DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 583987-2,58%
İstanbul
18°

AÇIK

05:51

İMSAK'A KALAN SÜRE

Dilek YILMAZ

Dilek YILMAZ

12 Haziran 2021 Cumartesi

GÜNEY TÜRKİSTAN SOYKIRIMINI DURDURUN

0

BEĞENDİM

ABONE OL

GÜNEY TÜRKİSTAN SOYKIRIMINI DURDURUN!

Afganistan yıllardır kendi içinde düzen sağlayamayan, gitgide istikrar kaybeden bir ülke konumundadır. Bunun en önemli nedeni ise; başa gelen hükümetlerin Taliban ve diğer terör örgütleri karşısında saçma ve anlamsız bir eylemsizlik içinde olmasıdır. Taliban’a yardım ve yataklık eden Afgan hükümeti Türklere zulmetmeye devam etmektedir.

Afganistan’ın dörtte birini oluşturan Türkler kendi bölgelerinde Türk milletine mensup olan hakim ve vali istemektedirler. Taleplerinin aksine bölgeye deneyimsiz ve Türk olmayan valilerin atanması, istikrarsız hükümet ve yatakçıları tarafından sürekli ötekileştirilmeleri, hakarete uğramaları, kaçırılan Türk çocuklarının bulunması için çaba gösterilmemesi sonucu Güney Türkistan Türkleri günler süren eylemler yapmışlardır. Üstelik bu eylemler sırasında Güney Türkistan bayrağı dalgalandırılmıştır.

Güney Türkistan’da bir yanda Özbek ve Türkmen soydaşlarımız, bir yanda Hazara Türkleri, bir yanda Kırgız Türkleri yıllardır hak ve hukuk savaşı vermektedir. Afgan hükümeti Türklere ait olan toprakları Taliban’a vermek istemektedir. Şu ana kadar 30’dan fazla ilçe işgal edilmiş durumdadır.

Taliban terör örgütüne karşı canla başla savaşan Güney Türkistan Türkleri, Afganistan hükümeti tarafından bilinçli bir şekilde terörün kucağına itilmektedir. Savaş, yoksulluk, güvensizlik, acı, gözyaşı, kaçakçılık, yolsuzluk, terör bölgenin kaderi olmuş durumdadır. Afganistan hiçbir zaman kendi içerisinde çözüme ulaşan medeni bir ülke olamamıştır. Mevcut Afganistan bayrağı Afganistan’daki tüm halkları gölgesinde birleştiremiyorsa, Afganistan coğrafyasının yarısından fazlası Taliban ve IŞİD bayrakları altında geceyi zor sabah ediyorsa; siyasi, ekonomik, kültürel gelişme ve kalkınma bir yana her yıl daha da geriye gidiliyorsa, bölgedeki Türkler artık kendi kaderini kendileri tayin etmek zorundadır.

Afgan Hükümeti, Peştunlar, Taliban ve çeşitli terör örgütleri birlik olup bölgedeki Türk varlığını yok etmek istiyor. Siviller öldürülüyor, Türk askerleri esir alınıyor. Yüzlerce soydaşımız evinden sürgün ediliyor, eğitim hakları, ana dil hakları ellerinden alınıyor. Bölgede Özbek, Türkmen, Kırgız soydaşlarımızın sayıları azımsanmayacak kadar çok olmasına karşın; Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan’dan ve Türkiye dahil olmak üzere Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinden bu zulümlere karşı ses yükselmemektedir. Güney Türkistan Türklük bilinci oldukça yüksek bir coğrafyadır. Soydaşlarımız Faşist Afgan Hükümetinin, Taliban’ın, Peştunların insafına asla terk edilmemelidir.

Yarın geç olmadan;
#GüneyTürkistanSoykırımınıDurdurun

TÜRKLÜK BİLİMCİ (TÜRKOLOG)
DİLEK YILMAZ

Devamını Oku

ÇİN FELSEFESİ: ‘‘FARK TEHDİTTİR!’’

0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÇİN FELSEFESİ: ‘‘FARK TEHDİTTİR!’’

