DOLAR 9,26200.91%
EURO 10,79210.69%
ALTIN 525,89-0,78
BITCOIN 564552-0,30%
İstanbul
13°

PARÇALI BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

Mahmut AKYOL

Mahmut AKYOL

08 Ağustos 2019 Perşembe

VAHİYLE DOĞRULMAK

0

BEĞENDİM

ABONE OL

VAHİYLE DOĞRULMAK 

Mahmut AKYOL

Bu dünyada Müslümanlar dertlidir. İnanan insanların işi zordur. Derdi ve zoru samimi olarak üstlenenler yok denecek kadar az…

Memleketin kötü idare edildiğini söyleyenler çok, fakat “politika, ekonomi, sanat, edebiyat ve sosyal” açıdan bilgi üretmekte insanlar kısır…

Yine de nankör olmamak lazım. Memleketimizde ve Müslüman Âlemde “kıyam” çiçekleri açmaya başlamıştır. Temennim o ki, Rabbim baharımızı yaza döndürür inşaAllah…

Dünya da mevcudiyetini korumaya çalışan 195 ülkeden biri olan “Türkiye”, 783.562 Km. kare üzerinde, 82 Milyon nüfusla varlık mücadelesi veriyor!

Abbasiler döneminde “Talas Savaşı” sonrası Türklerle Araplar arasındaki savaşlar sona ermiş ve İslamiyet Türkler arasında hızla yayılmıştır.

İslâm’ın Hidâyet Güneşi ile Karahan, Gazne, Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye aydınlanmıştır.

İslam’la tanıştıktan sonra Türk Milletinin adalet ve ahlak anlayışı gelişince adaletin kılıcı olmuşlar, dahası Âlemi Adaletle şenlendirmişlerdir.

Osmanlının doğuş ve bitiş yılları, her Devlet yapısında olduğu gibi sancılı olmuştur. Cumhuriyet’in temeline konulan yanlış bir taşın ve çatısına çakılan yanlış bir çivinin sancısı da içimizi hala acıtmaktadır.

Cumhuriyetin yapısında oluşan hasta veya ölü organları temizlemek bir zaruret iken, temizlenememiş, “Dış Düşman” oyunlarıyla birlikte hareket eden muhalefet, elimizi zayıflatmıştır.

Eli zayıf ve dinde muhafazakâr olan Millet, devletin özünü kavramakta güçlük çekmiş, bazı saikler sebebiyle kınlarında kılıçlar paslanmış, çareyi; Tasavvuf Halkalarında dönmekte bulmuşlardır.

Tefrika girmeden bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez.”

İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş sayılmazsınız.” sözleri unutalı yıllar oldu. Düşman unutulmuş, Mülk meseleleri herkesi herkese düşman etmiş, ittifak ettiğimiz zaman güçlü, ihtilaf ettiğimiz zaman zayıf düşmüşüz.

Müslümanlar artık birbirini sevmiyor. Nerede ise birbirine selam bile vermeyen cemaat ve topluluklar olarak yaşıyor. Bugün sayıları onları bulan gerçekte “DİN ŞİRKETLERİNDEN” ibaret olan “DÜŞMAN TARAFINDAN FİNANSE EDİLEN“ sözde tasavvuf gruplarından söz ediyorum. Bu yapıların kıskacına düşenler, sadece hicran yaşamaktadırlar.

Doğum Kontrolü olmadığı halde nüfusunu artıramayan Osmanlı, Yeni Türkiye’ye döndüğünde, nüfusu her sene alabildiğince artıyor. Birileri nüfus artışını ülke büyümesi için bir ölçü gösterirken, bana göre büyüyen nüfus; asalak ve cahil bırakılırsa “MANKURT” oluyor.

İslam Dünyasının sorunları Endülüs’ün yıkılmasıyla başladı. Halifeliğin ortadan kaldırılmasıyla hız kazandı.

