Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-3.88
BIST 1,144
%0.11
Dolar 8.09
%0.24
Euro 9.58
%0.39
Altın 496.38
REKLAM

DEVLETLERİN POLİTİKALARINI BELİRLEYEN TEMEL FAKTÖR; KONJONKTÜRDÜR

20 defa okundu kategorisinde, 30 Mar 2020 - 21:44 tarihinde yayınlandı

DEVLETLERİN POLİTİKALARINI BELİRLEYEN TEMEL FAKTÖR; KONJONKTÜRDÜR
Nurettin Dursun

Fransa’da açılan bir meyhane karşısında o günün dünya padişahı Kanuni Fransuva’ya bir ferman gönderir. Ferman şöyle başlar ‘Sen Fransa vilayetinin kralı Fransuva, ben cihan devletinin padişahı Kanuni.’ İfadesi bile insanı kahreder. Peki bunu söyleten nedir? Sıradan insanların bile çok rahat cevap vereceği şekilde elbette güçtür.

Strateji; kuvvetlerin en iyi şartlar altında sevk ve idare edilme sanatıdır. Strateji kuvvet muhasebesine dayanır. Devletin uygulayacağı stratejileri belirleyen temel faktör kuvvettir, güçtür. Bu düşünceden hareketle devlet adamlarının yaptıkları icraatları değerlendirirken bugünün şartları ile değil, yaşadıkları günün şartları ile değerlendirmek gerekir. Bir başka ifade ile tarihsel olaylar kendi şartları içerisinde değerlendirilmelidir.

Kanuni Sultan Süleyman Fransa’da açılan bir meyhaneyi Fransuva’ya bir fermanla kapattırııyor. Ama aynı Osmanlı yabancı güçlerin dayatması ve baskısı ile çıkarılan Tanzimat Fermanı’nı, Islahat Fermanı’nı ilan edebiliyor. Yine aynı şekilde yabancı güçlerin dayatması ve baskısı ile 1876 yılında 1. Meşrutiyet ilan edilebiliyor. Ve daha ağır şartları kabul ettirebilmek için ikinci meşrutiyet öncesinde yine aynı güçler tarafından Sultan Abdülhamid 1908 darbesi ile devriliyor ve II Meşrutiyet ilan ediliyor.

Şimdi sormak istediğimiz soru şudur: Tanzimat, Islahat ve 1. Meşrutiyetin şartlarını kabul eden Osmanlı devlet adamları yani Osmanlı padişahları kendi ülkelerini mi sattılar, hain miydiler. Kesinlikle hayır. Güçlü olduğunuz zaman siz ferman gönderirsiniz, zayıf olduğunuz zaman da sizlere ferman gönderirler. Hadise bundan ibarettir.

Ne yazık ki ülkemizde yabancılaşma ve batılılaşma süreci 18. asırda başlamıştır. Osmanlı Devleti güçten, takattan düşünce yabancı güçlerin dayatması ve baskısı ülkemiz üzerinde atmıştır. Bu baskı ve saldırılar o kadar artmış ki emperyalist güçler Türkiye’yi işgal ederek 7 parçaya bölmüşlerdir. Şimdi sormak isteriz: Ülkeyi işgal ettirenler kimlerdir? Padişahlar mı? Hiç bir devlet adamı kendi ülkesinin yabancılar tarafından işgal edilmesine asla rıza göstermez. Çanakkale’de 250000 şehit veren bir millet buna razı olmadı, hiçbir zaman da olmaz. Ama gücünüz yoksa yapacağınız başka bir şey de yoktur.

Tam bu noktada devletin karşılaştığı olumsuz şartlar karşısında Osmanlı Devleti o günün şartlarında devleti yeniden ayağa kaldıracak bir formül ortaya koyar. Zaten rahmetli Ecevit ölmeden önce yazdığı son kitabında Gazi Mustafa Kemal’i Anadolu’ya gönderenin Vahdettin Sultan Mehmet olduğunu söyler. Bizim din yobazları gibi, devrim yobazları bunu kabul etmese de tarihsel gerçek budur.

Şimdi Allah için soralım Sevr ve Mondros antlaşmalarının şartları ile Lozan’ın şartlarını mukayese ettiğimizde hangisi daha ağırdır. İnsaf ve vicdan sahibi her vatandaşın rahat vereceği cevap şudur: Şüphesiz ki Lozan’ın şartları daha ehvendir. Sevr’in ve Mondros’un şartları daha ağırdır. Devletlerin uygulayacağı politikalar güçleriyle paraleldir. Masalarda gücünüzle paralel isteklerinizi kabul ettirebilirsiniz. Gücünüz yoksa masada fazla söz sahibi olamazsınız. Konjonktürü yani tarihsel şartları dikkate almadan tarihsel olayları aklınızla değil de hislerinizle, duygularınızla değerlendirmeye kalkarsanız yanılırsınız.

Osmanlı devlet adamlarının büyük yanlışları olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuranların ve yönetenlerin de elbette yanlışları olmuştur. Yapılan yanlışları, aleyhinizde olan şartları dikkate almadan izah edemezsiniz. Biz Osmanlı devlet adamlarının yaptıkları yanlışlara mazeret üretirken Türkiye Cumhuriyeti devlet adamlarının yaptığı yanlışları affetmiyoruz. Veya Cumhuriyeti savunan kesimin Cumhuriyet dönemi devlet adamlarının yaptığı yanlışlara karşı mazeret üretirken Osmanlı devlet adamlarının yaptığı yanlışları ihanetle eşdeğer olarak kabul eederler. Bu tür hareket ve tavırlar son derece yanlıştır ve insaftan uzaktır.

Sonuç olarak din yobazları Osmanlı’yı sahiplenirken Cumhuriyet’e karşı çıkmakta, devrim yobazları da Cumhuriyeti sahiplenerek Osmanlı’ya karşı çıkmaktadırlar. Bu yobazların düşüncelerine katılmak mümkün değildir. Çünkü 5000 yıllık Türk tarihi Bizimdir bir kısmını kabul ederek bir kısmına karşı çıkmak son derece yanlıştır. Bu yaklaşım Müslüman Türk milletinin tarih birliğini parçalamaktır. Keşke Osmanlı’nın yükselme döneminde olsak. Bunu kim istemez ki? Ama kabul ve ilan etmeliyiz ki yükselme döneminden sonra ve günümüzde de yöneticilerimiz arzu ettiğimiz noktaya ülkeyi getiremediler. Bu noktada sadece yöneticiler suçlu değil, halk da suçludur. Çünkü toplum değişmedikten sonra yöneticiler de değişmez. Bu Allah’ın kanunudur. Ama yobazlara ne anlatabiliriz ki?

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Nurettin DURSUN
Yorum Yaz