DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 584007-1,97%
İstanbul
18°

AÇIK

05:51

İMSAK'A KALAN SÜRE

Atanur ÇELİK

Atanur ÇELİK

08 Mayıs 2021 Cumartesi

Atanur ÇELİK ;HAYALİMDEKİ ÇİN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

HAYALİMDEKİ ÇİN
Millî Eğitim Bakanlığı “Hayalimdeki Çin” resim yarışmasını iptal etmelidir!

Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nün genelge ile Bakanlık teşkilatına duyurduğu “Hayalimdeki Çin” resim yarışması, “Doğu Türkistan’ın” içinde bulunduğu şartlar itibarıyla kabul edilemez bir faaliyettir.

Çin’in Uygur Özerk bölgesinde sürdürdüğü öldürme, yaralama, hapislere doldurma, mankurtlaştırıma gibi uygulamalar ve soykırıma varan siyaset bütün dünyada ciddi tepkilere yol açarken, Türkiye’nin kanayan bu yarayı görmezden gelerek “Türk Milletini” rencide edecek böyle bir yarışmaya destek Milli Eğitim Bakanlığının destek olması, teşvik etmesinin makul bir açıklaması olamaz.

Bugün Çin’in bölgede yaptıkları ile ilgili bütün dünyada tepkiler yükselirken, pek çok ülke Çin’i soykırım yapmakla suçlarken Türkiye’nin Uygur Türkleriyle ilgili konuya bigane kalması kabul edilemez.

Türkiye’nin dil, din ve kültürel bağlarla bağlı olduğu bir topluluk topyekûn zulme, asimile edilmeye maruz kalırken “hayalimizdeki Çin” resimlerinde kan ve gözyaşından başka çizilecek ne olabilir ki?

Hatadan, yanlıştan dönmek, erdemdir, fazilettir….! Millî Eğitim Bakanlığı hatadan dönme faziletini göstermelidir. Aksi halde millet nezdinde Çin’in yönetiminin kardeşlerimize uyguladığı zulmün meşrulaştırıcısı olarak damgalanacaktır ki, Tük Milletine asla yakışmaz.

Çin yönetimi ve Çin destekçisi kesimler “Uygur Türklerine” uygulanan zulümleri inkâr ediyorlar. Eğer böyle bir zulüm yoksa, bu bölgeye Türkiye Cumhuriyeti ve bağımsız uluslararası heyetlerin giderek incelemesine Çin hükümeti izin verilmelidir. İnceleme maksadıyla giden heyetlere her türlü kolaylık sağlanmalıdır.
İnsanlık bunu gerekli kılar.
Atanur ÇELİK
Millet Partisi Atakum ilçe Başkanı

Devamını Oku

Okçular tepesini terk eden annelere

0

BEĞENDİM

ABONE OL
Okçular tepesini terk eden annelere
 
Analarımızın evlerimizden uzaklaştırılmasıyla birlikte nesillerimizi tehdit eden büyük facia başlamış oldu. Evde ana kalmayınca ana okulları açtık, huzur kalmayınca huzur evleri açtık
 
Ancak hiçbir suni tedbir bu bozgunun önüne geçemedi. Kreşlerin bakıcıların ve bakım evlerinin baharında yetişen nesillerimiz avuçlarımızdan kayıp gitti.
 
O gün okçular tepeyi terk ettiği için Hazreti Hamza (ra) ciğeri parçalanarak şehit edilmişti
 
Bugün analarımız evlerimizi terk etti içinde nice Hamzalar, Mus’ablar televizyonun, internetin ve dizilerin pençesinde kalpleri zihinleri paramparça edilerek heba edildi.
 
Dünyevileşmenin iliklerimize kadar işlemesiyle birlikte nesillerimizin geleceği ile ilgili önceliklerimiz değişti.
 
Evlatlarımızın aldığı notlar ya da kaçırdığı deneme sınavları yüzünden neredeyse depresyona girerken her gün kaçırdıkları namazlar için yüzümüzü bile ekşitmez olduk.
 
Tapusu bize ait olan evlerimizin baş köşesine televizyon gündemini de diziler ve magazin programları işgal etti. geniş odalar, salonlar, mutfaklar, mobilyalar arasında afiyeti huzuru ve bereketi kaybettik.
 