Saltanat Osmanlıda devletin Yönetim biçimiydi. Saltanat, söylenildiği gibi “Mutlak Monarşi” değildir. Toy (meclis), istişare, insanların “dünya/ahiret” dengesi uygunluğu sebebiyle “Şeyh-ül İslam” makamı vardır. Çünkü devlet halktan ayrı düşünülemezdi. Lakin insan dünyaya daldıkça dini unutuyor!

Bu sebeple Dini ve Devleti birlikte yönetmeye ve “VAHİYLE YENİDEN DOĞRULMAYA”  mecburiyetimiz vardır..!

İslam’ın, Kur’an’ı Kerim’in hedefi, insanların dünya ve ahiret dengesini kurmaktır.

Bu dengeyi temin için “Sevgi ve Merhameti Sonsuz Olan Allah’ın” ihsan ettiği kolaylıklara yönelmek lazım gelir. Bunun başında gelenler “Nebiler ve Kitaplar” dır.

İnsanın diğer varlıklardan ayrı olan kapasitesi (akıl-irade-fıtrat-vicdan) vardır. Bu kapasite sınırlı olmakla birlikte, Allah’ı tanıyacak, Ona kulluk edecek kadar yeterliliğe sahiptir.

Sevgi ve merhameti, sonsuz ve sınırsız olan Rabbimiz bizden, irtibatımızı Hakk ve adalet üzere inşa etmemizi, zorluklara el birlik göğüs germemizi ister. Kur’an’ı anlamakta ve yaşamakta çaba göstermemizi farz kılar.

Dünya ve ahiret dengesi; öldürme, çalma, yalan söyleme, zina etme, faiz yeme gibi kişiyi ve insanlığı bozan kötülükleri terk etmekle kurulur.

Allah’ın gücü yarattığı bütün nimetlerde ve eserlerde görülür, ancak Allah’ın zatı görünmez bir güçtür…

Allah, İhlas Suresiyle (dört ayet) insanı canı gönülden, ihlaslı (samimi-içten) olarak İmana, İslam’a inanmaya ve bağlanmaya çağırır. Sure, Allah’ı en kâmil manada anlatır, diğer yandan Kur’an’ın bütününe mündemiçtir.

SEVGİ VE MERHAMETİ SONSUZ ALLAH’IN ADIYLA

1- İLAN ET: Allah birdir!

2- Bölünmez bir bütündür!

3- Doğurmadı ve doğurulmadı

4- Hiçbir şey O’na denk olamaz!

Allah, “EHAD” dir. Bunun için İhlas Suresi, inanmak ve bağlanmak için en büyük delildir. “Tevhid Suresi” üzerinde ne kadar düşünülse yeridir. İnsanın Müslüman olmasının tek ön şartı, “İhlas Suresinin” içeriğine iman etmektir.

İnsan iman ettikten sonra şöyle demelidir:

Yaratılışta, yaratılışın devamında ve yaratılışı sona erdirmede, rızıklandırmada Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. Allah’ın adına iş yapacak başka bir güç yoktur. Allah, kendi adına hiçbir şey/güç görevlendirmemiştir. İnsanlar ve âlem Allah’ın sevgi, merhamet ve adaletiyle yaşar!

TEVHİD” kavramının aslı budur!

Allah, görünen (İns) ve görünmeyen (Cin) mahlûkatın da yaratıcısıdır. Yarattığı kötülüğün (gücün) göklerde ki adı “İBLİS”, yerde ise “ŞEYTAN” dır. Yine Allah’ın Melekleri (Melekesi) insanoğluna iyi yönden gösterdiği gücüdür.

Bu bize Kur’an’ın kavramlarını  hayata yani “VAHİYLE DOĞRULMAYI”  zorunlu kılıyor..!

Allah, hayatı insana zıtlarla anlatır. İyi-Kötü, Zayıf-Kuvvetli, Gece-Gündüz, Sıcak-Soğuk gibi…

Bu zıtlardan olan “İyi-Kötü” kavramlar, insanın yeryüzünde yaptıkları ve yapacaklarıdır. İnsanın hesabı buralardan olacaktır. Sonuç olarak Allah, hal olarak insanın karşısına Cenneti ve ya Cehennemi çıkaracaktır.