Çin felsefesi ‘‘Fark tehdittir!’’ üzerine kuruludur. Bu düşünce doğrultusunda Çin Komünist Partisi, işgal ettiği topraklardaki ırklara karşı tarihten beri asimilasyon politikası yürütmektedir. Doğu Türkistan Türkleri başta olmakla baskı altına aldığı her ulusun ırk, dil, din, kültür özelliklerini ortadan kaldırıp ‘tek tip bir Çin milleti’ oluşturmayı amaçlamaktadır.

Çin Komünist Partisi’nin yıllardır Doğu Türkistan’da Türklere özgü her türlü yaşam alanını sistematik bir biçimde yok ettiğini biliyoruz. ‘‘İslamiyet’i Çinlileştirme’‘ projesini başlatan Çin Hükümeti hızla camileri yıkmaya başlamıştı. Dünya çapında gelen tepkiler üzerine inkar politikasına sarılan Çin, yayınlanan uydu görüntüleri karşısında köşeye sıkışmış, camilerin yenileneceğini iddia etmişti. Ancak bölgede yenilenen cami yok. Hem olsa dahi gidecek insan kalmadı. Ya köle işçi olarak Çin’deki fabrikalarda, ya toplama kamplarında işkence ve soykırım altında yaşam savaşı veriyor soydaşlarımız.

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada Çinli Müslümanların yaşadığı bölgedeki bir caminin, Çin Komünist Partisi tarafından yıkılışına ve Çinli Müslümanların isyanlarına şahit olduk. Çinli Müslüman bir kadın ‘‘Camilerimizi yıkabilirsiniz ama inancımızı yıkamazsınız!’’ diye haykırıyordu. Çin kendi milletinden olan Müslümanlara dahi hak hukuk tanımıyor.

Toplama kamplarını da önce inkar eden Çin daha sonraları, Doğu Türkistan Türklerini olası suçlardan, terörizmden, aşırıcılıktan kurtarmak ve meslek edindirmek için ‘‘yeniden eğitim kampları’’ adı altındaki toplama kamplarına aldıklarını savunmuştu. Bu kamplarda kalan soydaşlarımızın suçlarına bakacak olursak;

‘‘Türk olmak, Türkçe konuşmak, evine iş yerine Doğu Türkistan bayrağı asmak, Türk gibi giyinmek, inancını ve kültürünü yaşamak, çocuk doğurmak, çocuğunu Türk kültürüne göre yetiştirmek, Türk ile evlenmek, yurt dışına çıkmak, Türkiye’de okumak, kitap çıkarmak; vatan sevgisi, özgürlük, bağımsızlık gibi düşüncelere sahip olmak, Çin’in baskıcı politikalarına itiraz etmek’’ şeklinde özetleyebiliriz. Görüldüğü gibi Çin 21. yüzyılda tüm insan haklarını ve hukukunu hiçe saymaktadır.

Çin bir yandan da gözünü yeni topraklara dikmiş durumda. Çinli bir generalin; ‘‘Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan Tanrı’nın Çinlilere lütfettiği topraklardır. Batı politikamızda en büyük rakibimiz, Amerika ve Rusya değil Türkiye olacak.’’ sözleri oldukça düşündürücüdür. Bu söylemden de anlaşıldığı üzere Çin’in yayılmacı politikasının ucu Türkiye’ye uzanıyor. Atamız Bilge Kağan asırlar önce bugünleri görür gibi öğütlerini taşa kazıtmıştı:

‘‘Çin halkının sözleri tatlı, ipekli kumaşları yumuşak imiş. Tatlı sözlerle, yumuşak ipekli kumaşlarla uzaklarda yaşayan halkları kandırıp kendilerine yaklaştırırlar imiş. Bu halklar yaklaşıp yerleştikten sonra da Çinliler kötü niyetlerini o zaman düşünürler imiş. İyi ve akıllı kişileri, iyi ve cesur kişileri ilerletmezler imiş. Çinlilerin tatlı sözlerine ve yumuşak ipekli kumaşlarına aldanıp ey Türk bodun, çok sayıda öldün! Ey Türk beyleri ve bodunu, bunu işitin! Türk bodun, senin dirilip nasıl devlet sahibi olacağını taşlara kazıyarak işledim; yanılıp nasıl öleceğini de buraya işledim.’’

