DOLAR 9,26200.91%
EURO 10,79210.69%
ALTIN 525,89-0,78
BITCOIN 5655020,27%
İstanbul
13°

PARÇALI BULUTLU

05:46

İMSAK'A KALAN SÜRE

Gölge Adam

Gölge Adam

06 Nisan 2021 Salı

GOMİŞİM O HAVALARA…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

GOMİŞİM O HAVALARA…

Geçenlerde,
Telefonum acı acı çalmıştı…
Arayan,
Benim telefonuma
Kayıtlı olmayan bir numara idi…
Telefonu açarak,
“Alo buyurun” dedim…
“Rahman Beyle mi görüşüyorum?”
“Evet”
“Şey Rahman Bey,
Senin yazılarını sanayi esnafı olarak
Takip ediyoruz…
Yazılarınla dertlilerin
Derdine derman,
Çaresizlere çare oluyorsun…”
Yalan yok
Biraz koltuklarım kabararak,
“Buyurun
Sizinde derdiniz mi var?” diye,
Sanki
Dert babası gibi,
Telefondakine sormuştum…
Ah,
Ahhhhhhhh,
Sormaz olaydım,
Telefondaki bir anlatmaya başladı
Sanki
Makineli tüfek gibiydi…
“Rahman Bey,
Ben Büyük Sanayi Sitesinde
Bir tamirci esnafıyım…
Trabzon’da,
Büyük Sanayi Sitesi,
Demirkırlar Sanayi,
Fatih Sanayi Sitesi,
BAĞ-KUR Sanayi Sitesi,
İpekyolu Sanayi Sitesi diye,
5 tane sanayi sitesi var…
Ayrıca
Değirmendere
Ve
Sanayi Mahallesinin sokak araları
Tamirci dükkânları ile dolu…
Hurda ve
Tamire gelen arabalar yüzünden
Sokak aralarında
Yayan bile gidilmiyor…
Sanayilerin olduğu yerlerde
Park problemi çok fazla var…
Tamir için gelenler,
Ayrıca
Tamircilerin kendi araçları
Yüzünden,
Sanayilerde yürünmüyor bile…
Sanayilerde ki binalar
Çok eski ve
Miadı dolmuş vaziyette…
Dükkân sahipleri
Genellikle
Yatırım amacıyla
Satın alan,
Yurt dışında yaşayan gurbetçiler…
Tamirle uğraşmıyor,
Alacakları kiradan başka
Hiç bir şey düşünmüyorlar…
Kiralar
Aşırı derecede pahalı…
Yeni iş kurmak isteyen,
İstihdam
Sağlamak isteyenlere
Yeni dükkân verilemiyor…
Onun için
Yeni yatırım yok…
Sanayiler,
Trabzon trafiğinin ana sebebi…
Yeni yapılacak olan sanayi sitesine,
Banka,
Kargo şirketleri,
Lokantacı
Ve
Birçok yan şirket taşınacağından,
Trabzon trafiği
Çok rahatlayacaktır…
Sanayideki dükkânlar
40-50 yıllık binalar…
Altyapı bitmiş,
Su tesisatları çürümüş,
Elektrik sistemi çok eski olduğundan
Yangın tehlikesi var…
Çatılar su akıtıyor,
Isıtma sistemi olmadığından
Isınmak için
Yanmış yağ yakılıyor…
Ayrıca
Egzoz gazı sebebiyle
Hava kirliliği had safhada…
Olumsuz şartlar çok olduğundan,
İş kazası sebebiyle
Ölümler fazla oluyor…
Dere yatağı içinde olduğu için
Sel ve taşkınlarda
Dükkânların içi su doluyor…
Ancak
Su tesisatları
Eski olduğundan çürüyen borular yüzünden
Musluklardan su akmıyor…
Parası olan
Sanayi esnafı da
Birçok meseleyi halledemiyor…
Ayrıca
Dükkân alıp
İşyeri açmak isteyenler,
Dükkân bulamadıkları için
Başka kentlere göçmek zorunda kalıyor…
Devlet,
Belediye
Yeni belirleyeceği sanayi sitesinde dükkân yapıp,
Gurbetçilere değil,
Gerçek esnafa satması gerek…
Esnafın
Maddi gücü var ama
Ne yazık ki,
Satın alacak dükkân bulamıyor…
Ayrıca
Değirmendere havzası
Trabzon’un
En düz ve güzel yeridir…
Burada
Mükemmel projeler yapılabilir…
Bu kadar düz
Ve
Güzel bir yeri,
Siyasetçiler niçin değerlendirmez?” diyorken,
“Az bir nefes al,
Dert babasısın diye, bana söyleyince
Beni havalara soktun
Ama
Sizin derdiniz çok,
Bu kadar sorunu Güzin Abla bile gelse
Mümkün değil, çözemez…
Ben dert babasıyım
Ama
Bana da Cevat Hoca okuyup,
Derman oluyor…
Cevat Hocayı yollayım da,
Sanayi esnafını bir okusun…
Size
Belki o çare bulur…
Hayır
Çözüm bulması gereken başkan
Ve
Siyasetçiler,
“Gomuşum o havalara”
Modunda da ondan söyledim…”
Bu
Cevat Hoca olmasa
Trabzon’un hali ne olacak, bilmem…