Daha konforlu bir hayat, daha iyi bir ev, daha iyi bir araba hayalleri kurarken İslami hedef ve ideallerimizi unuttuk. muhafazakar demokrasinin pençesinde din ve dünya arasında gidip gelen nesillerimizi bu keşmekeşten kurtaracak ve yeniden ihya edebilecek son sığınak evlerimizdir.
 
Okçular tepesinde Abdullah Bin Zübeyr (ra) bilinci ile müdafaa etmemiz gereken son tepe evlerimizdir. Bu büyük müdafaa da en büyük görev annelerimize düşmektedir.
 
Bir evde asli görevinin şuuruna varmış bir anne varsa ve yıkılmaz bir kale gibidir şuurlu annelerin bulunduğu evlerin gündemleri Kur’an‘dır bu evlerde erkeğin ya da kadının değil sadece Allah’ın sözü geçer.
 
Milletimizin ve İslam Dünyasının yeniden toparlanması bu evler ve ailesini toparlayarak Fatihler ve Selahaddinler yetiştirecek yuvalar kuran anneler eliyle olacaktır.
 
İşte bu annelerin evleri milletimizin elinde kalan son okçular tepesidir.
 
Devamını Oku

İSTİKLAL MARŞI VE ÇANAKKALE’Yİ ANLAMAK

0

BEĞENDİM

ABONE OL

-Çanakkale Zaferi haberini aldığında kıldığın şükür namazına,

– Kağıdın olmadığı için duvara yazdığın İstiklal Marşına,

– Marşın güftesi kürsüde okunurken üzerindeki kiralık cekete ve o ceketin cebindeki 2 kuruşa,

– Cenazeni kaldıran bir kaç şuurlu genç insana,

Ve mahcubiyetine, onuruna, gururuna, namusuna, dürüstlüğüne, kifayetine ve dahi vatan aşkına Allah şahit, biz de bunlardan haberdarız.

Saygı ve minnetle

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak, toprağı sıksan şühedâ!

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Bu akşam Millet Derneği Samsun Şube Başkanlığı tarafından düzenlenen İSTİKLAL MARŞIMIZIN KABULÜNÜN 100. YILI VE ÇANAKKALE ZAFERİMİZ konulu bir seminer ile izleyici karşısında idim. Millet Derneği Samsun şube yönetim kuruluna böyle bir gece yaşanmasına vesile oldukları için çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle bugünün anlam ve önemine binaen  bu toprakları bizlere vatan olarak bırakmak için kan ve canlarını feda eden şehitlerimiz için birer Fatiha okumasının  ardından Bayrak Yayıncılık tarafından hazırlanan video ile Burhan TAŞTEPE beyin sesinden İstiklal Marşımızı dinleme ile başlayan  moderatör olarak hem bana hem de tüm katılımcılara güzel bir gece yaşattığımızı düşünüyorum.

İstiklal Marşımızın kabulünün 100. Yılı vesilesi ile Eğitimci Yazar Sayın Yahya DEMELİ bey İstiklal Marşımız ve Mehmet AKİF ile ilgili sunum yaparak rahmetli Akif’in hayatı ve İstiklal Marşımızın yazılış hikayesini  anlatarak bizleri 100 yıl öncesine götürdü.

Burhan TAŞTEPE  bey  Mehmet AKİF ERSOY’un Atiyi Karanlık Görerek Azmi Bırakmak ve Ayşe TÜRKMEN hanımefendi Arif Nihat ASYA’nın Bayrak adlı şiirlerini hazırlanan fon müzikleri eşliğinde seslendirmeleri ile gecenin güzelliğine renk kattılar.

Programın sürpriz konuğu Öğretmen, millet davasının genç  kartallarından Ahmet EK bey, Çanakkale ve Yemen Türküleri ile izleyicilere ayrı bir heyecan verdi.

Selahattin Adil Efendilerin, “Ahmet Rıfkı” bölümünü açarak veresiye defterini “Bu hesap Ahmet Rıfkı’nın kanıyla ödenmiştir vesselam.” Diyerek yaşanan bir destanın adıdır Çanakkale.

Türk’ün, Acem’in, Arap’ın, Kürd’ün koyun koyuna yattığı vatan toprağının adıdır Çanakkale.

