Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.31
BIST 1,195
%0.37
Dolar 7.97
%0.53
Euro 9.44
%0.67
Altın 489.27
REKLAM

BİR BEDEL ÖDEMEDEN FELAH (KURTULUŞ) BEKLEYENLER!..

20 defa okundu kategorisinde, 20 Eyl 2019 - 16:25 tarihinde yayınlandı

BİR BEDEL ÖDEMEDEN FELAH (KURTULUŞ) BEKLEYENLER!..

Fahrettin Dağlı

1970’lerden bu tarafa siyaseti izliyorum, okumaya çalışıyorum; Toplumun genel temayülü; Herhangi bir bedel ödemeden, bir fedakarlıkta bulunmadan felaha ve selamete ulaşmak!.. “Şu kişi veya guruplar iktidara gelse de bizlere kurtuluş kapılarını aralasalar!..” Veya bir başka ifade; ‘Şunların kazanma/ütme şansı var. En iyisi onlara yatırım yapalım’ gibi… Bu bencillik ve hasislik siyasette -Allah muhafaza- modern kurtarıcıların piyasaya çıkmasına sebep oluyor. Halkın bu hiçbir şey vermeden; hiçbir şeyden vazgeçmeden beklediği kurtuluşun müşterisi hep olmuştur. Siyaset pazarlamacıları/simsarları hemen devreye girerek kitlenin içgüdülerini, duygularını ve hislerini istismar ederek; istek ve arzuları üzerinden popülizmi, halk dalkavukluğunu devreye sokarlar.

Bu durum, insanoğlunun yaşadığı tarihsel maceranın önemli bir kesitidir. Allah, Kitabında, bu düşünüş ve hareket şeklinin onlarca yaşanmışlığını bize haber verir. Örnek mi? Buyurun;

“Eğer yakın bir menfaat ve kolay bir sefer olsaydı, senin ardına tereddütsüz takılırlardı. Fakat bu zorlu yolculuk onlara pek uzun geldi. Üstelik, “Eğer gücümüz olsaydı kesin sizinle çıkardık” diye Allah adına yemin ederek kişiliklerini mahvedecekler: Oysa, Allah onların yalancı olduğunu çok iyi biliyor.” (Tevbe-42)

Tebük seferine bir atıftır bu ayet. Evet, zorlu ve çetin bir seferdi. Münafıkların ayaklarını sürçtüğü bir sefer. Gitmedikleri gibi diğerlerinin de sefere iştirak etmemeleri için psikolojik harp yürüttüler. Ancak Tebük’tan beklemedikleri galibiyet gelince bu sefer mazeret üretmeye başladılar. Yani, yalan uydurmaya başladılar. Her ne kadar ayet Tebük Seferindeki bazı insanların davranışı üzerine inmiş olsa da evrensel mahiyeti itibariyle tüm zamanların ikiyüzlü davranışını, samimiyetsizliğini, yalancılığını haber veriyor. Tüm zamanların sınavını işliyor.

Bu ayet üzerinden insanoğlunun kodlarını öğreniyoruz; bedel ödemeden savaş ganimetlerinden faydalanmak, toplumsal statülerini kaybetmemek ve iktidar imkanlarından semirmek… Hâlbuki ıskaladıkları müthiş bir hakikat (yasa) var; Bedel ödenmeden gerçek kurtuluşa erişilemeyeceği ve kölelikten / esaretten kurtulmanın mümkün olamayacağı!.. Bu işin yasası böyle!.. Bugüne kadar kölelikten/esaretten kurtulup hürriyete kavuşmanın yasası hep böyle işlemiştir; gerçek kurtuluşa erişenler bedel ödemişlerdir!..

Allah, bedelsiz vermeyeceği gibi kullar da insanlara bedelsiz kurtuluş sunamazlar.