O halde Ey İnsan:

  • Haksızlık kimden gelirse gelsin, mazlumdan yana ol, zalime karşı duruşunu göster!
  • İşin ehline verilmesi adalettir. Ehliyet ve liyakat adalettir. Adalet mülkün temelidir.
  • Irkçılık, Kabilecilik, İslamcılık, Mezhepçilik ve Tarikatçılık adaleti yıkan kavramlardır.
  • Allah’a, Resulüne ve kitaba çağıranların yanında dur.
  • Vahdet, istişare ve diriliş zemininde yürüyenlerle birlikte yürü…
  • Adalet, sevgi ve kardeşlik konusunda ciddi zaaflarımız var. Bizi birbirimize düşürmek isteyen Şeytani anlamda müfsit topluluklar var, uyanık ol..!
  • Ey İnsan bu ilkelere bağlı kalarak “VAHİYLE DOĞRULMAYA” çalış…

 

Devamını Oku

HAK VE ADALET ÜZERE EL BİRLİK OLURSAK…

0

BEĞENDİM

ABONE OL

HAK VE ADALET ÜZERE EL BİRLİK OLURSAK…

Mahmut Akyol

Doğu Akdeniz, Doğu Suriye, Fırat’ın Batı Yakası Olayları, Ülkemizin Güneyinde ki DEAŞ, PKK piyon hareketlerinin tamamı “Vatan Bölme” faaliyetlerine matuftur.

Dün düşmanın isteklerini yerine getiren Türkiye, bu istekleri yerine getirmekten kaçındığı için, dünyanın en Anti-Demokratik ülkesi bir anda oluverdi.

Muhataplarımız başta; ABD, İngiltere, Rusya, İsrail, Suriye Rejim Güçleri, Suudi Arabistan, BAE, vs. Sizin anlayacağız “YEDİ DÜVEL” ile yine karşı karşıyayız. Ayrıca içimizde ki düşmanın “Beşinci Kollarıyla…”

Bu gerçeklere ekonomik, sosyal, askeri ve dini bir temel bulmak zorundayız.

Müslümanlar bir avuç da olsalar, “canı gönülden Hakk üzere inanırlarsa” inkârcılar yenilecektir. Küfre, müşrik ve münafıklara karşı gelmekte tereddüt nedir bilmeyenler bir avuç olsalar da “adalet üzere el birlik olurlarsa” Şanı Yüce Allah, vadini yerine getirecek, zalimler üzerine lânetini yağdıracaktır..!

Devam edelim…

Ey Kâbe, dile gel de söyle, Âdemi, Havva’yı, İbrahim’i, İsmail’i, Hacer’i anlat bize…

Niçin kurulduğunu, içine putları kim ve niçin doldurduğunu söyle bize…

Yıllar yılı gölgende kimler niçin barındı, anlat ki, insanlık karanlıktan ve dertlerinden kurtulsun!

Anlat ki, insanlığın uyanışı, dirilişi, inşası yeniden başlasın!

Anlat ki, insanlık İslam’la yeniden buluşsun!

Ey insan!

Dağlar dile gelmez sanma! Yazılan dile gelmez sanma! Çağlara meydana okuyan Ev’i (Kâbe) konuşmaz sanma! Yükselen gökyüzünü, kabaran denizi dile gelmez sanma! Yer, gökler, ikisi arasındakiler ve yerin altındakiler konuşacak unutma!..

Allah’ı ve Ahiret Günü’nü iyi anlamak için Kur’an’ı, Hz. Peygamberin okuduğu gibi okumalı unutma!.. Ashabın anladığı gibi anlamalı, teberrüken değil, tefekküren okumalı unutma!.. Sözün namusu için yaşa, hayatın gerisini düşün, ahlak ve adalet yolunu öne çıkar, kendini eleştir, hayatın üzerinde iyiden iyiye düşün, sorumluluk al, sezgiyle değil, akıl ve vicdanla İslam’ı kavra, İslam’ı, ete kemiğe büründür!..