GÖLGE ADAM

 

Devamını Oku

KİMİN HADDİNE?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

KİMİN HADDİNE?

Anadolu’da ki
Elit bir
Üniversitede,
İşler iyi yürümüyor…
Yeni seçilen
Ego ve
Kibir sahibi yöneticiler,
Tek söz sahibi
Olmak için her yolu deniyorlar…
Onların
Sözünün üstüne
Söz söylenmesini, kabullenemiyorlar…
“Küçük dağları
Biz yarattık” havasında,
Burunlarından kıl aldırmıyorlar…
Onlar,
Yaptıklarının
Eleştiri bile edilmesini, istemiyorlar…
O kadar
Gurur içine girdiler ki,
Ne yapacaklarını
Şaşırmaya başladılar…
Ne yapacaklarını şaşırdıkça
“Şaşıran ördek
Şeyinden suya daldığı gibi”
Hata üzerine
Hata yapan bu gafiller,
Şimdi de
Üniversite de
Çok güzel işlere imza atan,
Bütün çalışanların
Takdirini kazanmış olan
Bir Müdürün
Yerini değiştirdiler…
Onları eleştirenler,
Bu Müdürün yaptıklarını takdir ettikçe,
Sinir krizleri
Geçirmeye başladılar…
Bütün çalışanlarla
Ağabey, kardeş gibi olan
Müdür’ün yaptıklarını hazmedemiyorlar…
“Ben,
Seni istemiyorum” demek,
Ne kadar etiktir?
Demokrasiye inanıyorlarsa,
O fakültede
Referandum yapıp,
“Kimi istediğini” çalışanlara sorarsalar,
Ne demek istediğimi anlarlar…
Kişilerin,
Kendi egolarını
Tatmin etmelerini için
Devletin kurumlarını kullanması
Ne demektir?
“Ben söyledim, oldu” demek,
Kimin haddine?
Çalışanlar aralarında toplanıp
Hep beraber,
“Rektörü,
Genel Sekreteri
Ve
Diğer yöneticileri istemiyoruz” derseler,
Ne olacak?
Çalışan memur ve işçilerin
Hak,
Hukuk,
Adalet duygusunu köreltip,
İş yapanların
Hakkını alamadığı hissine,
İnsanları yöneltiyorlar…
Böyle yaparak,
Ülkeye
Ve
Millete hakaret ediyorlar…
Ne yazık ki,
“Herkesin yaptığı
Yanına kar kalıyor” diye söyleyip,
Ülkeyi
Kaosa doğru sürüklüyorlar…
“İş yapana değil,
Yatana
İtibar var” denilmesini sağlıyorlar…

İşte
Anadolu’da ki
Bu elit üniversitede,
Hemen herkesle iyi geçinen Müdürü
Görevden
Uzaklaştırmak isteyenler,
Kendi çapsızlıklarına
Suçlu bulmak istiyorlar…
Kısa zaman önce
Buralara yönetici atananlar,
Çok yıllar önce
İçlerinde biriktirdikleri kini,
Hemen kustular…
En alttan
En yukarıya çıkan
Müdürü,
Bir türlü hazmedemiyorlar…
Akademisyen,
Memur ayrımı yaparak,
Kendilerini
Üstün bir varlık gibi
Göstermeye çalışmaktalar…
Üstünlüğü
Makam ve mevkide arayanlar,
Makam ve
Mevki bitince,
Şap gibi ortada kalmaktalar…
Makam ve mevki üstünlüğü gütmeden
İnsanlık için
Çabalayanlara ne mutlu…
Bilim Adamı yaftasıyla
Caka satanlar,
Bilim Adamlığından da çok uzaklar…
Hele de,
Bunların yönetici olmaları
Tam bir fiyasko…
Saygın elit üniversitede
Özel birkaç
Bilim İnsanı hariç,
Devletin,
Milletin yararına
Çok önemli bir çalışma yok…
Yapamadıkları
Bilimsel çalışmaların acısını
Ondan,
Bundan çıkarmak isteyen çapsızlar,
İyi işler yapanı da
Bir türlü çekememekteler…

