DOLAR 9,61531.08%
EURO 11,23671.02%
ALTIN 553,381,55
BITCOIN 579910-3,45%
İstanbul
18°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Sabahattin GÖKTEKİN

Sabahattin GÖKTEKİN

27 Ocak 2020 Pazartesi

CANLI TARİH DERSİ

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli dostlar;
1964 yada1965 yıllarıydı.Tarihini tam olarak hatırlamıyorum.Tunçbilek Orta okulunda öğrenciyim.Henüz çevremizi tanımaya çalışıyoruz.Dersimiz tarih .Tarih hocamız Allah rahmet eylesin Enver Altın bey.Teneffüsten sonra sınıfa girdiğimizde oldukça şaşırdık.Çünkü kürsüde Enver hocamızın yerinde elinde bastonuyla aksakallı bir amca oturuyor.Bütün sınıf
olarak bu duruma bir anlam veremediğimiz için meraklı bir bekleyiş içerisindeyiz.Nihayet Enver hoca beklenen açıklamayı yaptı;Çocuklar bu günkü tarih dersimizi canlı olarak yapacağız.Bu kürsüde gördüğünüz yaşayan bir tarihtir.Lütfen dikkatle dinleyiniz deyince bizim merakımız ve heyacanımız bir kat daha artmıştı.Acaba yaşayan tarihte nasıl oluyor diye sabırsızlanırken bizim amca başladı anlatmaya.Zaman zaman elindeki bastondanda destek alarak,bazen heyecanlı,bazen hüzünlü ama sanki düşman karşısındaymış gibi onurlu ve coşkulu bir şekilde konuşuyordu. Meğer bizim canlı tarih olan amcamız Çanakkale Gazisiymiş.Anafartalardan girip Conk bayırından çıkıyordu.Bizimde heyecanımız doruğa ulaşmıştı.Nihayet ders bitti ve bizde teşekkür etmek için amcanın elini öpme sırasına girdik.
Yaklaşınca baktımki bu bizim İsmail dede.Tanıdık birisi ama sık görüştüğümüz birisi değil.Üstelik akrabamız.Madende çavuş olarak görev yapan Rahmetli Mehmet(Memiş) Çavuş’un babası.Aslen Tavşanlı’nın Yörgüç Köyünden.Yaşayan tarih bize bir kulaç mesafedeymiş meğerse.Canlı tarih dersi olmasaydı kendisini yakından tanıma ve gazi olduğunu öğrenme imkanımız olmayacaktı.Kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.
Biz bugün gazilerimizle ilgili olarak ne yapıyoruz?Zaman zaman milli bayramlarımızda yaşayan gazilerimizi güzelce giyindirip protokolde ağırlayıp gönderiyoruz.Adeta onları bir aksesuar gibi kullanıyoruz.Belki onları onare ediyoruz.Ama herbiri YAŞAYAN TARİH olan bu değerlerimizden gereği gibi istifade edemiyoruz.Okullarımızdaki tarih derslerinde çocuklarımızı gazilerimizle buluşturabilsek.Tarih derslerinde onları canlı canlı konuşturabilsek ne güzel olur diye düşünüyorum.
Bu vesileyle bütün gazilerimize sağlıklı uzun ömürler diliyorum.Selam ve saygılarımı sunuyorum.
Selam ve muhabbetle Allah’a(c.c) emanet olunuz.