Düşün, şükret, iş yap, doğru bilinen yanlışlardan vazgeç, bu “niçin” böyle ve bu “neden” diye sor, kendini korumaya çalışma, alışkanlıklarını değiştir, gelenekçiliğini ve muhafazakârlığını İslam’ın önüne koyma, yanınızda Allah’ın değerinin ne olduğunu sakın unutma!..

8-“Biz insana iki göz vermedik mi? 9-Bir dili ve iki dudağı yok mu onun? 10-Ona yürüyeceği iki yol gösterdik. 11-Fakat o zor gelene yaklaşmadı. 12-Bilir misin nedir o zor gelen? 13-Bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak… 14-Zor zamanda vermek… 15-Öksüzün başını okşamak… 16-Düşmüşün elinden tutmak… 17-İman etmek, güçlüklere göğüs gerip acıları paylaşmak, sevgi ve merhamet yumağı olmak… 18-İşte erdemliler bunlardır. 19-Ayetlerimizi inkâr edenler ise şer odaklarıdır. 20-Onların ateşe atılıp üzerlerine kilit vurulacak.”  Beled/8–20

Bu ayetler insanı dehşete düşürüyor ve günahlarından temizlenmesi için kanaatkârlığa, tevazua, yardımlaşmaya, çağırıyor. Ama iş bu kadar basit değil…

Peki, ne yapmalı ki iş kolay kılınsın?

Kur’an önce, “Yaşayan Kur’an” olmalı, Kur’an Tarih, tabiat ve hayat bağlamında yeniden ele alınmalı, Kur’an her neden bahsediyorsa; bilinsin ki bugün de oluyor.

Bakın Kur’an’ı tefekkür etmeden okumak, ruhunu anlamamaktır. Mesela mucizenin “olağandışı olan şey” değil, “olmakta olan şey” olduğu anlaşılmalıdır.

Mesela Musa olayını bir mucize göstermek, Musa’nın asasıyla denizi yarıp karşıya geçmesi değil, bir med-cezirden ibarettir. Yani denizi ve ortasında görünen toprağı Musa’nın asasıyla işaret etmiştir. Bu olayda Firavun ve birçok asker denizde boğulur. Kıssa böyle anlaşılmalıdır. O gün için Firavun ölmüştür. Fakat Firavunluk devam etmektedir…

Yahudi ve Hristiyan kuruntularından Müslümanlar (insanlık) Kur’an’ı anlamakla kurtulabilir ve temiz, ahlâklı, adil, dürüst bir hayat yaşayabilirler. Bu değerleri ete kemiğe büründürebilirler.

Bilinmelidir ki, kurtulmuş ve seçilmiş ırk, soy, lanetlenmiş kavim, diye bir şey yoktur. Hakkı teslim edenler, Allah ile yürüyenlerdir. Allah ile yürümek, Allah bilinciyle yaşamaktır! Allah’ın varlığına, birliğine, bölünmez bütünlüğüne, hesap gününe inandığını yaşamıyla ispat edenler, Kur’an’ı anlayanlardır!

Yeryüzünün doğallığını bozanlar Gayri İslami ve Gayri İnsani düzen sahipleridir. Bu düzen sahipleri, Tanrı’ya sahip çıkmak, Peygamberleri ve mucizeyi kendi tekellerine almak, Hind kast sisteminden devşirdikleri dini oligarşik yapıları ve diğer her şeyi kendi uhdelerinde toplamak isterler…

Özetle, “Mucize bir Kuran kavramı değildir. Mucize korkuya dayanır ve korkuyu besler. Ama dinde korku yoktur, özgürlük vardır.”

