordu.
“Aziz milletimin, şerefli evlatları, kardeşlerim…
Siz isterseniz Ayasofya’yı hemen açarsınız. Siz isterseniz patrikhanenin kapısına kilit
vurur yurtdışına atarsınız. Fatih’in emaneti Ayasofya üzgün, Ayasofya mahzun. Ayasofya’dan
yükselen ezan sesleri susmuş. Ayasofya’yı açmak demek bir kubbesi olan dört duvarlı binayı
açmak değildir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın emanetine sahip çıkmaktır. Ayasofya’yı açmak,
Fatih’in açtığı kapıdan İslam dünyası ve Türk dünyasının yükseliş ve yücelişinin önünü
açmaktır.”
Onbinlerin sesleri meydanı inletiyordu: “Ayasofya Açılsın!” Bu sese cevap olarak
muhatabına, Başbakan’a bir telgraf gönderildi. Patrikhane’nin kapatılıp, sınır dışı edilmesi
Ayasofya Camisinin ibadete açılması isteği o meydanda okunarak, onbinlerce vatandaşın
isteği olarak başbakana gönderildi.
1453 yılının, bir devrin kapandığı ve yeni bir çağın açıldığı günün üzerinden 517 yıl
geçmişti. Köhne Bizans’ın Konstantiniye dediği, Yüce Peygamberin övgüsüne mazhar olan
beldenin fethi o gün gerçekleşmişti. Karanlık Konstantiniye dönemi bitmiş, adalet ve huzur
çağı İstanbul dönemi başlamıştı.

Ayasofya Fetih ruhunun bir sembolü olarak, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, asırlarca batıl
inancın sembolü olmuş eserin İslamlaştırılması ile, İslam dünyasına Fatih Sultan Mehmet Han
tarafından dokunulmazlık kazandırılıp hediye edilmiştir.
SULTAN FATİH MEHMET’İN AYASOFYA VAKFİYESİ
İstanbul Mazbut Hayrat Kütük Defterinde “57 pafta, 57 ada 7 parsel Ebulfatih Sultan
Mehmet vakfı, akaret muvakkithane ve medreseyi müctemil Ayasofya Kebir Cami şerifi” olarak
kayıtlıdır. Vakfiye metninde şunlar yazılıdır.
Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle, bu vakfın
şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali
için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye
çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame
eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfı bölümlerinden birine itiraz etmek
dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse veya
şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeri’ata ve vakfiyeye aykırı
ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve
benzeri bir şey taleb ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen
geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan
hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haram işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikab eylemiş
olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. “Ebeddiyyen Cehennemde
kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları
duyup gördükten soma değiştirirse vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok
ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” (F.Sultan Mehmet Han 1 Haziran 1453)
Ayasofya’nın açılmasını isteyen milletin acı feryadını duymak 2020 yılındaki hükümete
rastlamış olmalıdır. 50 sene önce de Yeniden Milli Mücadele hareketi ile, ilk defa hatırlatılmış olan
Ayasofya’nın ibadete açılması ile, o günden bu yana sembolize edilmiş meseleler, problemler hala
devam etmektedir.
Ayasofya’yı açmak demek, fethin ruhuna uygun olarak, adalet ve barışın yaşandığı bilim
toplumu, fetih toplumu olması için milletin hayatını düzenlemek demektir.
Ayasofya’yı açmak demek, çan sesleri yerine ezanların yankılandığı, ata yadigarı Fatih’in
emanetini aslına uygun olarak muhafaza edebilmektir.
Ayasofya’yı açmak demek, milletin bağrına saplanmış oku yerinden çekerek, milli birlik ve
beraberliğin kenetlendiği, millet varlığının bütün cihana, Türk ve İslam dünyasına hâkim olacak
kudretinin eseri olarak gösterebilmektir.
Ayasofya’nın açılması ile milletin makus talihinin, kaderinin karanlıktan aydınlığa bir güneş
gibi doğduğunu gösterebilmektir.
Ayasofya’nın açılması demek, ülkeye barış ve kardeşliğin gelmesi, bütün düşmanlıkların yok
olduğu muktedir ve lider bir millet olmak demektir.
İşte Ayasofya’yı açan anahtarı kullanan kudretin gerektirdiği beceri ve iktidarı bekleyen bunlar
ve daha bir sürü sıkıntılar çözüm beklemektedir. Yapılan işler milletin makus tarihini değiştirmiyor,
milletin problemlerini kökünden çözemiyorsa bir anlamı yok demektir. Kilitli bir kapının açılması ile
bütün sıkıntıların giderileceğini sanma yanılgısına düşmeyelim.