Devamını Oku

YAŞANAN FAKAT YAZILMAYAN TARİHTEN BİR YAPRAK!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

YAŞANAN FAKAT YAZILMAYAN TARİHTEN BİR YAPRAK!
Güzel Anadolu’muzun hemen hemen her köşesinde yaşanan ama yazılmayan belkide yazılamayan pek çok tarihi olay vardır. Anadolu’nun buram buram tarih koktuğunu hepimiz biliriz.Rahmetli Mehmet Niyazi’nin “Ah Yemen”isimli kitabında anlatılan bazı olayların birebir yaşandığını çevremizdeki dostlarımızdan dinledik.
Rahmetli babamın üç tane dayısı vardı.Bunlardan en büyüğü Hasan dayı,ortancası İsmail Hakkı ve en küçükleri Mehmet dayı.Mehmet dayının lakabı Kırbıyık’tı.Bizim köyde hâlâ onlara kırbıyıklar denir.Bu dayıların en az askerlik yapanı Hasan dayı 7 yıl askerlik yapmış.3 dayının ortak özelliği
üçünün de Çanakkale Mahşerini yaşamış olmaları.Farklı cephelerde bulundukları için birbirlerinden haberleri yok.Ancak savaştan sonra hatıralarını paylaşırken Çanakkale’de aynı zamanda ama farklı cephelerde bulunduklarını öğreniyorlar.Hatta İsmail Hakkı dayının ayağını top arabası çiğnediği için birazda sıkıntılıydı.Bendeniz çocukluğumuzda uzun kış gecelerinde onların savaş hatıralarını dinlerken çok defa uyuya kalmışımdır. Dinlediklerimden hatırımda kaldığı kadarıyla Kırbıyık Mehmet dayının yaşadıklarından bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.Umarım beğenirsiniz.
Mehmet dayı kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen en fazla askerlik yapanıdır. Bir bakıma 3 kardeşin en kıdemlisi sayılır.Dile kolay tam tamına on iki buçuk yıl askerlik. Tabiri caizse o cephe senin bu cephe benim.Bu on iki buçuk yılın 3 yılını Hindistan’da İngilizlere esir olarak yaşıyor.
Mehmet dayı askere gittikten 3 yıl sonra künyesi geliyor.Anne,baba ve yakınları bu şehadet haberine çok üzülüyorlar ama yapılacak bir şey yok tabi.Herkes gibi onlarda vatan sağ olsun deyip bağırlarına taş basıyorlar.Bu künyenin gelişinin üzerinden 9 buçuk yıl geçiyor ve yaralar kabuk bağlıyor.Mehmet dayı neredeyse unutuluyor.
Ve bir gün Mehmet dayı terhis oluyor!
Üzerinde kırk yamalı bohça gibi asker elbisesi ile Bandırma limanın geliyor.
Geliyor gelmesine de inzibatlar kendisini asker kaçağı olabileceği düşüncesiyle tutukluyorlar.Derdini kimseye anlatamıyor.Bizim dayıyı götürüp asker kaçaklarının tutulduğu bir yere hapsediyorlar. Malûm bizde askerden kaçmanın cezası bellidir!
Kapatıldıkları yerden çıkanlar bir daha geri dönmüyor!Mehmet dayı çaresizlik içinde kıvranırken pencereden tanıdık bir sima beliriyor.Telaşla ve canhıraş bir vaziyette sesini duyurmayı başarıyor.Tanıdık sima cephede bir dönem birlikte oldukları kumandanıdır.Mesele anlaşılır ve bizim Mehmet dayı serbest bırakılır.Sevinçle birazda hüzünle düşer yollara.
Mehmet dayının babası Kılıç dede köyün girişine yakın bir tarlada bostan ve mısır beklemektedir.Bostanın girişinde bir karaltı belirir.Devlet otoritesinin zayıf olduğu, eşkiyanın kol gezdiği bir dönemdir.Gecenin vaktinde gelenin eşkiya olacağı düşüncesiyle hemen yanı başında duran dolma tüfeğe sarılır ve ateş eder ama isabet ettiremez.Saçı sakalı birbirine karışmış hayalet gibi birisi halâ üzerlerine doğru gelmektedir.Bu defa kaçmaya başlarlar.Köyde hem imam hemde muhtarlık yapan Bekir hocanın evine sığınırlar.Kendilerini takip eden kişide peşlerinden Bekir hocanın evine gelir.Korku dağları sarmıştır.
Peşlerinden gelen,ateş edipte isabet ettiremedikleri kişi;Korkmayın ben eşkiyada değilim,yabancıda..Ben sizin oğlunuz Mehmet’im deyip ellerini öpmeye davranır ama nafile..Bizim oğlumuzun yıllar önce künyesi geldi,şimdi onun kemikleri bile kalmadı derler.Mehmet dayı kendisinin yaşadığını ve oğulları Mehmet olduğunu ,künyesinin bir yanlışlık eseri gönderilmiş olabileceğini anlatmaya gayret etsede
babasını ve annesini ikna etmekte zorlanır.Nihayet Bekir hoca rahmetli devreye girer ve Kılıç dede ikna olur. Sonra sabaha kadar kucaklaşma,gözyaşı ve sevinç birlikte yaşanır.
Mehmet dayı askere giderken küçücük bırakıp gittikleri çocuklar gelinlik kız ve aslan gibi delikanlı olmuşlardır.İşte bu gelinlik kızlardan biriside Arife yengedir.Arife yengeyle nikahları kıyılır.
Mehmet dayının bu evlilikten bir kızı ve bir oğlu dünyaya gelir.Kızının adı Selime,oğlunun adıda İbrahim’dir.İkiside rahmetli oldu.Ancak Mehmet dayının altı torunundan beşi hayattadır.Kıprıs gazisi olan en büyük torunu rahmetli olmuştur.
Hani masalların sonunda onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine denirya..Bu anlattıklarım masal değil yaşanmış ama yazılmamış tarihten bir acıklı hikayedir.İstiyenler Mehmet dayının torunlarından teyit ettirebilirler.Hani şair diyorya;
İnanmazsan git konuştur atanı
Kara günler göre göre kurtardık!
Tarih bir milletin milli hafızasıdır.
Tarihini bilmeyen milletler hafızasını yitirmiş kişilere benzerler.Hele ibret almıyanlar yolunu ve yönünü kaybetmeye mahkum olurlar.
Tarihimizi bilmek ve gereken dersleri almak temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

