Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-1.02
BIST 1,329
%-0.74
Dolar 7.81
%-0.39
Euro 9.35
%-1.86
Altın 449.55
REKLAM

BİR İPİN HİKÂYESİ

173 defa okundu kategorisinde, 20 Kas 2020 - 21:31 tarihinde yayınlandı

Görüntünün olası içeriği: şunu diyen bir yazı 'İPİN HESABI'

BİR İPİN HİKÂYESİ
ÖLÜ BİZİM DİRİYE BAKALIM
Anlatılır; adamın birisi öldüğünde oldukça varlıklıdır. Çocuklarına vasiyet eder.”Öldüğümde ilk gece mezarımın yanında biriniz kalsın, yanımda kim kalırsa malımın yarısı onun olsun.” der. Çocukları babaları ile mezarının yanında kalmaya cesaret edemezler, babalarının mezarı yanında bir mezarda sabaha kadar babaları ile kalmak onları korkutur.
Köylerinin odunculukla geçinen ve başkaca bir geliri olmayan en fakir adamına; “Hadi sana gün doğdu. Bir gece babamızın mezarı yarındaki mezarda sabahla zengin ol.” Derler. Adam, o gece ölenin yanındaki kazılan mezara girer ve beklemeye başlar. İnsanlar mezarın başından ayrıldıktan sonra Münkir-Nekir melekleri gelirler. Bakarlar ki, biri ölü, biri diri. Kendi kendilerine; “Bu ölü zaten bizim, önce şu dirinin hesabını bir görelim, sonra ölünün hesabına bakarız.” Başlarlar sorguya; Rabbin kim? Peygamberin Kim? Sorular uzun ve nihayet sıra mala mülke gelir. Adamın sırtında odun getirdiği eski bir ipi vardır. Münkir –Nekir melekleri; “İpi nereden aldın? Nasıl aldın? Hangi para ile aldın?” Sorular uzar gider. Sabah olur. İnsanlar gelip garibi mezardan çıkarırlar. Ölenin çocukları; “Hadi artık zengin oldun.” Adamın sevineceğini zannederler, fakat adam; ”Aman boş verin malı mülkü hepsi sizin olsun; ben sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. Diğer malın mülkün hesabını nasıl veririm.” diyerek hiçbir şeyi almaz.
SİZ NASILSINIZ?
Fakir Oduncunun durumu bu da, biz nasılız? Biz gerçekleri ne kadar görebiliyoruz? Bizim mal, mülk mevki, makam, adamlık sevdamız nasıl? Bir ilde seçilecek veya seçilme ihtimali olan milletvekilliği sırasına kaç insanımız aday oluyor? Bu konuda ne paralar döküyorlar? Ehil olmadıkları halde sade adamlık ve zenginlik için aday olanların sayısı çok mu az?
Sade iktidarı elinde bulundurmak için iktidarın bir tarafından tutunabilmek ve nimetlerinden istifade etmek için hayatından ve onurundan bir sürü taviz veren devlet adamlarımız yok mu? Sadece iktidar kodluğunu bırakmamak için kendine bile takiyye yapan, inandıklarından tavizler üstüne tavizler veren insan sayımız çok mu az? Sadece milletin değil beynelmilel güçlerin desteğini almak için milli egemenliğimizin bile tartışılmasını gündeme getiren devlet adamlarımız yok mu?
Kerbela hadisesinin başındaki Yezit’in kumandanı sahabeden büyük kumandanlardan Saat bin Ebu Vakkas’ın oğlu Ömer’dir. Hz Hüseyin’in katline gitmediği takdirde kumandanlıktan azledileceği söylenir. Ömer bin Vakkas sadece komutanlıktan azledilmemek için ağlayarak Peygamber efendimiz(SAV)’in torununu katleden orduya kumanda etmiştir; hem de arkasında namaz vakitlerinde ona uyup namaz kıldığı halde.
YERİN ALTI…
“Ehil olmayanlar başa geçtiğinde yerin altı üstünden hayırlıdır.” Buyuruyor Peygamber Efendimiz(SAV). Bu gün devleti idare edenler iddia edenler gerçekten ehilse, bu başımıza gelenler sıkıntılar neden? Gerçekten ehil iseler, bu terör niye bitmiyor? Ekonomi neden düzelmiyor? İşsizlerin, yoksulların sayısı neden katlanarak artıyor? Başımızdakiler gerçekten ehilseler Avrupa Birliği bizi neden bunca senedir kapısında tutuyor; hatta biraz daha kapının eşiğinin dışına itti?
Dünya sevgimiz, mala düşkünlüğümüz, mal-para hırsımız neden çok fazla? Bu mal-para hırsımızın sebebi nefsi mi, fakir-fukara, garip-gureba için mi hangisi? Gerçekten hırsımız var ama kazandığımızın karşılığında fakir, fukaranın hakkını gözetmek, devletin hakkını gözetmek, vergimizi hakkıyla ödemek var mı nerde? Kazandıklarımızın yükünü manevi olarak sırtımıza alarak ahretin yolunu tutarken, maddi boyutunu da geride bıraktığınız mirasçılar paylaşıp bölüşüyor.
DÜNYA SİZİN OLSA…
Dünyayı biriktirseniz, Karun kadar zengin olsanız, eğer kazancınızdan ihtiyaç sahiplerinin ve devletin hakkını ayırmamışsanız, kazandıklarınızdan insanlar istifade edemiyorsa ve siz bütün kazancınızı kasalarda keselerde depoluyorsanız; hem bu dünyanız hem de öbür dünyanız sıkıntıda demektir.
Kazancınız varsa hakkını vereceksiniz, vermelisiniz. Peki! Kazancın hakkı nasıl verilir? Kazancın, malın hakkı vermek demek; önce fakir, fukaranın hakkı olan zekâtı tam ve sağlıklı bir şekilde vereceksiniz. Sonra kapınıza gelen ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarını gidereceksiniz. Evinizde elinizin altındaki insanların hakkını gözeteceksiniz. Sağ elinizin verdiğini sol eliniz görmeyecek.
MAKAMLAR GEÇİCİ
Oturduğunuz mevkilerin, makamların hakkını nasıl vereceksiniz? İşimizde uzman ve ehilsek, yapılacak olan hizmetleri en güzel şekilde, can siper hane yapmak, aldığımız ücretin, işgal ettiğimiz makamın hakkını vermek için gece gündüz demeden çalışmak, milletin hukukunu korumaktır. Eğer ehil değilseniz de o makamı ehil olanlara bırakmaktır. Yoksa koltukları bırakmamak için milletin menfaatlerini göz ardı etmek değildir.
İnsan düşünecek; fakir bir adam bir ipin hesabını verememişse ben bana verilen nimetlerin hakkını nasıl verebilirim? “Benden bunların hesabı sorulduğunda bunca makamın, malın hesabını vermem için üzerime düşeni yapmam gerekir, çalışmaksa çalışmak, ehline terk etmekse terk etmek.” demeli ve yanabileceğimiz kadar günah işlemeli, hakka hukuka tecavüz etmeli, sorguya dayanabileceğimiz kadar mal-mülk edinmeli ve mevkie makama talip olmalıyız. Mevki makam, para-pul hak değil üzerinizde hakkı olanların size emanet ettiği görevinizdir.Görev ile hakkı karıştırmamak gerekir.
Mustafa Göktekin
Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN
Yorum Yaz