H. Ali Özdemir

 

Devamını Oku

MİLLET MÜCADELESİNİ ZAFERE GÖTÜRECEK ÇILGIN VE AMANSIZ MÜCADELEDİR

0

BEĞENDİM

ABONE OL

MİLLET MÜCADELESİNİ ZAFERE GÖTÜRECEK ÇILGIN VE AMANSIZ MÜCADELEDİR

Hacı Ali Özdemir

​Millet Partisinin siyasi mücadelesi günlük siyaset kavgalarının ve oluşturulan gündem tartışmalarının bir eseri değildir. Millet Partisinin siyasi mücadelesi geçim sıkıntısı içinde kıvranan, çocuklarına bir ekmek götürme sıkıntısı çeken insanların meslek edindikleri bir geçim vasıtası değildir. Millet Partisinin siyasi mücadelesi, bir araya gelmiş, grup oluşturmuş siyaset bezirganlarının güçlerini birleştirerek rant ve vurgun yapmak için kullandıkları bir aksiyon hareketi değildir. Millet Partisinin siyasi mücadelesi dünya hayatının sıkıntıları arasında bocalayan insanların oyalanma ve gönül eğlendirme macerası değildir. Millet Partisinin siyasi mücadelesi maceracıların kullandığı basit bir saltanat kavgası değildir. Millet Partisinin mücadelesi milletin servetini, yetimlerin ve yoksulların alın teri vergilerle oluşan hazineyi bir araya gelerek paylaşma davası değildir. Millet Partisinin siyasi mücadelesi bir ticaret şirketi, daha çok kar etmek amaçlı yatırım firması faaliyeti değildir.

Millet Partisinin Siyasi Mücadelesi  Nedir?

Bu mücadele kolay bir iş değildir.
​Üç asıdır buhranlar içinde kıvranan bir milletin yakasına yapışıp sarsarak kendine getirip, uyandırmak kolay değildir. Üç asır boyu değişen dünyada, kangrenleşen buhranlar içinde uyuyan bir milleti, medeniyetin getirdiği, geliştirdiği yeni hayata hazırlayıp, yeni bir çağ açmak kolay değildir. Bütün insanlığın kurtuluşunu sağlayacak, Türk ve İslam dünyasının tarih birikiminden süzülüp, yoğrulan, sentezlenen çağın özelliklerine uygun düzenlenen bir mücadele kolay değildir. Çağımızda, ömürleri tüketen, maddi ve manevi varlığımızı sürekli törpüleyen vasıtaların kullanıldığı dünyada siyasi mücadeleyi sürdürmek kolay değildir. Vatanın ve milletin etrafını kuşatmış ezeli, sinsi düşmanların kol gezdiği, yeni teknolojik imkanların kullanıldığı dijital dünyada siyasi mücadele basit değildir. Türk ve İslam dünyası gibi köklü milletler topluluklarının oluşturduğu bir dünyaya liderlik yapacak yeni bir Muhteşem Türkiye’yi kurmak kolay değildir.

Bütün bu olumsuz şartlar yanında Millet Partisi’nin mücadelesini engellemek isteyen hadsizler, gafiller ve hainler vardır. Milletin mücadelesini engellemek, tökezletmek, ayağını kaydırmak isteyenler hep olmuştur. Mücadelenin başarıya giden dikenli yollarında daima üstünden atlayacak bir takoz, paçaları kirleten bir çamur olagelmiştir.

Millet mücadelesi karşılaştığı zorlukları yok edecek kudrete sahiptir. Bu kudretin ilham kaynağı tarihimizdeki yedi düvele karşı verilmiş, zafer destanları olan amansız, çileli mücadelelerdir.

