DOLAR 9,35770.26%
EURO 10,89660.36%
ALTIN 531,780,39
BITCOIN 5798050,36%
İstanbul
16°

AZ BULUTLU

05:48

İMSAK'A KALAN SÜRE

AYASOFYA

ABONE OL
15 Temmuz 2020 23:55
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AYASOFYA

Fethin 517 inci yılı idi. Bundan tam 50 yıl önce, 29 Mayıs 1970 Cuma sabahında
İstanbul sokaklarında bir hareketlilik vardı. O gün İstanbul hareketli ve heyecanlı bir güne
başlamıştı. Anadolu’nun dört bir tarafından onbinler Topkapı ve Edirnekapı surlarının önünde
buluşuyorlardı. Henüz Lise öğrencisi olan, ya da üniversiteye yeni başlamış gencecik bir avuç
insan iken, damlalar gibi İstanbul meydanlarında göl oluyorlardı. Bir askeri sefer hazırlığı
içinde yürüyüş korteji oluşturulmuştu. Sıralar disiplinli, pankartlar dimdik tutuluyor, sloganlar
tek bir ağızdan kurşun gibi surların burçlarında yankılanıyordu. Anadolu bir fetih akını
oluşturmuş, Ankara’dan, Afyondan, Konya’dan, Adana’dan, Gaziantep’ten, Adıyaman’dan,
Yozgat’tan, İzmir’den, Bursa’dan, her yerden akın akın gelen onbinler, Topkapı, Edirnekapı
surları önünde sefere hazır bekliyorlardı.
Nihayet hedef belirlenmiş, miting meydanı Saraçhane’ye doğru yürüyüş başlamıştı.
Marşlarla, uygun adım ilerleyen yürüyüş marşlarla devam ediyordu. “Aziz millet, Aziz millet,
Uyan artık geç oldu. Kıbrıs, Kudüs düşmanlarında doldu.” İstanbul çok toplantıya şahitlik
yapmıştı. Ancak böylesini hiç görmemişti. Caddede sadece “MİLLETİM UYAN” pankartları
görünüyordu. Fethin 517 inci yılında Cuma namazı Fatih Camiinin sokaklarına taşarak eda
ediliyordu. Yürüyüş kortejine katılan millet evlatları Saraçhaneye gelindiğinde meydana
sığmayacak kadar toplanmıştı. Fethin şanına yaraşır bu toplantıyı gören Necip Fazıl MTTB
toplantısını bırakarak Mücadele Birliğinin toplantısına gelmişti. Heyecanla kükreyen insanlar
“Ayasofya Açılsın,” “Patrikhane Yurtdışına” nidaları arasında Ayasofya’da ezan okumak için
ayaklanmaya başlamışlardı. Ayasofya emniyet kuvvetlerince korumaya alınmış, milletin
önüne barajlar kurulmuştu. Bu cesur ve vakur yürüyüş ile Saraçhane’de toplanan yiğitler
Mücadele Birliğinin öncülüğünde, Yeniden Milli Mücadele’nin kahraman erleri idi. Kalabalığın
önünden başkomutan kürsüye çıkmıştı. İlk defa duyduğumuz bu ses kitleyi kendine bağlamış,
heyecanla takip ediyordu. O gün İstanbul semalarına yükselen tek bir ses vardı. “Patrikhane
Yurtdışına” , “Ayasofya Açılsın”.
Mikrofondan yükselen ses ordulaşan kalabalığın heyecanını yatıştırmıştı. Lider Aykut
Edibali sesleniyordu.
“Aziz milletimin, şerefli evlatları, kardeşlerim…
Siz isterseniz Ayasofya’yı hemen açarsınız. Siz isterseniz patrikhanenin kapısına kilit
vurur yurtdışına atarsınız. Fatih’in emaneti Ayasofya üzgün, Ayasofya mahzun. Ayasofya’dan
yükselen ezan sesleri susmuş. Ayasofya’yı açmak demek bir kubbesi olan dört duvarlı binayı
açmak değildir. Fatih Sultan Mehmet Han’ın emanetine sahip çıkmaktır. Ayasofya’yı açmak,
Fatih’in açtığı kapıdan İslam dünyası ve Türk dünyasının yükseliş ve yücelişinin önünü
açmaktır.”
Onbinlerin sesleri meydanı inletiyordu: “Ayasofya Açılsın!” Bu sese cevap olarak
muhatabına, Başbakan’a bir telgraf gönderildi. Patrikhane’nin kapatılıp, sınır dışı edilmesi
Ayasofya Camisinin ibadete açılması isteği o meydanda okunarak, onbinlerce vatandaşın
isteği olarak başbakana gönderildi.
1453 yılının, bir devrin kapandığı ve yeni bir çağın açıldığı günün üzerinden 517 yıl
geçmişti. Köhne Bizans’ın Konstantiniye dediği, Yüce Peygamberin övgüsüne mazhar olan
beldenin fethi o gün gerçekleşmişti. Karanlık Konstantiniye dönemi bitmiş, adalet ve huzur
çağı İstanbul dönemi başlamıştı.

