Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-1.13
BIST 1,552
%-0.45
Dolar 7.39
%0.03
Euro 8.99
%-0.58
Altın 443.16
REKLAM

DOSTLAR(!)

362 defa okundu kategorisinde, 17 Ara 2020 - 16:47 tarihinde yayınlandı

 

 

            NE İFADE EDİYORSUNUZ?

Sizin için çok anlamlı olan ve çok şey ifade eden, sizin değer verdiğiniz, onlar içinde önemli olduğunu sandığınız şeylerin dostlarınız için hiçte önemli olmadığını, sizce önem arz eden şeylerin dostlarınız tarafından hiçbir öneminin olmadığını zamanla anlayıverirsiniz. Dünya başınıza yıkılır. Sizin için çok şey ifade eden şeylerin onlar için bir şey ifade etmemesi beklide sizin, onların gözünde çok fazla bir şey ifade etmediğinizin de resmi olabilir.

Dil ile söylemeseler, sözlü olarak inkâr da etseler, dostlarınız size, siz isteseniz de istemeseniz de ellerinde kullandıkları bir eşya ya da istedikleri gibi kullanacakları bir alet gibi bakıyor olabilirler!  Sizin bir şeyi istediğiniz veya yapılmasını arzu ettiğinizde, dostlarınız ondan istifade yerine, kendilerinin istediği şekilde olaya bakıyor ve değerlendiriyor da olabilirler.  Sevdikleriniz-dostlarınız size cebindeki mendil, elindeki kalem, evindeki birkaç çift eşyasından biri gibi görüp, gerektiğinde, tercih ettiklerinde kullanabilirler. Genelde sizin duygularınız, sizin arzularınız önemli olmaz! Onların duygu ve arzuları birinci planda önem arz edebilir.

NEĞERİNİZ NE KADAR?

Kişiler arasında artan samimiyete göre azalan değer, siyasi hayatta, ticari hayatta da aynı şeyleri ifade eder. En yakınınızdaki, insanlar ticarette sizden ihtiyaçlarını ya alır; “Burası bizim.” mantığı ile borcunu ödemekte ağır davranır, ödemez. Yahut gözünüzün içine bakarak, sizinle aynı işi yapan başka ticaret hanelerin paket ve poşetlerini göstere, göstere önünüzden geçerler. Çoluk çocuklarına iş lazım olduğunda veya aldıkları yerden alamaz olduklarında veya bir sıkıntıları olduğunda ise size gelip, ihtiyaçlarını sizin gidermenizi isterler. Ya da tercih ettikleri kişi veya kurumu size şikayet ederler. Siyasette de ise çoğunlukla sizi tercih etmediklerini, oy verecekleri, destekleyecekleri partinin adını ağızlarına doldurarak, yüzünüze haykırırcasına ifade ederler.

Siz,  gerektiğinde, lazım olduğunda kullanılacak, en yakınlarında olan ve onları asla, ne pahasına olursa olsun terk etmeyen bir dostsunuzdur. Ama siz kolayca terk edilebilir veya göz ardı edilebilirsiniz. Çünkü sizin duygularınız yoktur(!) Siz küsmezsiniz, alınmazsınız, kırılmak sizin hakkınız değildir (!) Çünkü siz kul hakkından ve Allah’tan korkarsınız.

VEFASIZLIK!

Milletçe ne çekmişsek, asırlardır, bu tür duyguları taşıdığımız için bu tür anlayışların sahibi olduğumuz için çekmişizdir. Bu milletin en büyük hastalıklarından birisi budur. Yani; vefasızlık!  Önceliklerimizi bizi itip kakanlara göre belirleriz. Bizim değerimiz kimlerin yanında az ise, onların değeri bizim yanımızda çoktur. Kim, bizi azarlarsa bizi en iyi o kullanır. Bizden o istifade eder. Kim bize hoşgörü ile davranırsa, saygı gösterirse veya severse da o bizim için hep ikinci veya üçüncü kişidir. Yani ihmal edilebilir(!) Acı ve sıkıntı nerede biz onun peşindeyiz. Onun hizmetindeyiz. Kim bize tepeden bakıyor? Kim bizi aşağılıyor ve adam yerine koymuyor. O büyük adamdır. Öbürü, dost dediğimiz… O bizimdir. O’nun bir değeri yoktur. Önemli olan O!