Millet’e düşmanlık edenlerin, bu düşmanlıklarını devam ettirmek için sığındıkları sebepler vardır. Bu sebepleri iki başlık altında toplamak mümkündür. Düşmanlık ya millete karşı hainlik içinde bulunmak, ya da milletin evladı olduğundan habersiz, bilgisizlik ve cahillikten kaynaklanan gafilliktir. İşte bu Millet Düşmanları karşısında yapılacak iş, Millet Mücadelesini zafere götürecek çılgın ve amansız mücadeledir.

Bu mücadelede, mevcut siyasi iktidarların devamında menfaati olan menfaatperestler yeni bir iktidar istemezler. Mevcut siyasi iktidar tarafından hak etmediği halde nemalandırılan haramzadeler iktidarın değişmesini istemezler. Karnı tok, sırtı pek, bu adaletsiz ve soygun düzeninden beslenenler, rahatlarının bozulmasını istemeyen, bu adaletsizliklerin devamında çıkarı olanlar, “neme lazım”cılar siyasi iktidarın değişmesini istemeyeceklerdir. Mevcut siyasi iktidarın devamında mevki ve makam düşkünlüğünü tatmin eden hadsizler, mevcut iktidar zamanında hayal bile edemeyecekleri servetlerine servet katan soysuzlar, iktidar marifeti ile helal veya haram demeden midesini şişiren haramzadeler düşman safında yer alırlar. Mevcut iktidar dönemi sebebi ile şahsi emellerine kavuşmuş ama komşusunu, arkadaşını ve diğerlerini düşünmeyen akılsızlar, ahlaksızlar daima haklı bir davanın karşısında, Millet düşmanlarının safında yer alacaklardır. Çilekeş bir hayat sürdürerek, kıt kanaat geçimini sağlamakla beraber kazandıklarını yitirme korkusu ile hayata bağlanan gafiller de düşman cephesinde yer alacaklardır.

Millet Mücadelesinin getireceği muhteşem, muasır saadet dönemine doğrudan doğruya düşman olanları karşınızda göreceksiniz. Türk ve İslam dünyasının tarih boyu ve son dönem tabii rehberliğini yapan bir milletin dünyada düşmanları çoktur. Türk Milletinin yeniden şahlanmasını istemeyen, varlığına ezelden beridir düşman olanlarla karşı karşıya geleceksiniz. Millet Mücadelesinde Türk milletinin ideallerine şartsız ve katıksız düşmanlıklarını sürdürenler millet düşmanlarının saflarını güçlendireceklerdir. Türk Milletinin, inancına, ahlakına, töresine düşman olanları karşınızda bulacaksınız.

Millet Partisinin siyasi mücadelesi, en belirgin karakteristik özelliği olarak, bu zorluklara rağmen devam etmektedir. Milletin mücadelesinin devam ettiği bu dünyada dost ve düşman belli olsun. Dostun kim, düşmanın kim; bunları tanımak gerek. Bazen dost ve düşman arasında küçük bir çizgi vardır. Bazen dost düşman birbirine karışır. Bazen at izi, it izine de karışır. İnsanlar yaşadıkları kalabalık içinde kiminle beraber olduklarını da karıştırabilirler. İşte temiz bir hayat yaşama şansını ancak Millet Mücadelesi davasında bulabilirsin.

Gün gelir dost bildiklerin seni sırtından bıçaklayabilir. Gün gelir dostlarının kendi kör nefislerine mağlubiyetleri sebebi ile, dün “can kardeşim” dediğine, çekinmeden “tu kaka” diyebilme gafleti, hatta ihaneti içinde bulunabilirler. Ancak mücadeledir ki, dostu düşmandan ayırır. Mücadelenin amansız sınavı içinde dost kim, dönek kim, hain kim, gafil kim ayırt edilebilir. Bu durum millet düşmanlarının uyguladıkları bir savaş taktiğidir. Düşmanını öldürmek yerine düşman gücünü zayıflatmak, zaafa uğratmak üzere birbirine düşman haline getirmek daha ucuz bir mücadele taktiğidir.

Mücadelenin amansız yangını içinde kavrulmuş, yanmış ve üzerindeki küllerinden tanınmaz hale gelmiş, kör nefislerine uyarak gaflet uykusunda kalmış kişilerin uyanmaları ve küllerinden arınarak, yeniden hayata doğacak şekilde can damarlarını çalıştırıp gürbüz hale gelmesi, uyanması, hayata yeniden doğması da mümkündür. Mücadelenin içinde bu yangına düşmeden önce uyanmak, silkinmek ve kendine gelmek de yüksek bir marifettir. Burada Hz. Ömer (R.A.) sözünü hatırlamak lazım. “Hata yapan bir kişiyi affet. Ama yaptığı hatayı unutma.”

