Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.09
BIST 1,212
%-0.02
Dolar 7.81
%-0.07
Euro 9.26
%-0.22
Altın 482.41
REKLAM

Gurbetin Kitabını Yazdım-10 GURBETÇİLİK

18 defa okundu , kategorisinde, 15 Ara 2019 - 20:10 tarihinde yayınlandı

GURBETÇİLİK

Yıllar önce gazetede Azerbaycan’da bir dağ köyünü anlatan bir röportaj okumuştum. Köy halkı çok uzun ömürlü. Hastalık nedir bilmiyorlar ve yüz yaşını geçiyorlar. Bu sağlıklı, uzun ömrün sebepleri araştırılmış. Hormonsuz, ilâçsız tabiî gıdalar ve temiz dağ havası yanında köy halkının gurbeti tanımadığı anlaşılmış. Evlenmeler köy içinde oluyor, kimse herhangi bir sebeple başka şehirlere taşınmıyormuş. 

Gurbetin insanı yıprattığı bir kere daha anlaşılıyor. “Gurbet cehennemden bir tabakadır.” sözünün Peygamber Efendimiz’e ait olduğunu okumuştum. Bilmem, sahih midir?

Karacaoğlan’a göre sebebi şudur:

Gurbet ilde kıymatımız, 

Ya bilinir ya bilinmez. 

Amerika’da Taylandlı bir genç tanımıştım. Phatom Patomaçi. Ülkesinin zenginlerinden biri imiş. Amerika’ya üniversite tahsiline gelmiş. Ama Taylandlı babanın parası New York’ta ne kadar iş görür?! Phatom taksicilik yapıyordu. Alış-veriş yapan kadınların eşyalarını yüklüyor, kapılarına bırakıyor, bahşiş alıyor, polislerden kaçıyor; çünkü, çalışma izni yok, kaçak çalışıyor. Onu her görüşte aklıma Karacaoğlan gelirdi. Belli ki ülkesine gittiğinde hürmet gören, önünde kapılar açılan bu Taylandlı Amerika gurbetinde kıymeti bilinmeyenlerden olmuştu.

Fakat Taylandlı Phatom’un istikbal için ümidi vardı. Okulu bitecek, iyi bir iş bulacak, ülkesinde kazanacağından daha çok para kazanacak, daha iyi yaşayacak. Yani bir gün gelecek kıymeti bilinecek! Bu ümit ile çektiği sıkıntılara katlanıyordu. 

Amerika Phatom Patomaçi’lerle dolu!

Halbuki Karacaoğlan’a göre bir gün gelip kıymeti bilinse bile neye yarardı:

Gurbet ilde padişahlık sürmeden

Vatanında züğürt olmak yeğ imiş.

Aynı yüzyılın Dîvan şairi, İstanbul çocuğu Bâki de aynı şeyi söylüyordu:

Cihânın nimetinden kendi âb ü dânemiz yeğdir

Elin kâşânesinden kûşe-i virânemiz yeğdir.

Bir Kazak atasözü de aynı anafikirle karşımıza çıkar:

Şet elde sultan bolganşa, öz elinde ultan bol.

“Ultan” kösele demekmiş, mecâzen köle. Yaban ellerinde sultan olacağına…Varın gerisini anlayın.

Fakat bugün kaç milyon vatandaşımız ekonomik sebepler yüzünden yabancı memleketlerde çalışıyor.  Bir de isim bulmuşuz onlara: Gurbetçi! –cı,-ci, -çı, -çi eki dilimizde işlek bir isimden isim yapma ekidir, meslek isimleri yapar. Kitap-kitapçı, boya-boyacı gibi. Ve gurbet-gurbetçi… Demek ki gurbet bizim mesleğimizdir! 

Ondördüncü yüzyıldan Ahmedî’nin dili ağır söyler gerçi:

Ol kim vatan var iken ede gurbete heves

Ne türlü kim belâ göre onu sezâsıdır

Gurbete çıkanlara bu kadar yüklenmek biraz haksızlık olmuyor mu?

Yüzyılımızda çok hızlı gelişen teknik, eski asırların insanları için imkânsız olan şeyleri imkân dahiline sokmuştur. Ulaşım ve haberleşme kolaylıkları dünyayı küçülttü. Köyden kasabaya gitmek başlı başına bir iş iken, kasaba gurbetti. Sonra kasabaya gitmek kolaylaştı, ardından büyük şehire gitmek kolaylaştı.  Değişen hayat düşünceleri de değiştirebiliyor. Bugün artık “globalleşme”den söz ediyoruz. Küreselleşme! Yeryüzü “büyük bir köy” haline geliyor. 

 

Bir lâf vardır halkımız arasında. Ben hiç sevmem: “Doğduğun yer değil, doyduğun yer” derler. Doyduğunuz yer, yani para kazandığınız yer vatan makamına oturuveriyor mu hemen? Bence hayır, oturmuyor. Hem gurbet-vatan konularını böyle mide seviyesine indirivermekte rahatsız edici bir taraf yok mudur?

“Bülbülü altın kafese koymuşlar, ‘ah vatanım!’ demiş.” Atalar sözümüz böyle der.  Altın kafeste, suyu da, yemi de önünde bol ve hazırdı, karnı doyuyordu. Ama o aşiyânını özlüyordu. Bülbülün bile, müreffeh yaşadığı altın kafeste “vatan” diye inlediğini vehmeden biz insanoğlu, kendimiz için “doyduğumuz yer” dersek bu kendimize hakaret değil midir?

Azerbaycan’daki o dağ köyünü görmek isterim.  O haber yayımlandığında, dünya henüz “büyük bir köy” haline gelmemişti! Acaba şimdi vaziyetleri nedir, gurbetten anladıkları nedir, hâlâ köy dışına çıkmayı, şehre yerleşmeyi gurbete gitmek mi sayıyorlar? Yoksa onlar da küreselleştiler mi? Ve hâlâ çok uzun mu yaşıyorlar?

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Ayşe G. Tunceroğlu
Yorum Yaz