Kur’an’da şöyle denilmektedir:

118-“Rabbin isteseydi bütün insanlığı bir tek ümmet yapardı. Bu yüzden birbirlerine karşı çıkıp duracaklar. 119-Ancak Rabbinin sevgi ve merhameti ile bağışladığı kimseler hariç; zaten Allah onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin “Cehennemi görünür görünmez varlıklarla dolduracağım” sözü yerine gelmiş olacak.” (Hud; 11/118–119).

Yani: Allah layık görseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Fakat insanlar kendilerine verilen seçme yeteneğini kötü yolda kullandıkları için, tek bir ümmet haline gelemediler. Hâlbuki Allah; insanlardan sevgi, ilgi ve alakanın karşılığını bekler. Fakat insanların çoğu umursamaz bir tavır sergiler, görmezden gelir, kendini bir şey zanneder, ilgi, sevgi ve alakayla Allah’a karşılık vermez ve cehennemi hak etmiş olurlar…

Bunun içindir ki insanlık tarih, tabiat ve hayat üzerine tefekkür etmeli, yıldızların ötesine bakmalı, varoluş sancıları çekmeli, kendi vicdanının sesini dinlemelidir..!

Allah’ın üzerimizdeki nimetlerini düşünmeli, Allah’ın yüceliği üzerinde, şehrimiz, ülkemiz, bölgemiz ve insanlığın gidişatı üzerinde akıl edilmelidir… Yani Allah’ın ebedi mesajlarını (Kur’an’ı)yaşayarak okumalı; önce kendimizi, sonra da insanlığı söze, adalete, özgürlüğe, sevgiye, merhamete, doğruluğa, çağırmalıdır… Her tür baskıya, zulme ve zorbalığa, Kapitalist hayata, Mamona meydan okumalı, insanoğlunun inancına, düşüncesine ve emeğine zincir vurulamayacağını haykırmalıdır…

Müsteşrikler, “İslam’ın gelişmesi, Müslümanlara bırakılmayacak kadar önemlidir!” derken, diğer yandan bir devlet gücü olmadan yayılan İslam Müsteşrikleri şaşkına çevirmektedir. “Nasıl oluyor da İslam büyüyor ve yayılıyor” diyorlar. Bilmiyorlar ki Allah, nurunu tamamlayacaktır. Evet, İslam Düşmanlarının İhanet Planları tarihin çöp sepetine atıldığı gün, Müslümanların bayramı olacaktır.

Yeter ki Müslümanlar siyaset, servet, şöhret ve şehvet tabanlı olan kibir, haset ve hırs çukuruna düşmesin..! Zira Bu çukura düşmek Müslümanları İslam düşmanları karşısında zayıf düşürecektir. Müslümanlar bu çukurdan kurtuldukları an çark, tersine dönecektir. Sonuçta Müslümanların bastıkları topraklar titreyecektir.

Devamını Oku

İNSAN BAŞIBOŞ BIRAKILACAĞINI MI SANIYOR?

0

BEĞENDİM

ABONE OL

İNSAN BAŞIBOŞ BIRAKILACAĞINI MI SANIYOR?
Mahmut Akyol

“26-HAYIR! Ne zaman ki can boğaza dayanır, 27-“Doktor yok mu?” diye bağrışılır, 28-Ayrılık vaktinin geldiği anlaşılır, 29-El ayak birbirine dolanır, 30-İşte o zaman kişi Rabbine gittiğini anlar. 31-Gel gör ki ne söze inandı, ne yöneldi, 32-Bilakis yalan dedi, sırt çevirdi, 33-Hep kibirlendi; tarafı, etrafı kendine yeter sandı, 34-Yazıklar olsun böylesine, 35-Yazıklar olsun! 36-İNSAN başıboş bırakılacağını mı sanıyor? 37-O akıtılan bir meni damlası değil miydi? 38-Sonra bir pıhtı oldu, Allah yarattı, şekil verdi. 39-Ve ondan erkek ve dişi iki eş var etti. 40-Öyleyse düşünün! Bunu yapan ölüleri diriltemez mi? (Kıyamet Suresi 26/40)

Bu ayetler, kulun hayatını özetler…

Ayetleri başa almamın sebebi şudur:

7-“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, çok bilgedir.” (Fetih Suresi)

Güç ve kudret itibariyle:

“O, bölünmez bir bütündür!”