Tarih tekerrürden ibarettir. Çinlinin yalanı, dolanı, aldatmacası, ikiyüzlülüğü, pişkinliği; bir de ona kanan Türk milleti hiç değişmedi…

DİLEK YILMAZ
TÜRKLÜKBİLİMCİ (TÜRKOLOG)

Devamını Oku

ALTAYLARDAN ANADOLU’YA İKİ BENZER ÖYKÜ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

ALTAYLARDAN ANADOLU’YA İKİ BENZER ÖYKÜ
Büyükbaş Hayvanlara Ölüm Getirme

Altaylarda yaşayan Küsteh adlı bir Kam, Terbeet Mihail’in evine konuk gelmiş. Terbeet Mihail’in eşi çok cimri bir kadınmış. Kam, kadından et pişirmesini istemiş. Fakat kadın etlerinin olmadığını söyleyip Kam’a et pişirmemiş.
Kam kadına; “Biraz bekleyin, etiniz olacak!” deyip çıkıp gitmiş. Kam’ın evi terk etmesinden hemen sonra ev sahibinin öküz ve inekleri ölmüş. Hayvancılıkla geçinen çiftin elinde hiç hayvan kalmamış. O günden sonra evlerinde yoksulluk baş göstermiş.

Anadolu’nun bir köyünde yaşayan Gülşen Nine bir gün evlerinin avlusunda süt süzmüş, peynir yapmış ve süt kazanını kaldırmış. Az sonra kapıya bir yoksul adam gelmiş. Bir parça peynir istemiş nineden. Nine; “Peynirim yok.” demiş. Adam nineye; “Az önce süt süzüp, peynir yapıp kaldırmadın mı?” demiş. Utanan kadın içeri girip peynir getirmiş. Bakmış adam yok. Sağa sola sorsa, adamı gören olmamış. O günden sonra hayvanlarını yitirmiş, sütleri ve unları yitip batmış. Gelenin Hızır olduğunu anlamış ancak iş işten geçmiş ve evinde hiç bereket kalmamış.

Bu iki öykü iki farklı coğrafyadan olsa da, aynı kültürle mayalanan Türk milli hafızasının birer ürünüdür.
İlk öykü bir araştırma kitabından (Türk Bodun Bilimi Araştırmaları, Prof. Dr. Harun Güngör) alınmıştır. İkincisi ise bizzat derlediğim bir öyküdür. Öykü anlatıcısına olayın gerçeklik payını sorduğumda, bu olayı yaşayan kişiden bizzat dinlediğini, köylerinde buna benzer birçok olayın yaşandığını aktardı.

Anadolu’daki Eren, Baba, Abdal, Hızır inanışlarının temel kaynağı Altaylar, Sibirya ve Ötüken’dir. Türklerde ruhlarla iletişime geçmek tarih boyunca önemsenen bir konu olmuştur. Dolayısıyla ruhlarla irtibat sağlayan bazı özel yeteneklere sahip kişiler Türk tarihinin her diliminde karşımıza çıkmıştır. Altaylarda Tanrı ve ruhlarla irtibat kurabilen “Kam”, “Şaman”, “Bahşı” adlarıyla karşımıza çıkan ruhani lider, şifacı hekimlerin Anadolu’daki uzantıları “Baba” , “Eren/Ermiş”, “Hızır”dır diyebiliriz.

Aynı anda başka kılıklarda görünme (don değiştirme); hastalıkları iyileştirme; büyü bozma; yaşlı kadın ve erkeği çocuk sahibi yapma; insan, hayvan ya da cansız bir varlığı taşa çevirme; ateşte yanmama; gelecekle ilgili tahminde bulunma; akıldan geçenleri bilme; doğa güçlerine hükmetme; su üzerinde yürüme; öldükten sonra dirilmiş görünme; bolluk, bereket ya da tersine kıtlık, kuraklık, yoksulluk getirme gibi motifler Altaylarda da Anadolu’da da ruhani güce sahip kişilerin ortak özellikleridir.

DİLEK YILMAZ
TÜRKLÜKBİLİMCİ (TÜRKOLOG)

Devamını Oku

FERGANA VADİSİ SORUNU

0

BEĞENDİM

ABONE OL

FERGANA VADİSİ SORUNU

Geçtiğimiz günlerde Kırgızistan-Özbekistan arasında yıllar öncesine dayanan su ve sınır sorunu henüz çözüme kavuşturulmuşken, bu kez Kırgızistan-Tacikistan arasında çatışma çıkması; Rusya’nın Türkistan’da çözüm istemediğinin ve istikrardan duyduğu rahatsızlığın kanıtıdır.

