GARİP GEREKÇELERLE ÇIKAN SAVAŞLAR VE KAYIPLARIMIZ

GARİP GEREKÇELERLE ÇIKAN SAVAŞLAR VE KAYIPLARIMIZ

Yakın tarihimizin pek çok münasebetsiz savaşında olduğu gibi. Bizim için bir felaket olan 1876 Osmanlı Moskof savaşı cahil ve maceraperest üç darbeci subay ve Mithat paşa avenesinin cihangirlik ve kahramanlık hayalinden kaynaklanmıştır. Ve kahramanlık taslayan ve çingene bohçası gibi her milletten bölücünün Osmanlıyı bir savaşta zayıflatmak ve dikkatini dağıtarak ve bölücülük melanetini kolaylıkla yapar hale gelmek için yararlanacaklarını umdukları savaş olmuştur. İmparatorluğa ihaneti kuran, bölücü Bulgar, Rum, Arap ve Arnavut milletvekillerimiz(?!) Türkiye’yi hazır olmadığı bir savaşa sokarken, tutuşturdukları ateşin kendilerini ve kendi vatanlarını da yangın yerine ve kan deryasına çevireceğini hesap edememişlerdi. Ve hepsi de Rothschild isimli Siyonist spekülasyoncunun Osmanlı maliye ve ekonomisi üzerindeki sınırsız ihtirasının aleti olarak hareket ettikleri bugün tarihi bir gerçek. Harbin temel sebebi bu… Vesileler ise çok çeşitli, garip ve hazin! Bakınız nasıl?

RUMELİ VE ANADOLU VİLAYETLERİMİZİ KAYBETTİĞİMİZ 93 MOSKOF SAVAŞI NASIL TEZGAHLANDI?

Osmanlı cihan devletinin cesur, heybetli padişahı Sultan Abdülaziz’in Osmanlı cihan devletini neye mal olursa olsun kuruluş ve yükseliş dönemlerindeki satvet ve gücüne ulaştırmak için yaptığı uygulamalar pek çok çevrede rahatsızlık uyandırmakta idi. Akdeniz’i yeniden bir Osmanlı gölü haline getirmek; Yemen ve Asir gibi vilayetlerimizi yeniden merkeze bağlamak, İslam ve Türk dünyasında dindaşlarımız ve soydaşlarımızla yeniden güçlü bağlar oluşturmak onun hedefi idi. Bu hedefler İngiliz, Rus ve Çin emperyalistlerini rahatsız ediyordu. Uzun lafın kısası bahtsız padişah ne yazık ki bir askeri darbenin kurbanı olacak, gözü gibi baktığı donanmanın ve kıymet verdiği Mithat paşa ve askeri cuntası tarafından hal edilip, bilek damarları kesilmek suretiyle katledilecekti. Tarihimizin bu en karanlık darbesini acaba Meclis’imiz araştırma ve gerçekleri ortaya çıkarma işine girse ne olur? Ne olur: Parlamentonun itibarı artar ve Türkiye’nin eli güçlenir. Ama önce demokrasiye saygılı olacaksınız ve siyasetinizin sadece gerçekler ve milli menfaatler temelinde yaşayıp güçleneceğine inanacaksınız. Neyse… Mithat paşa ve cuntası, büyük ümitlerle tahta çıkardıkları Osmanlı padişahları arasında tek mason sultan olan beşinci Murad’ın çok kısa süre içinde cinnet geçirmesi ve bu cinnetin saklanılamaz hale gelmesi sonucunda Sultan Abdülhamid’i meşrutiyeti ilan etme ve uygulama sözü alarak tahta çıkarmak zorunda kaldılar.

 ZAFER KAZANMAK KADAR, SÜRDÜREBİLMEK DE ÖNEMLİ

Bu sıralarda Sırbistan’da rahatsızlık sürüyordu. Sırplar bir kalemizde, Osmanlı sancağının dalgalanmasından rahatsızdırlar. Mithat paşa ve üç darbeci general, derhal Sırbistan’a ültimatom verip Sırbistan’ı cezalandırmak ve Belgrad’ı yeniden fethetmek istiyorlardı. Böyle bir savaş için de devlet başkanın onayına muhtaç olduklarından Sultan Abdülhamid’e sorarlar. Padişaha durumu izah ederek Sırplarla savaşın galibiyetimizle sonuçlanacağını ve Belgrad’ı fethedeceğimizi söylerler. Padişahın cevabı çok ilginç ve öğreticidir. Derki, “Şüphesiz ordumuz Sırpları yenecek ve Belgrad’ı feth edecek durumdadır. Ancak bu durumda Belgrad’da ne kadar kalabiliriz, düşündünüz mü?” der. Ama bir meşrutiyet padişahının bu uyarısı hülyalara dalmış Mithat paşa cuntası için bir anlam ifade etmez. Osmanlı ve Türk’le alakası sadece isminden ibaret olan anlı ve şanlı Birinci Meşrutiyet’in bu meclisi naralarla, vatanperverlik edebiyatı ile savaşa karar verir. Ve fırsat bekleyen Moskof’a karşı, Osmanlı orduları Plevne’de ve Doğu Anadolu’da kahramanca savaşmasına rağmen mağlup olur. Rumeli ve Anadolu’da topraklarımızın önemli bir kısmını elimizden çıkar. Yüzbinlerce Osmanlı tebası yerinden, yurdundan olur, şehitler veririz…

Demek ki politikanın, özellikle dış politikanın temel ilkesi olan, düşmanları ve düşmanlıkları azaltmak, dostlukları ve dostları çoğaltmak ilkesi boşuna söylenmiş. İhtirasları akıllarının ve tecrübenin fersah fersah ötesinde olan politika kaşiflerinin kıymeti beş para etmez keşiflerinin milletlerin başına ne belalar açtığını ibret almak isteyenler görür.

BÜYÜK KÜRDİSTAN HAYALİNE TAŞERONLUK YAPMAK

HATIRLAYALIM! Türkiye’nin başına bir Balkan savaşı belası sarıp bir süre sonra da kaçmak zorunda olan üç sözde paşa, devrik padişah Sultan Abdülhamid’i de Konya’ya götürmek isterler. Ve birbiriyle yıllar boyu savaşan Yunan, Bulgar ve Sırp kiliselerinin ve çetelerinin nasıl olup da birleştiğini sorar padişah? Aptallığı ittihadı anasır hülyasıyla ittihatçılar kendilerini yapmıştır. Hatta öyle ki hayalperest ittihatçı politikacılar Balkanlardaki bütün kiliselerin papazlarını Müslüman hocalarla kucaklaştırmışlar böylece sözde ittihadın kardeşlik parolasını uygulamaya koymuşlardı. Sonuç Avrupa’nın bile şaşırdığı ve acı Balkan mağlubiyeti ile yüzyılların Rumeli vilayetleri elimizden çıkması olmuştu. Büyük Kürdistan safsatası ile zihinleri bulanmış Barzani’nin Suriye Kürtlerini Esed karşısında birleştirmesi belki de iktidarı ve dostlarını sevindirmiş olabilir. Ancak bu birleşme kime karşı, acaba büyük Kürdistan hayaline biz de mi taşeronluk yapıyoruz? Yakın tarihimizde örneğini gördüğümüz hamakat örneklerini tekrarlamaktan sakınmalıyız?

YORUM ALANI

Yorum Yok

Görüşünüz

avatar
  Subscribe  
Bildir