Eğitimci ve Araştırmacı Yazar Abdurrahman ZEYNAL bey ÇANAKKALE zaferimiz ile ilgili yaptığı sunum ile 106. Yıl önce Asım’ın neslinin nasıl zafere ulaştığını, Seyit Onbaşıların, kınalı kuzuların, Cevdet paşa, diğer tüm Mehmetçiklerimizin ve Mustafa KEMAL paşanın nasıl can ve baş ile mücadelelerini ve yedi düvel dediğimiz düşmanın bir gece yarısı Çanakkale’yi nasıl terk ettiklerini anlattı. Geceye şiirler ile devam ederek renk katan değerli konuklarımız;

Burhan TAŞTEPE

Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’

Davransana… Eller de senin, baş da senindir!

Ayşe TÜRKMEN

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,
Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü

Mehmet MUTLUĞOLU

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Hakkı ŞENER

Nerede bir mazlum kalınca darda

Hızır hazır olup gelirmiş orda

Selami YILDIRIM

Çanakkale Boğazı’na saldıran vahşi sırtlan

Kan, gözyaşı ve yangındı senden geriye kalan

İdris TAŞPINAR

Cihana yazdığın destanlar sende,

Zulme baş eğdiren sultanlar sende,

Sana yol gösteren çolpanlar sende,

Mısraları ile başlayan şiirleri  misafirlere harika bir gece yaşattığından eminim.

Bu programın yapımında emeği geçen başta Balıkesir’den yazar Sevgi ATAŞ hanımefendi, Tokat’tan İdris DURMUŞ ve Abdülkadir TÜRK beyler olmak üzere teknik olarak yardımcı olanİstanbul’dan Ömer AYHAN beye ve davetimi kırmayarak konuklarım olan Abdurrahman ZEYNAL, Ahmet EK, Ayşe TÜRKMEN, Burhan TAŞTEPE,  Hakkı ŞENER, İdris TAŞPINAR, Selami YILDIRIM ve Yahya DEMELİ’ye  ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Allah’ım bizi hatır tutanlardan eyle.

Gönül bilenlerden eyle.

Vefa gösterenlerden eyle

Senin hatırını her hatırın üstünde tutanlardan eyle

Tevazuyu ilke edinip buna göre yaşayanlardan eyle.

Bizi ilmiyle amil, irfanıyla kamil, Kuran’ı hamil kullarından eyle!

Devamını Oku

DİJİTAL BİR PROGRAMLA İZLEYİCİ İLE BULUŞMAK

0

BEĞENDİM

ABONE OL

DİJİTAL BİR PROGRAMLA İZLEYİCİ İLE BULUŞMAK

21 Şubat 2021 Cumartesi günü Millet Derneği Samsun Şube yönetimi tarafından hazırlanan sunum ve moderatörlüğünü  benim yaptığım ZOOM uygulamasında ki canlı yayında :

Evi ev yapan da toprağı vatan yapan da kadın… Ana kadın, bacı kadın, yâr kadın.

İnsanlığın özü kadın…

Söze böyle başladı konuğum yazar Sayın Sevgi ATAŞ hanımefendi. Türkiye’nin her yerinden  yüzlerce izleyecinin de katıldığı programda çok önemli konulara değindi değerli konuğumuz.

Katılımcılar tarafından da ilgi ile izlenen programda sayın ATAŞ Kadın ve Kadının Analık Vasfı konulu sunumunda  şunları anlattı.

Evet, konumuz kadını tanımak ve annelik vasfı. Aile hayatının kurulmasında çok önemli sorumluluklar yüklenmiştir kadın. Ayrıca şefkat ve cemal sahibi olarak yuvanın muvazenesini sağladığını da unutmamak gerekir. Dünkü annelerin etkin rolüyle günümüz anneliğin zorluğunu elbette göz ardı etmiyoruz.

Araştırmalara göre kadın beyninde işitme ve dil yetilerinin bulunduğu bölgedeki

hücre sayısı erkeklerden çok daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Daha detaycı, süreçleri bir

arada yürütebilen, sezgileri kuvvetli enteresan beyne sahiptir. Duygu konusunda da potansiyel

yetenekle iletişim esnasında karşısındaki kişinin ses tonuna ve beden diline daha kolay anlam

verebiliyor.