Kırım’ı ilhak eden, Azerbaycan’ın üzerine Ermeni’yi salan Rus’tur, PKK’lı/YPG’li teröristleri Türkiye’ye karşı silahlandıran, Güney Türkistan’da Özbek-Türkmen kavgası çıkaran, Tacikleri Kırgız’ın başına musallat eden yine Rus’tur. Ve elbette ki oyun arkadaşları da İran, Çin ve ABD’dir.

Keyfi sınırlar çiz.

Komşu ve kardeş ülkeler arasında suni sorunlar yarat.

Uzlaştırıcı rolüne bürünüp içlerine gir.

Araya fitne tohumlarını serp.

Savaş durumunda askerini bölgeye çek.

‘‘Rusya’nın yardımı olmadan dirlik olmaz!’’ algısı oluştur.

Taraflar kavgaya tutuşsun, sen kaymağını ye!…

Kargaşadan beslenen Rusya’nın tarih boyu üstlendiği rol işte budur, Türk’ün huzurunu bozmaktır. Gerilim ve çatışmalara en açık bölgelerin başında Fergana Vadisi gelmektedir.

Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın kesişimindeki Fergana Vadisi dünyanın en şaşırtıcı bölgelerinden biridir. Bölge üzerindeki su kaynaklarının eşitsizlikle paylaştırılmış olması, bilinçli olarak birbirinin içinde kalacak şekilde yapay sınırlar (Anklav/Eksklav) çizilmiş olması taraflar arasında sürekli çatışmalara yol açmaktadır. En ilginç anklav Kırgızistan’daki Soh anklavıdır. Soh; Kırgızistan sınırları içinde, Tacik nüfuslu, Özbekistan egemenliğinde olan bir bölgedir.

29 Nisan’da Kırgızistan-Tacikistan arasında su dağıtım şebekesini kontrol etme nedeniyle çatışmalar çıkmış; Tacikistan askerleri Kırgızistan’ın sınır köylerine ateş açmış, evleri ateşe vermiş ve sivilleri öldürmüştü.

Fergana Vadisi uyuşturucu üretim merkezlerine yakınlığı nedeniyle transit geçiş noktası üzerindedir. Bölgenin bir diğer sorunu da aşırı dini akımlara kapılan teröristlerin üssü haline gelmiş olmasıdır. Bölgede terörizm, silah ve uyuşturucu kaçakçılığı nedeniyle de gerginlikler çıkmaktadır. Kırgız-Tacik çatışmasına, Kırgızistan kuvvetlerinin uyuşturucu trafiğini baltalaması ve Taciklerin maddi kayıplara uğramasının da neden olduğu söyleniyor.

Rusya başta olmak üzere Çin, İran ve ABD yıllardır bölgedeki sorunları kaşımaktadır. İran, soydaşları olan Tacikleri silahlandırırken, ABD bölgede asker bulunduruyor, Çin ise; Türk Cumhuriyetlerine ve Tacikistan’a yatırım vaatleriyle girip bu ülkeleri ekonomik ve siyasi yönden bağımlı hale getirmeyi amaçlıyor. Öyle ki; Tacikistan geçtiğimiz yıllarda ‘‘sınır sorunu çözümü adına’’ kendi toprağının yüzde üçünü Çin’e vermiştir. Çin işgal yoluyla toprağına toprak katabildiği gibi siyasi ve ekonomik gücünü kullanarak masada da toprak almaktan geri durmayan yayılmacı bir devlettir.

Türk Cumhuriyetleri dört bir yandan kıskaca alınmış gibidir. Ulus olarak savaştan yana olmadık, olmayız da. Dış güçler tarafından oynanan oyunların farkına varmak, Rusya’nın ara buluculuğunun hiçbir işe yaramadığını görmek gerekir. Bu aşamada Türk Cumhuriyetlerinin kenetlenmesi ve sorunların taraflar arasında çözülmeye çalışılması şarttır. Manas Ata’nın yurdu, ‘‘Ata Meken’’ kardeş ülke Kırgızistan’ımıza baş sağlığı diliyor, her daim soydaşlarımızın yanında olduğumuzu bildirmek istiyorum!