Öyle sinirlendim ki,
Sinirlerime hâkim olamayarak,
Biraz
Karışık anlatmaya çalıştım…
Bilmem
Bir şey anlatabildim mi?

GÖLGE ADAM

 

Devamını Oku

BİR YÜKSELİŞ HİKÂYESİ…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

BİR YÜKSELİŞ HİKÂYESİ…

Biliyorsunuz
Gündemde o var…
Geçenlerde
Bir siyasi partide çalışan
Genç bir adam,
Lüks aracında pudra şekeri
Çekerken yakalandı…
Pudra şekeri çektikten sonra
Biraz kafayı bulmuş…
Bazıları
Kokain çektiğini söylemiş
Ama
Gözaltına alınan adam,
“Pudra şekeri” deyince,
Apar topar şekilde bırakılmıştı…
Şimdi
Pudra çeken bu adamın,
Nereden nereye geldiğini anlatacağım…
2014 yıllarında
Oto pazarında gelen gidene
5 ₺ karşılığında
Fotoğraf çekerek hayatını kazanıyor…
O kadar ki,
Bazı zaman ekmek parası bile
Kazanmakta zorlanıyor…
Bir önceki
Yerel seçimlerde,
İktidar partisinin belediye
Başkan adayı ile beraber çalışıyor…
Sosyal medya
Ve
Grafik işlerini yaptığı aday
Başkan olunca,
Taşeron kadro ile belediyede işe giriyor…
Ondan sonra
Pudracı bu adamın
Yükseliş hikâyesi başlıyor…
Taşeron kadrodaki bu zat,
Belediye
Özel kalem müdürü oluyor…
Ondan sonra
Pudracı,
Yükselişe ve
Paraya para demiyor…
Özel kalem müdürüyken
Ticarete de atılan
Pudracı,
Pizzacı dükkânı açıyor…
Bir şirket açarak,
Belediyenin bütün kırtasiye
İşlerini yapıyor…
Artık
Onun şirketinden başka bir yerden
Alım yapılmıyor…
Pudracı,
Yayın işine de girerek,
Belediyenin dergisini, kitaplarını basıyor…
İş hayatında yükselen
Pudracı,
Onla da kalmıyor…
Özel Kalem Müdürüyken yetmiyor,
Kültür Daire Başkanı oluyor…
Pudracı,
Öyle yükseliyor ki,
Fiyatı 3 Milyonu geçen
Lüks araba sahibi oluyor…
Belediye ile iş yapan
Bir sürü şirkete ortak oluyor…
5 yıl önce
Fotoğrafçılıkla
Karnını bile doyuramayan pudracı,
Artık
Rezidanslarda oturuyor…
Tabi
Pudracı zengin olurda,
Onu oraya getiren
Belediye başkanı olmaz mı?
O da,
Görev yaptığı şehirde
Rantın içinde boğuluyor…
Stadyumun önünde
Rezidans ve
Otel yapmak için bir şirketle, anlaşıyor…
Sayın Cumhurbaşkanının,
6 kattan fazla yapılmaması söylediği
Bu otel ve rezidans,
Belediye başkanının emriyle
Tam 30 kat yapılmış…
O kentin
İl Başkanı,
Belediye Başkanı ve
Pudracı,
El ele verip, hep birlikte yükseliyorlar…
Belediye başkanının
Bu pis işlerini gören halk,
Seçimde
Tercihini başka partiden kullanıp,
Hepsini sahne dışına attı…
Belediyede ki işlerinden
El çektirilen pudracı,
Ünlü bir işadamı olarak
Ankara’ya gidip,
Orada ihale koşturmaya başlıyor…
Ondaki cevheri görenler
Elinden tutup,
Bir partiye getiriyorlar…
Ondan sonrasını
Siz de çok iyi biliyorsunuz…
Tabi
Bu partiden
İlişiği kesilen pudra şekeri içici,
Kendine haksızlık
Yapıldığını düşünmekte…