Ayasofya Fetih ruhunun bir sembolü olarak, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, asırlarca batıl
inancın sembolü olmuş eserin İslamlaştırılması ile, İslam dünyasına Fatih Sultan Mehmet Han
tarafından dokunulmazlık kazandırılıp hediye edilmiştir.
SULTAN FATİH MEHMET’İN AYASOFYA VAKFİYESİ
İstanbul Mazbut Hayrat Kütük Defterinde “57 pafta, 57 ada 7 parsel Ebulfatih Sultan
Mehmet vakfı, akaret muvakkithane ve medreseyi müctemil Ayasofya Kebir Cami şerifi” olarak
kayıtlıdır. Vakfiye metninde şunlar yazılıdır.
Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen batıl gerekçelerle, bu vakfın
şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali
için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye
çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame
eylemek (temel müesseselerden birinden taviz vermek) ve vakfı bölümlerinden birine itiraz etmek
dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse veya
şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azm eylerse, mesela şeri’ata ve vakfiyeye aykırı
ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve
benzeri bir şey taleb ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen
geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan
hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haram işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikab eylemiş
olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların la’neti üzerlerine olsun. “Ebeddiyyen Cehennemde
kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebediyyen merhamet olunmasın. Kim bunları
duyup gördükten soma değiştirirse vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok
ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” (F.Sultan Mehmet Han 1 Haziran 1453)
Ayasofya’nın açılmasını isteyen milletin acı feryadını duymak 2020 yılındaki hükümete
rastlamış olmalıdır. 50 sene önce de Yeniden Milli Mücadele hareketi ile, ilk defa hatırlatılmış olan
Ayasofya’nın ibadete açılması ile, o günden bu yana sembolize edilmiş meseleler, problemler hala
devam etmektedir.
Ayasofya’yı açmak demek, fethin ruhuna uygun olarak, adalet ve barışın yaşandığı bilim
toplumu, fetih toplumu olması için milletin hayatını düzenlemek demektir.
Ayasofya’yı açmak demek, çan sesleri yerine ezanların yankılandığı, ata yadigarı Fatih’in
emanetini aslına uygun olarak muhafaza edebilmektir.
Ayasofya’yı açmak demek, milletin bağrına saplanmış oku yerinden çekerek, milli birlik ve
beraberliğin kenetlendiği, millet varlığının bütün cihana, Türk ve İslam dünyasına hâkim olacak
kudretinin eseri olarak gösterebilmektir.
Ayasofya’nın açılması ile milletin makus talihinin, kaderinin karanlıktan aydınlığa bir güneş
gibi doğduğunu gösterebilmektir.
Ayasofya’nın açılması demek, ülkeye barış ve kardeşliğin gelmesi, bütün düşmanlıkların yok
olduğu muktedir ve lider bir millet olmak demektir.
İşte Ayasofya’yı açan anahtarı kullanan kudretin gerektirdiği beceri ve iktidarı bekleyen bunlar
ve daha bir sürü sıkıntılar çözüm beklemektedir. Yapılan işler milletin makus tarihini değiştirmiyor,
milletin problemlerini kökünden çözemiyorsa bir anlamı yok demektir. Kilitli bir kapının açılması ile
bütün sıkıntıların giderileceğini sanma yanılgısına düşmeyelim.

H. Ali Özdemir

 

En az 10 karakter gerekli
Tüm Yorumlar (1)


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.