Devamını Oku

OKUMADAN ALİM OLMAK BİZİM İŞİMİZ!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli dostlar;
Bir değerli dostum diyorki; yazılarını uzun yazma,biz okuma özürlü bir toplumuz.Uzun yazıları okumakta ve anlamakta zorlanıyoruz.Doğrusunu ifade etmek gerekirse arkadaşıma hak vermemek mümkün değil.
Biz gerçekten( istisnalar kaideyi bozmaz)okuma noktasında sıkıntıları olan bir toplumuz.Çocukluğumuzda ve gençliğimizde okuyacak kitap yoktu.Eski gazete parçalarını bile tekrar tekrar okurduk.Rahmetli dedem nereden bulduysa bilemiyorum.Kan kalesi diye bir kitap bulmuş .Evde bu kitabı kendisine kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum.Şimdi her taraf kitap dolu ama okuyucusu yok maalesef.Bu durumu kitap satışlarından tesbit etmek mümkündür.Hele bizim siyasetçilerin konuşmaktan okumaya
fırsat bulduklarını hiç sanmıyorum.
Kaçmaktan kovalamaya vakitleri bile yetmiyordur diye düşünüyorum!
İnşaallah bu düşüncelerimde yanılıyorumdur.

Gerçi toplumun okuyan ile okumayan arasındaki FARKI farkedecek durumu varmı yokmu konusuda ayrı bir mesele.
Milletimizin temel sorunları ve çözüm yolları konusunda bir adam boyunu geçecek sayıda kitap yazan evlatlarını bile tanımakta sıkıntılar yaşıyoruz.Ömründe ilmi değeri olan bir makalesi bile olmayan kişileri rektör atayabiliyoruz.
Alimin ölümü,alemin ölümüdür denmiştir.
Hiç bilenle bilmeyen bir olurmu buyurulmuştur.
Bu vesileyle yazan,çizen,okuyan,okuduğunu anlayan ve onunla amel eden bütün millet evlatlarına selam olsun.
Selam ve dua ile Allah’a(c.c) emanet olunuz.

Sebahattin GÖKTEKİ

Devamını Oku

KUŞA BENZEDİK GİBİ!

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Değerli dostlar;
Binlerce yıllık tarihi olan ve tarih sahnesine çıktığından itibaren dünyaya nizam vermeye çalışan büyük bir milletiz.Alman prof.Neumark ;”Türkleri tarihten çıkarırsanız tarih diye bir şey kalmaz”diyor.Doğruda söylüyor.Bir hakkı teslim ediyor.Elbette böylesi kadim bir tarihe sahip olan milletin tecrübeleri ve birikimleride çok önemlidir.
Peki biz devlet olarak bu tecrübelerden birikimlerden gereği gibi yararlanıyormuyuz? Bu tarihi birikim,bu asırları aşan tecrübe ve değerler sistemi bizim için bir anlam ifade ediyormu?Gerçekten bir anlam ifade ediyorsa neden hala Avrupa Birliği uyum yasalarından medet umuyoruz?
80 yıl darbelerin ve muhtıraların gölgesinde parlementer sistemi tartıştık.Ömrümüz olursa 80 yılda başkanlık sistemini tartışırız. Amerika,İngiltere,Almanya ve Fransa gibi ülkelerde sistem tartışması yaşanmıyor. Bizde ise rahmetli Barış Manço’nun dediği gibi;”Ali yazar , Veli bozar” türünden bir anlayış hakim.Türkiye tarihi birikimlerinin ışığında SİSTEM sorununu çözmeden hiç bir problemini kalıcı olarak çözemez. Hakkın,adaletin,kardeşliğin ve barışın hakim olduğu,yalanın ve talanın son bulduğu ,milletin değerler sistemine uygun Milli bir SİSTEM’in acilen ikame edilmesi bir zorunluluktur.Eskiler leyleğin ömrü laklakla geçermiş derler.
Leylek deyince Nasrettin hocanın leylek fıkrasına kulak verelim müsaadenizle.Gerçekten tamda bizim halimizi anlatan bir fıkra.

Hocaya yolda buldukları bir leylek getirmişler. Daha önce hiç leylek görmemiş olan Hoca uzun gagası ve bacaklarını çok yadırgamış. Tutup bir güzel kesivermiş onları. Sonra da yüksekçe bir yere koymuş. Karşısına geçmiş. Yaptığı işten memnun, seslenmiş:

– Bak şimdi kuşa benzedin demiş!
Bizde iktidarıyla muhalefetiyle,bozacısı ve şıracısıyla maalesef devleti bir kuşa benzettik.Milletin halide ortada, derin uykuda.
Duamız ve temennimiz en kısa zamanda;”KURUDUKÇA SULANAN,BÜYÜDÜKÇE BUDANAN”bir ülke olmaktan kurtulalım!
Bunun için “YENİ ŞEYLER SÖYLEMEK LAZIM CANCAĞIZIM ..YENİ ŞEYLER…”
Peki bu yeni şeyleri eskilerin ve eskimişlerin,defolu hale gelmişlerin söylemesi mümkünmü?
Bu eskimişler;”DURUN KALABALIKLAR BU CADDE ÇIKMAZ SOKAK”diye
haykırabilirmi?
Biz diyoruzki”BİR MİLLET IZDIRAP İÇERİSİNDEYKEN ONUN EVLATLARI RAHAT EDEMEZ.”
Selam ve dua ile Allah’a emanet olunuz.

Sebahattin GÖKTEKİN

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.