Dolayısıyla idrak, derin anlama; tefekkür, tevekkül etmek, çok gezmek, çok yorumlamak,

münakaşa, münazara etmek bütün bunlar kadınlar için bir arada yapılması mümkün olan

şeylerdir.

Dil mi güzel dilber mi güzel, der atalarımız. Kadının dil zekâsı ve sosyal zekâsı daha

yüksektir. Onun için spikerler, halkla ilişkiler sorumlusu, moda tasarımcısı, strateji uzmanı

gibi birçok meslek alanlarında kadınlar daha başarılıdır.

Küçük dünyamız olan yuvamızda Allah’ın bize emaneti olan çocuklarımızı dikkatle takip

ettiğimizde bunu bariz olarak görürüz. Kız çocukları büyüyüp konuşmaya başladıktan sonra

tatlı dilleriyle kendilerini sevdirirken; erkek çocuklar kanepe tepelerinde oyun oynamak için

zıplayıp dururlar.

Allah, kadına doğuştan zarafet ve incelik bahşetmiş. Bunun yanı sıra merhametli oluşu,

içten ve doğal gülüşü, sadakati, rikkati, dürüstlüğü, iyi kalpli olması, anlayışlı olması da

kadının özelliklerindendir. Bu noktada biyolojik olarak kadınla erkeğin eşit olduğunu

söylemek yanlış olur. Bir elmanın iki yarısı gibi birbirinin tamamlayıcısı diyebiliriz. Kadın,

kadın olduğu için aşağı, erkek de erkek olduğu için üstün değildir. Sadece birbirinden

farklıdırlar.

Kadının da, erkeğin de anası; kadın. Ana olmak tarifsiz bir his… Kadını başkalaştıran bir

tecrübe… Bu şefkat ve özen sadece kendi yetiştirdiği çocuğa değil, tüm çocuklara yetecek

kadar büyük bir potansiyel. Zaten şefkatli olmanın yolu bütün yaratılmışlara sevgi göstermek

değil midir?

Şimdi, Sokrates “Ne pahasına olursa olsun, evlenin. Karınız iyi olursa mutlu olursunuz,

yok fena çıkarsa o zaman da filozof olursunuz.” Diyor ya! Erkekler, bu özel ve güzel kadınları omuzlar üzerinde taşımaya layık gördükçe, adaletle, şefkatle muamele ettikleri sürece

yuvalarında huzurlu olurlar. Dünyanın daha yaşanılır hale gelmesinde kimsenin itiraz etmeyeceği kanaatindeyim.

Analar evlatlarını, sevdiklerini kanatlarının altına alıp koruma ve yaşatma konusunda

mahirler. Aynı zamanda sezgileri güçlüdür. Kilometrelerce uzakta olan evladının hasta

olduğunu ya da başının darda olduğunu hisseder. Memesinin sızlamasıyla, kundaktaki

yavrusunun açıkmış olduğunu da hisseder. Anadır o. Aklı kâmildir.

Tarih boyunca çeşitli toplumlarda farklı statülerde bulunduğunu, anaerkil aile yapısının

geçerli olduğu bazı toplumlarda kutsallaştırıldığını… Bazılarında ise eşit statü ve haklara sahip

olduğunu biliyoruz. Ataerkil toplumlarda ise çoğunlukla erkeğe göre ikinci derecede bir statü

taşıdığını hatta bazı kültürlerde hemen hemen hiçbir hak ve değere sahip olmadığını da genel

bir tespit olarak söyleyebiliriz.

Anaerkil aile tipini savunanlara göre kadın, insan hayatının kaynağı, doğurganlığı ve

verimliliği sebebiyle ilahlaştırılmıştır. Tabiata olan benzerliğinden dolayı tabiatın sembolü

sayılarak verimlilik ilahesi olarak da tasvir edilmiştir. Böylece bereket tanrıçası ve ana tanrıça

kültü oluşmuş. Bizim kültürümüz her ne kadar ataerkil aile yapısına sahip gibi görünse de ben

bunu kabul etmiyorum. Bana göre biz anaerkil bir kültürden geliyoruz.

Çok mu iddialı konuştum…Dönüp tarihe bir bakalım.

Tarihe adını yazdıran yiğit kadınlardan Hayme Ana… Süleyman Şah Fırat Nehrini

geçerken boğularak öldüğünde kayı boyunun başsız bırakmayan o Türkmen kızı, Anadolu’yu

Türk toprağı yapan Ertuğrul Gazi’nin anası, Türkmen geleneğinin taşıyıcısı, teşkilatının

Hayme bacısı. Tarihe yön veren başat kadınlardandı.