Konuyla alakalı değil
Ama
Tevfik Fikret’in bir şiirini
Buradan yayınlıyorum…

HAN-I YAĞMA
Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – bu milletin hayatıdır;
Bu milletin ki mustarip, bu milletin ki muhtazır!
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapırhapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir?
Bu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir!
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray,
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay;
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var.
Bu sofra iltifatınızdan işte ab u tab umar.
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malını
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini.
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak!
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak!
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak,
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin,
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!

GÖLGE ADAM

 

Devamını Oku

HER YER GÜLLÜK GÜLİSTANLIK…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

HER YER GÜLLÜK GÜLİSTANLIK…

Seçim olduğunda
Hangi partinin hangi ili,
Kazandığını göstermek için
İlleri,
Rengârenk boyarlardı…
Renge bakarak,
Partilerin kazandığı yerleri anlardık…
Pandemi sebebiyle
Yine
Türkiye’yi boyadılar…
Hangi il
Ne kadar rizikolu diye,
Kırmızı,
Turuncu,
Sarı ve mavi olarak renkler belirlenmiş…
Ne yazık ki,
Karadeniz Bölgesi
En tehlikeli
Renk olan kırmızı ile boyanmış…
Karadeniz Bölgesindeki bütün iller
Ve
Diğer bölgelerde
Birkaç il,
Tehlikenin üst sınırı, kırmızı…

Anadolu’da ki
Elit bir üniversitede,
Pandemiden dolayı
Esnek çalışma başlamıştı…
Akademisyenler,
İşçi ve
Memurlar işlerini aksatmadan
İşyerlerine,
Dönüşümlü geliyor,
Kalabalık ortama girmeden,
Evlerine dönüyorlardı…
Karadeniz Bölgesinde artışa geçen
Korona virüs dolayısıyla,
İl sağlık müdürleri
Ve
Sağlık çalışanları,
Olağanüstü
Bir çalışma ortamına giriyorlardı…
Ancak
Tam bu sırada
Garip bir olay oluyordu…
Elit üniversitenin rektörü,
Sanki her yer
Güllük gülistanlık gibi,
Bütün birimlerde
Esnek çalışmanın sona erdiğini,
Herkesin
Normal şartlar gibi işine,
Gelip, gitmesini emretti…

Şimdi
Soruyorum?
Akademisyen ve memurları
Korona virüsten ölen
O
Elit üniversitede,
Yine
Ölümler olursa,
Sayın Rektör
Sorumlu biri gibi istifa eder mi?
Yoksa
“Bana ne” mi, diyecek…
İl Sağlık Müdürünün
Kendini yıpratır şekilde söylediği
Maske,
Mesafe ve
Temizlik kuralı
Bu elit üniversitede esnerse,
Bunun sorumlusu kim olacak?
Kendi de
Bu virüse yakalanan rektör,
Yoğun bakımda tedavi görmüş,
Bu illeti zor atlatmıştı…
Peki
Bu sorumsuzluk değil mi?
“Ben,
Bu illeti atlattım,
Nasıl olsa
Artık bana bir şey olmaz” mı deniyor…
Bu sorumsuzluğu
Kim sahiplenecek?
Çok yüksek risk altında ki
Karadeniz’de,
Bunu yapmak nedir?

Vallahi
Ben bundan bir şey anlamadım…
En iyi aklıma gelen
Senaryo,
Yeni atanan rektör
Ve
Yönetimin tecrübesizliği…
Sayın rektörü
Yanlış yönlendiriyorlar…
Yanındaki
Danışman ve yardımcıların
Tecrübeli olmadığından,
Bu
Yanlışa düşülüyor…
Çünkü
Dediğimizin tersi olsa,
Özellikle bu dönemde,
Sayın rektöre,
Olabilecek problemler sıralanır,
Ve
Bu yanlışa düşmesine
Engel olunurdu…
Biliyorsunuz,
Türkiye’nin en büyük sorunu
Makam sahiplerine,
“En iyisini,
Siz bilirsiniz efendim
Siz olmazsanız
Bu kurum, bu ülke
Hatta
Kâinat yürümez” denilmesidir…