Millet Partisinin siyasi mücadelesi zordur ama şereflidir, muhteremdir. İşte bu ahval ve şartlara rağmen Millet Partisinin siyasi mücadelesini başarı ile sonuçlandırmak temel görevdir. Milletin yok oluşa giden yıkılışını durdurmak isteyen her vatandaşın Millet Partisi mücadelesinde yer almak mecburiyeti vardır.

Millet Partisinin siyasi mücadelesini anlayabilmek için onu yaşamak gerek. Millet mücadelesinin zaferle şereflendiğini görmek isteyenler, ızdırap içinde inleyen bu milletin, yaralı bir aslan gibi inleyen bu milletin, haykırarak, kükreyerek ayağa kalktığı şeref ve şan dolu zaferini görmek isteyenler bu kutlu savaşa koşsunlar. Yüreğinde kardeş sevgisi, ana, baba sevgisi, vatan ve dava aşkı taşıyanlar, inancını baş tacı yapmak isteyenler, korktuklarından emin olmak isteyenler, umutla Allah’tan yardım dileyenler, umduklarına nail olmak isteyenler, övünç ve kıvanç kaynağı olacak zafere, Millet mücadelesine koşsunlar. Başınızda tufan kopmadan, pişman olacağın bir “of” çekmeden önce, vakit gençliğini sömürüp saçlarını ağartmadan, kuru ot haline getirmeden önce, “keşke” deyip yanan ömrünün küllerine bakmadan önce, geç kalmadan Millet’in zaferine, Millet mücadelesine koş.

Devamını Oku

NE KONUŞMALI?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

NE KONUŞMALI?
Hacı Ali Özdemir

Ülkemizde milletin problemleri varsa konuşulacak ve yazılacak konular bellidir ve çok fazladır.
Bunlar kısaca milletin meselesidir. Mesele, problem, milli ızdırap, buhranlar milletin meseleleridir.

porno indir

porno seyret

porno izle

Milletin meselelerini konuşmak demek; milli ızdırabı, problemleri art arda sıralamak demek değildir. Milli ızdıraptan habersiz olanlar için bir bilen tarafından problemler açıklanmalıdır. Açıklanan problemlerin ortaya konması yetmez, çözüm yolları da gösterilmelidir. Genelde problemleri sıralamayı herkes yapar. Ama çözüm yollarını göstermek özel bir iştir.

Problemlerin doğru çözüm yolunu göstermeye ehil olmayanların meseleleri anlatması sakıncalıdır. Meseleleri çözmek, ehil bir kadronun yapacağı çalışmalarla olur.

Teşkilatlanmış ve kadrolaşmış bir hareketin problemler karşısında yenik düşmemesinin ilk şartı ehliyettir ve liyakattir. Ehliyetli olmak doğru bir ideolojiye, haklı bir inanca sahip olan kişilerin görüşlerini tarih deneyiminin süzgecinden geçirerek sunmasıyla mümkündür.
Milletin kaderine hükmeden kişilerin ehliyet ve liyakatten uzak olması problemlerin baş kaynağıdır.

Milletin kaderine hükmeden kişilerin ehliyetli olması yanında liyakatli olması da gerekir. Makam ve görevlere atanan kişilerin liyakatli olması işlerin düzgün ve doğru yapılmasını sağlar. Seçilen ve atanan kişilerin bulundukları makama uygun olması demek; kişinin bilgili, becerikli, iyi ahlaklı, doğru, dürüst, emanete ihanet etmeyen, yol arkadaşları ile iyi geçinen ve kendisi ile iyi geçinilen, milletin inanç ve ideolojisine sadık, milli değerlere bağlı olması demektir. Ehliyet ve liyakatin en belirgin ve ihtiyaç duyulan özellikleri bunlardır.

​Bir sonraki sohbette devletin emanet edileceği kadrolardan bahsedeceğiz.

Kalın sağlıcakla.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.