Yani Allah, “Vahid” dir. Bu konuda en büyük delil “Tevhid” suresidir.

“Tevhid” üzerinde düşünen bir Müslüman, bu sonuca rahatlıkla ulaşır.

Yaratılışta, yaratılışın devamında ve yaratılışı sona erdirmede, Allah’ın hiçbir ortağı yoktur. Allah’ın adına iş yapacak başka bir kuvveti yoktur. Allah, kendi adına hiçbir şey/güç görevlendirmemiştir.

Yazının ana teması budur. Baştan okuyun, sondan okuyun, nereden okursanız okuyun “TEVHİD” kavramının aslı bundan ibarettir!

Yukarıdaki ayetlerde bahsedilen meselelerden birini “VEFAT” olayını ele alalım.

Görülecektir ki, “vefat/ölüm” olayı insanoğlunun baskın gerçeğidir. Bu gerçek takva sahipleri için, (yani hayatın, doğanın, toplumun yapısın bozmayanlar) için mutluluk ve rahatlıktır. Değilse; “vefat/ölüm” suçlular için mutsuzluk ve işkence içinde kalmaktır.

Demek ki “vefat ” olayı, Allah’ın insanlara, ölecekleri ana kadar ve ondan sonra yaşayacaklarını haber vereceği bir süreç olacaktır.

Lakin unutulmasın ki, her kul kendi asrından sorumludur. Kul kulundan hoşnut ve razı olursa Allah, ikisinden de razı olur. O Allah ki, mülkün sahibidir. Yaratan, yaşatan, koruyandır. Sevgi ve merhameti sonsuz olandır. Kulunu özgür bırakandır. Kaderini eline tutuşturandır.

Kader önceden yazılmamıştır, oldukça yazılan şeydir, “Şae” bu demektir.

Yazılanları gönüllerle buluşturan O’dur… O, gönülleri genişleten, sıkandır. Sevdiği kullarını iyi, güzel ve doğru işlerle buluşturandır. Zehri şifa, şifayı zehir edendir.

Kulun sosyal sorunları da şunlardır:

Kulun önünde sorunları küme kümedir. Elinde çözeceği aletleri vardır. Fakat bu aletlerin metodunu bilmediğinden, ya da bildiklerini yanlış bildiğinden sorunlarını bir türlü çözemez.

İmanın ve inkârın karakteri insanoğlu için hiç değişmez. Kur’an’da Şirkin temsilcisi sembol isimler, Kıyamet Gününe kadar yaşayacaklardır. Şimdilerde kıtalar arası dolaşmakta, Adaleti, eşitliği, özgülüğü bozmakta, yeryüzünü fitne ve fesada düşürmektedirler.

Kıyamet Suresinin son ayeti ilginç bir şekilde bitiyor. “Bunu yapan ölüleri diriltemez mi?”

Yani, ölü toprağa, serpilmiş tohumları yeniden dirilten Allah, mezarlarda yatan ölüleri diriltemez mi? Denmek istenir!

Toplumlarda adalet ve eşitlik dirilişle olur.

Ayrıca toplumlara ve insana “ölüm, afet ve kıyamet” ansızın gelir. O vakit toplum ve insan her zaman hazırlıklı olmak zorundadır. Hazırlıklı olmayan fert ve toplum, kendilerine yazık etmiş olur…

“Vefat” konusunda iki hususa dikkat çekilmektedir:

1-Vefat ettiren mutlak surette Allah’tır.