Neyse
En azından belki bir gün
Herkesin yönetici olamaması
Ve
Olan
Yöneticilerin,
Tecrübeli olması, temennisiyle…

GÖLGE ADAM

 

Devamını Oku

UÇ BEYLİĞİ GÖREVİNDELER…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

UÇ BEYLİĞİ GÖREVİNDELER…

Bazı görevler,
Aslından
Çok daha fazla mana içerir…
O görevi yapanların
Omuzunda,
Büyük yük vardır…
Onlar,
Devleti, milleti temsil edip,
Omuzlarına binen
Yükün farkındadırlar…
Hiç yalpalamamak,
Sürekli
Dik durmak zorundadırlar…
Onlar,
Bayrağın gönderden indirilmemesi,
Vatana
Uzanan kirli elleri
Kırma vazifesi görürler…
Vazifeli oldukları yerde
Devletin baki kalması için
“Uç Beyi” olarak, görev yapmaktadırlar…
Bütün yaptıkları işler
Dikkatle takip edilerek,
Her adımı
Birileri tarafından sorgulanır…

İşte
Bunlardan biri de
Batman Üniversitesinde
Görev yapmakta idi…
Eski
Batman Üniversitesi Rektörü
Prof. Dr. Aydın Durmuş’tan bahsediyorum…
4 yıl görev yaptığı
Batman Üniversitesi’nde,
Çok güzel işler yaptı…
KTÜ olarak gittiğimiz
Batman’da,
Onunla tanıştığımızda
Büyük bir
Misyon yüklendiğini,
Bizzat gözlemleme fırsatı bulduk…
Batman Üniversitesi’ni
Kentle birleştirip,
Dışa açılımını yapmıştı…
Yeni
Üniversitelerden biri olan
Batman Üniversitesine
Modern ve
Çok güzel bir kampüs kazandırmış,
Birçok yeni fakülte ve
Bölümler açmış,
Batman Üniversitesi’ni
Bilimde de,
Yukarılara taşımıştı…
Batman Üniversitesini
Batman kenti ile birleştirmiş
Hep beraber
Birlikte,
Kentin gelişmesini sağlamıştı…
Batman’a
“Doğunun Paris’i” söylenmesine
O da,
Katkı yapmıştı…
Doktorasını
Trabzon KTÜ’deyapan
Prof. Dr. Aydın Durmuş Hoca,
Batman’la
Trabzon arasında
Dostluk köprüleri kurmuştu…
Büyük bir
Misyon üstlenen
Prof. Dr. Aydın Durmuş Hoca
Gönül rahatlığı ile
Görevini,
Yeni atanan rektöre, teslim etmişti…
Ancak
Ne yazık ki ülkemizde
Birçok görev üstlenen
Böyle değerlere,
Gereken önem verilmiyor…
Onların
Yaptığı işlerden
Rahatsız olanların,
İstedikleri olarak, tekrar atanmıyorlar…
Prof. Dr. Aydın Durmuş Hoca
Bir tek
Rektörlük görevini burada ifa etmedi…
Aynı zamanda
Teröre kucak açanları
Ve
Destek olanları,
Üniversiteden uzaklaştırmıştı…
Batman Üniversitesinde,
“Uç Beyliği” vazifesini yapmış,
Asker,
Polis ve
Diğer kolluk kuvvetleriyle
İşbirliği yapmış,
Üniversiteyi
Terör yandaşlarından temizlemişti…
Artık
Batman Üniversitesiyle
Terör,
Bir arada anılmıyor…
Peki
Birçok misyon üstlenen
Prof. Dr. Aydın Durmuş Hoca
Ve
Onun gibilere,
Niçin gereken değer verilmiyor?
Üniversiteyi
Bilim yuvası yapıp,
Asli görevine yönlendirenler,
Niçin dışlanır?
Üniversiteler
Asli görevleri olan
Bilimle değil de
İlla
Başka bir şeylerle mi gündeme gelecek?

İşte
Böyle çılgın sorular
Sürekli
Zihnimi zorluyor…
Ve
Bir türlü
Bu sorulara cevap bulamıyorum…
Bilen varsa
Lütfen
Bana da söyleyebilir mi?

GÖLGE ADAM

 

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.