İMAM-I AZAMIN ANNESİ…

Anlatılır. İmam-ı Azam (RA)’ı talebeleri ve bazı insanlar annesine överler. Annesi güler.”Ha Bizim Numan mı? O kendi kendine bir şeyler söyler.” Der. İlahiyat Fakültesi Mezunu, öğretmen bir arkadaşımın annesi; “Oğlum hocaya şu meseleyi bir soruver.” deyince. Arkadaşımız sorunun cevabını söyleyiverir. Annesi: Yok yok sen köy hocasına bir soruver.”diye diretir.  Arkadaşım,  köy hocasının, öğretmeninin kendisi olduğunu söylese de, annesi:“Sen anlamazsın, sen yinede bir soruver.”diye ısrar eder.

NEREYE KADAR SABIR?

Milletimizde; senelerdir kendisini uzun ve meşakkatli yollardan çevirmek, kurtuluşunu temin etmek, iyi güzel bir hayatı millete sunmak için çalışan; bağrından çıkan on birlerce evladını hep, “sabret bakalım, sen bizdensin, hele şunu darıltmayalım, küstürmeyelim, sıra size de gelecek ya da siz iyisiniz ama küçüksünüz, oylarımız ziyan olacak, biraz daha büyüyünce verelim” diye sizi hep yüz geri etmişler. Ülke sonunda bu günlere gelmiştir. Ticaret, ziraat, siyaset, iç politika, dış politika dökülür,  düşmanlar her taraftan saldırır olmuştur. Ülkemiz ve milletimiz her bir yandan sıkıştıkça sıkışmış fakat hala milletin gerçek dostlarına sıra gelmemiştir. Niye gelsin ki; onlar bizden bizim gibi, bizim endişelendiklerimize endişeleniyor, üzüldüklerimize üzülüyor. Nasıl olsa yeni, milleti itip kakacak, fason siyaset adamları medyanın, basının desteği ile meydanlara arz-ı endam ederler.

TÜKENEN İNSANLAR

Millet senelerdir, dostlarını kendisi yoluna feda-ı can etmeye hazır evlatlarını hep yanında görmüş ise onların her zaman orada olacakları anlamına gelmez. Gerçekten bakarsanız sizi bekleyen genç, diri, yerinde duramayan insanların sayısı her geçen gün artacağı yerde azalmaktadır. Sabrın da bir sınırı vardır. Başımızı iki elimizin arasına alıp, “Biz nerede hata yapıyoruz?”demenin zamanı gelmişte geçmektedir.

DOSTLAR KUCAKLANMALI

Şu unutulmamalı ki; gerçekten bizimle dertlenenleri kucaklamalı, onlara gereken değeri vermeliyiz. Onların değerini bilmeli onları hak ettikleri yere oturtmalıyız. Başımız her ağrıdığında, dişimiz ağrıdığında, gözümüz yaşardığında yanımızda olunmasını istiyorsak mutlaka bizim olanları, dostlarımızı kucaklamalıyız. Kalkınmanın da, yücelmenin güçlü olmanın da yegâne reçetesi budur.

KÜDÜSTE BİR OSMANLI

İlhan Bardakçı anlatıyor. Özet olarak: “Kudüs’te Mescid-i Aksanın kapısında oldukça yaşlı yüzü sertleşmiş, ilk bakışta heykele benzeyen bir adam! Üzerindeki elbiseler iyice yıpranmış ve geleneksel bir kıyafet değil! Eski bir Osmanlı asker elbisesi, yanına vardım. Selamın Aleyküm baba dedim.  -Ve Aleyküm Selam oğul- dedi. Sordum; -Ben filanca tabur filan bölük erlerinden filanım, beni filan yerli Mülazım filanca buraya nöbetçi bıraktı. Türkiye’ye gidersen selam söyle hala nöbet yerinde bekliyor de.- diyor” Mescid-i Aksanın kapısında bekleyen asker en az elli sene o kapıda beklemiş. Elli sene bir insan için çok uzun bir zaman. Günümüzde insanların kuruluşların, partilerin vs.nin bu kadar sene sıra beklemesi mümkün değil. Kaldı ki; Ülkenin de buna tahammülü yok.

Milletimiz aklını başına almalı, başımızı iki ellimizin arasına alarak, nerede hata yaptığımızı düşünmeli. Milletçe yaptığımız hatadan bir an önce dönmeliyiz. Bizim olan, bizi seven, bizim sıkıntılarımızı yüreğinin derinliklerinde duyan insanlara gerekli değeri verip, kucaklamalı sahip çıkmalıyız. Aksi halde sevdiklerimiz, bizi sevenler ellerimizin arasından kayıp gitmektedir. Biline…

 

Mustafa Göktekin

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN
Yorum Yaz