TÜRKLÜK BİLİMCİ (TÜRKOLOG)
DİLEK YILMAZ

Devamını Oku

KIZIL ELMA’DA GÖRÜŞÜRÜZ! (2)

0

BEĞENDİM

ABONE OL

KIZIL ELMA’DA GÖRÜŞÜRÜZ! (2)

KIZIL ELMA NE ANLAMA GELİR?

Ülküler önce zihinlerde oluşur, gönüllerde yer edinir. Sonra destanlarla dilden dile aktarılır. Bilinçaltında bir yerlerde sürekli var olan o ülküye varma isteği öyle coşar ki, insanlar o ülkü etrafında toplanırlar ve harekete geçerler.

Nihal Atsız’ın dediği gibi, ‘‘ülküsüz topluluk yerinde sayan, ülkülü topluluk yürüyen bir yığındır.’’
Kızıl Elma ülküsü; dünya üzerindeki tüm Türk boylarının bir çatı altında birleşmesini ifade eder. Türk’ün ülküsü Turan’dır, hep daha uzakları arzulamaktır.

porno indir

porno seyret

porno izle

Belki Kızıl Elma hiç gidilemeyecek yerlerdir ancak Kızıl Elma’ya varmak uğruna yollara düşmek oraya varmak kadar onurlu bir davranış değil midir?
Nitekim Mustafa Kemal Atatürk; ‘‘Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapatacağım. Türk Birliğine inanıyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği ile açacak, dünya sükûnunu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne âleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek.’’ demiştir.

Türkler tarihte birkaç kez tek bayrak altında birleşmişlerdir, yine birleşeceklerdir. Bu birleşmeyi istemeyenler Türk’ün gücünden korkan zalimlerdir!
Kızıl Elma konusunda tarihten birkaç örnek verecek olursak; Kastilyalı elçi Clavijo, Timur’un Saray Otağı’nda hakimiyet sembolü olarak elma ve hilalin birlikte kullanıldığını, otağdaki direklerin ucunda bakır(kızıl) renginde elmalar olduğunu aktarır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın kışla ziyaretleri sonrası dönerken ‘‘Kızıl Elma’da görüşürüz’’ dediği aktarılmaktadır. Yine Topkapı Sarayı Kütüphane Müzesi’nde sekiz Osmanlı padişahının resmi bulunduğu, bu sekiz padişahın yedisinin elinde birer elma tuttuğunu görmekteyiz. Osmanlı gibi bir imparatorluğa padişahlık eden atalarımızın elindeki bu elmalar tesadüf değildir.

Geçmişten günümüze ‘‘kızıl elma’’ ve ‘‘hilal’’ Türklerde hakimiyet sembolü olarak kullanılagelmiştir. Öyle ki ‘‘yol nereyedir?’’ sorusuna ‘‘Kızıl Elma’ya’’ yanıtı verdiren de yine bu genetik koddur.
Yukarıda 7 bağımsız Türk devleti var demiştik. Elbette ki varlığımız 7 bağımsız Türk devleti ile sınırlı değil. Bir de özerk diye bildiğimiz işgal altındaki Türk toprakları var. Türk’ün ülküsü tüm Türkleri birleştirmeye dayanır. Ne kutlu töredir Türk töresi, ne kutlu dilektir.

Kızıl Elma!
O halde;
Bizim Kızıl Elma’mız; Nahçıvan, Kırım, Karakalpakistan, Gagavuzya, Karaçay, Dağıstan, Balkarya’dır.
Tataristan, Başkurdistan, Tuva, Şorya, Yakutistan, Hakasya, Altay, Çuvaşistan’dır.
Güney Türkistan, Güney Azerbaycan, Batı Trakya, Türkmeneli,
Bizim Kızıl Elma’mız Doğu Türkistan’dır!
Kanuni Sultan Süleyman’ın deyişiyle; Kızıl Elma’da görüşürüz!

DİLEK YILMAZ
TÜRKLÜKBİLİMCİ (TÜRKOLOG)

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.