Ayette ne diyor Rabbimiz; “Eğer kolay bir sefer olsaydı senin ardına takılırlardı, tereddüt etmezlerdi. Fakat bu zorlu yolculuk onlara pek uzun geldi. Neden zor? Dedik ya; imtihanın boyutları farklı farklıdır; kolay olanı olduğu gibi zorlu sınavlar da olacaktır. Teşbihte hata olmasın; “Eğitimde ölçme-değerlendirme sürecinin bir ara (vize) ve bir de yılsonu sınavları vardır. Yıl sonu sınavı bir bakıma kurtuluş sınavıdır; Bir üst sınıfa geçmek veya mezun olmak” gibi…

Ayette kulun gücünün bittiği yer gösteriliyor. İşte gücün bittiğine dair kanaatin güçlendiği yerde direnmektir, durmamaktır. Bilinmeli ki, gelecek olan zafer, gücün bittiğini hissettiğin yerde tekrar kendini üretir ve seni menzile ulaştırır. Kolay kazanılan, kısa ömürlüdür; çabuk kaybedilir. Bedel ödenerek, zorlu bir mücadele verilerek kazanılan ise uzun ömürlüdür. Burada insanlık tarihinden yüzlerce örnek verilebilir. Çünkü kolay gelenin kolay gittiği bir yasadır bu… Malum hak edilmemiş hiçbir kazanç meşru olmayacağı gibi bedel ödenmeden kavuşulan bir kurtuluş da uzun süreli bir mutluluk ve saadet getirmeyecektir. Ve çok kısa ömürlü olacaktır.

Oysaki Allah onların yalan söylediklerini çok iyi biliyor. Allah’ı kandıramayacaklarına göre sadece kendilerini kandırmışlardı. Allah yalanlarını faş etti. Az bir menfaat karşılığında hem bu dünya ve hem de öte dünyanın sonsuz kurtuluşunu kaybettiler. Ne kötü bir akıbet! Kişinin kendisine yapacağı en büyük kötülük nifaktır. İki yüzlülüktür.

Bugün Allah’ın haber verdiği bu insanlık macerası farklı versiyonlarıyla devam ediyor. Kazanana veya kazanacak olana odaklanmak ve ona yatırım yapmak… Haklı ve haksızlığına bakmadan; doğru veya yanlış yol üzerinde olduğuna dikkat kesilmeden günü kurtarmak. Bazen de sessizliğe gömülerek ve hiçbir aksülamelde bulunmadan seyirci kalmak /izlemek!.. Galip belli olduğu zaman onun safına geçmek!..

Korkarım ki, yeni siyaset arayışlarının akıbeti de böyle oluyor / olacak!.. Bedel ödemeden dünyaya sahip olmak isteyenler, hareket noktasından kalkacak ve menzile ulaşma ihtimalinin bulunduğu lokomotifi gözleyecekler. Kimin ipi göğüsleyip menzile yaklaştığını gördüklerinde hemen onun arkasında vagon olmak!.. Ve Onlara, ‘Zorlu bir yolculuk ve mücadele olmayacağını bilseydik, baştan sizinle beraber olurduk.’ ayetini derin derin düşünmelerini salık veririz.

Yeri gelmişken yaşadığım bir anekdotu naklederek sözü bitirmiş olayım; Yıllar önce; tahminen 2009 gibi, ‘Hak ve adalet’ mücadelesinde bir arayışın içerisindeyim. Az çok destek görebileceğimi tahmin ettiğim insanlarla görüşmeler yapıyorum. Yine bir gün çok eskiden siyasetin merkezinde bulunmuş bir arkadaşı davet ederek meramımı kendisiyle paylaştım. Türkiye’nin ne kadar zor bir sürece doğru gittiğini paylaşarak, işbirliği talebinde bulundum. Bana; ‘Sizler uzun soluklu bir mücadeleyi öneriyorsunuz. Bu yolda yürümeye takatimiz yok. Ben ve arkadaşlarım harekete geçecek bir lokomotifi bekliyoruz. Eğer böyle bir şey olursa biz de bu lokomotifin arkasına bir vagon olarak eklemlenmek niyetindeyiz. Beş aşağı, beş yukarı ‘hak ve adalet merkezli sivil siyaset’ adına görüşmeler yaptığım insanlardan aldığım ortak cevap buydu. Şimdilerde yine bu insanlar kalkacak yeni bir lokomotifi dört gözle bekliyorlar. ‘Yıl tahminen 2009 ve bugün 2019… Aradan on yıl geçmiş. O gün bunları söyleyen arkadaşlar bugün halen siyaset piyasasında birer akil adam gibi konuşuyorlar ve gelecek lokomotifi bekliyorlar. Dedik ya, insanlık tarihi tekrarlarla kendini üretiyor ve yeniliyor.

Onun için Rahmetli Akif hicranını şöyle dile getiriyordu:

Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Fahrettin DAĞLI
Yorum Yaz