Buna uygun şekilde Allah, şu ayetlerde vefat olayını açıklar. (Maide/117, Yunus/46, Ra’d/40, Mü’min/77, Zümer/42, En’am/60, Yunus/104, Nahl/70, Al-i Imran/193, A’raf/126, Yusuf/101)

2- Vefat ettiren mutlak surette Allah’tır.

Bazı ayetlerde ise vefatı elçileri veya melekleriyle gerçekleştirdiğini bildirir. (Nisa/97, En’am/61, Muhammed/27, Nahl/28, 32, Enfal/50, Secde/11, A’raf/37)

Aslında karanlıklardan aydınlığa, aydınlıktan karanlığa çıkaran Allah’ın kendisi olmasına rağmen, Rabbimiz bu eylemi, (vefatı) kinayeden mülhem meleklere, elçilere izafe eder. Bu isimlerde Allah’ın gücünün isimleridir.

Yukarıdaki ayeti yeniden okuyalım. 7-“Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır. Allah çok güçlüdür, çok bilgedir.” (Fetih Suresi). İşte tevhidi bu ayette arayalım.

“Allah, iman edenlerin yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddeden kimselere gelince; onların yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınları tâğûttur ki kendilerini aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Bunlar, cehennem ashabıdır. Onlar, orada sürekli kalıcıdırlar.” (Bakara/257)

Ölüm karşısında insanoğlu acizdir. Ölüm karşısında ağzından dökülecek kelimeler bir anda dona kalır, ne ileri ve ne de geri gider.

Ölüm karşısında, “Allah rahmet etsin!” sözünden başka söz yoktur.

“Ölülerin ruhlarını çekip alan Allah’tır” (Zümer/42)

Yani ölülerin ruhları Allah’ın kontrolündedir.

Yaptığım çalışmalar beni şu sonuca getirdi:

Bir ayeti tek olarak değil de, üstünü/altını, diğer Surelerde geliş şekilleriyle okuyup kavramak gerekir. O zaman görülecektir ki, ayetler birbirini açıklayacaktır..!

Cenâb-ı Hakk’ın “ol” demesinden maksat, eşyanın yaratılmasında İlâhî kudretin süratle nüfuz ettiğini göstermektir.”

Ölümün gelişi çarpıcı ve sarsıcıdır. Acısı yürekleri sızlatır, gözyaşı olarak dışımıza taşar… Ölüm sahneleri seyrederken başucunda “Yasinler” okunur, “zikirler” çekilir. Hâlbuki Fatır Suresi 22 ayette, “Sen asla ölülere bir şey duyuramazsın (işittiremezsin)” denmiştir.

Acaba; hiç gördünüz mü? “Zenginliğim bana yeter” diyenleri, ölüm karşısında ne kadar da aciz kaldılar… Uğruna ölüp durdukları mallarıyla tek bir nefes, bir tas su satın alamadılar… Mezarlar deşilip göğüsler açıldığında, “ah ben ne yapmışım, Rabbime karşı ne kadar da nankörlük etmişim” diye hayıflandılar… “Şimdi ben ne yapacağım” diye dövündüler…

O halde gelin; o soğuk ve karanlık çukura girmezden önce, insanın elleri ve ayakları birbirine dolaşmadan önce, yoksulla ve yetimle lokmamızı paylaşalım. Ebu Cehil, Ebu Leheb gibi tepeden mazlumlara bakmayalım. Adil olalım. Eşit yaratıldığımızı unutmayalım.

Kibrimiz, Hırsımız ve Hasedimiz bizi birbirimize düşman yapmasın!

Kibrin, Hırsın ve Hasedin sembol ismi Ebu Cehil, Allah Resulünün elini silkip atarak, “Sen kiminle konuştuğunu sanıyorsun. Sen de, Rabbin de bana bir şey yapamazsınız” diyerek, Hz. Nebinin yanından ayrılmış, kendi adamlarının yanına gitmişti.

Güya marifet yaptığını sanmıştır. Halbuki Ebu Cehil, bir cahildi!

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.