Yolunuz düşer de ziyaret etmek isterseniz Hayme Ananın türbesi Kütahya’nın Domaniç

ilçesine bağlı Çarşamba köyünde bulunmaktadır.

İstanbul’u fetheden Fatih Sultandı… Ancak, şehri hanım sultanlar imar etti; desem yanlış

bir cümle kurmuş olmam. Şöyle bir İstanbul’a gidip gezelim…

Topkapı Surları içinden girelim. Hemen yanı başımızda Haseki Sultan külliyesini görürüz.

Az ilerisinde Vakıf Guraba Hastanesi, Bezmiâlem Valide Sultanın. Yine az ilerde Pertevniyal

Valide Sultanın yaptırmış olduğu camii ve mektebi görürüz… Biraz yukarı çıkınca Hürrem

Sultan hamamı… Az ilerlediğimizde Cevri kalfanın yaptırmış olduğu mektebi… İstanbul’un

üçüncü büyük külliyesini inşa ettiren Nur Banu Sultanın şefkatli ellerini görüyoruz… Şehri

imar edenler gibi nohut oda, bakla sofa evlerini de imar edenler kadındır. Kadın elinin değdiği

her yer mamur olur. Mutluluğun anahtarıdır kadındır.

Kadın, evini de eşini de sever. Artı bir de kocasını annelik duygusuyla sever. Kadın

erkeğiyle bütünleşmiş birlikteliği sever; ayrılığı ve parçalanmayı tasvip etmez. Yuvasına bağlı

erdemli varlıktır.

Çok önemli olan annelik konusuna tekrar dönersek… Birçok olgu, duygu, düşüncenin

değiştiği gibi annelik kavramı da değişiyor. Anneliğin çerçevesi değiştiği gibi özünde

hissettirdiği duyguda değişiyor. Annelik algısı bu denli evrilirken bunun tarihsel süreçte

değişen şartlara, hissedilen ihtiyaçlara ve eleştirilen uygulamalara karşı tepki niteliğinde

evrim geçirdiği görülmektedir.

Çünkü bilinen geleneksel analarımızın yaklaşımları artık yeni nesil anneler tarafından

kabul görmezken, eski düzene bir tepki ve önyargı düzeyinde söylemler geliştirilmiştir.

Giderek gelişen teknoloji, bilimsel çalışmalar yeni kuşakların ortaya çıkmasıyla

kuşaklararası iletişimde en önemli sorun olmaktadır. Her bir nesil ya da kuşak bir öncekini

anlamıyor, ya da gelişen yeniliklere uyum sağlayamadığı için oluşan yeni kuşak bireylerle

çatışmaya giriyor. Eğer anne bir önceki kuşakta kaldıysa ve yeni kuşağın özelliklerini

anlamıyor, uyum sağlayamıyorsa işte o zaman ailede büyük çatışmalar yaşanıyor.

Her kuşağın kendine özgü dinamikleri, önem verdiği durumlar, kullandığı dil birbirinden

farklılık gösteriyor. Mesela 1995-2002 arasında doğanlar için “Kaygı Kuşağı” diye bir

sınıflama da yapılmıştır. Bu kuşak: üreticiler, yaratıcılar ve mucitler nesli olarak tanımlanıyor.

Bu zaman diliminde doğanlar, çevresel faktörlerin ve dış̧ dünyanın tehlikelerinin

farkındadırlar. Bu çocukların amacı sadece bir şeyleri satın almak değil, aldıkları o şeyleri

tasarlamak ve yaratmaktır. Bu kuşak önceki kuşaklardan daha endişeli ve benzersiz olma

konusunda daha isteklidir. Ayrıca eşitsizlikten de çok fazla endişe duyuyorlardı.

Sonuç olarak sözlerimi toparlayacak olursam… İnsanın psikolojik doğası gereği kadının

kadın… Erkeğin erkek kimliğiyle sosyal çevreyle yaşaması gerekliliği… Yani… Hayma Ana

gibi ana olup yiğitler yetiştirmek gerekirken… Ya da Nur Banu Sultan gibi kalıcı eserlere

ismimizi kazdırmak için iştiyak göstermemiz gerekirken… “İnternet Çağı”, “Dijital Çağ”,

“Sosyal Medya Çağı”, ”Alfa Çağı” gibi farklı adlarla geldiğimiz nokta zevk kuşağından

robotlaşmış gençlerin vurdumduymaz yaşantısı içler acısı. Dijital çağın kıskacına takılmış,

ecdadından, kültüründen habersiz bir gençliğin yaşantısına üzülerek şahit oluyoruz, diyerek

hissiyatımın da tazyikiyle bu kadar uzun konuşmamdan dolayı, beni sabırla dinleme

nezaketinde bulunduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum.

Allah’ım! Bizi elden, ayaktan gözden ve gönülden düşürmesin! Kıyamet günü bizi,

annemizi, babamızı, kardeşlerimizi, evlatlarımızı ve sevdiklerimizi korusun.

Programa katılan izleyecilerin içerisinde bayanlarında katılımın olması programımıza renk kattı. İzleyicilerimizden Tokat’tan Eğitimci Yazar Abdülkadir TÜRK, Gaziantep’ten Av. Ali BAKIM beyler ve Adıyaman’dan Ayşegül BERKAYA hanımın da katkıları ile görüş beyan etmeleri ayrıca renk kattı programa.

Böyle bir programda moderatör olarak bulunmak bana da ayrıca gurur verdi. Bu programa katılan ve mazeretlerinden dolayı katılamayan tüm millet dostlarına bir kez daha teşekkür ediyor, yeni programların da haberini siz değerli okurlarımıza paylaşmayı Allah inşallah bizlere tekrar nasip eder.

 

Devamını Oku

SES VERİN TÜRK VE İSLAM DÜNYASI

0

BEĞENDİM

ABONE OL
DUYUN ARTIK BU FERYATLARI…….
 
Turan Turan diyerek yıllarca bu insanların umudu olanlar!!!!!!
İşte sizin Turan diyerek umutlandırdığınız insanların geldikleri hazin durum…….
MHP’nin Başkanı Sayın BAHÇELİ, MHP’nin Sayın yöneticileri, il ilçe başkanları, Ülkü Ocakları yönetimleri sizlerin Turan davanız bitti mi?
 
Perinçek denen ne idiğü belirsiz birinin kuyruğuna takılıp sessiz kalan AKP gibi sizler de onun kuyruğuna mı takıldınız?
 
Aylan bebek için eylem yapanlar neredesiniz?
Filistin’deki çocuklar için ağlayan eylem yapanlar sizler neredesiniz?
 
Doğu Türkistan yeni bir Endülüs Olma yolunda…..
Somali’de, Myanmar’da, Irak’ta, Ürdün’de, Filistin’de, Mısır’da yaşananlara RABİA işaretleri ile destek olanlar;
 
Doğu TÜRKİSTAN için neden sessiz kalıyorlar. Uygur Türkleri, Uluğ Türkistan’lılar Türk oldukları için mi sesiniz çıkmıyor. Araba, Aceme, Rum’a, Ermeni’ye kapılarını açan Türkiye neden Uygur Türklerine de aynı hakları vermiyorlar.
 
Yoksa onlar sizlere göre Müslüman değiller mi?
 
 
Çin’in İstanbul Konsolosluğu’nun önünde yürekleri paramparça eden bir hâdise yaşandı geçtiğimiz günlerde. 7-8 yaşlarında Doğu Türkistanlı bir çocuk kamplara götürülen ve izi yok edilen babasının hikâyesini haykırıyordu ruhsuz Çinli diplomatlara! Sadece Çinli diplomatlara değil, kameraların önünde, bütün insanlığa!
 
“Sizin babanız yok mu? Sizin çocuklarınız yok mu? Sizin vicdanınız yok mu? Böyle bir vicdansızlık sizin başınıza gelse, ne yapardınız, sessiz mi kalırdınız? Benim babamı nasıl aldınız elimizden, nereye götürdünüz, ne yaptınız benim babama? Ne istiyorsunuz benim babamdan? Neden korkuyorsunuz bizden?”
 
Küçücük çocuğun feryadı, İstanbul semalarında yankılandı, yeri göğü inletti!
Atanur ÇELİK
Millet Partisi Atakum İlçe Başkanı
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.