Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.03
BIST 1,144
%0.54
Dolar 8.13
%0.63
Euro 9.61
%0.70
Altın 497.92
REKLAM

Gurbetin Kitabını Yazdım-8 DÂÜSSILA

16 defa okundu kategorisinde, 18 Kas 2019 - 17:16 tarihinde yayınlandı

DÂÜSSILA

Tâbiyetinde olduğumuz devlet… Doğduğumuz, büyüdüğümüz, hamuruyla yoğrulduğumuz ülke… Bizim diyebildiğimiz memleket…
Belki en doğrusu şu: Burnumuzun direğini sızlatan diyar…
Vatan!
Dilimizde “vatan” kelimesiyle eş mânâlı bir kelime daha vardır: Sıla… Daha doğrusu “gurbet”in zıddı “sıla”dır. Ayrı düşülen ve hasreti çekilen yer. Bununla ilgili olarak “dâüssıla” tabirini kullanırız: Sıla hasreti. Vatan hastalığı. Tıp literatüründeki karşılığı, “nostalji”dir ve psikolojik bir hastalıktır aslında. Gündelik dilimizde nostaljinin hastalık olduğunu aklımıza getirmeyiz, nostalji orijinal mânâsını kaybetme konusunda en başarılı olmuş kelimelerden biridir. Onun hastalık olduğunu asla düşünmeyiz; aksine şehir hayatının dağdağası altında, hava kirliliği, gürültü kirliliği, görüntü kirliliği, trafik keşmekeşi, kapkaç endişesi, seçim, geçim dertleriyle bunalan ruhumuzun dinlendiği bir çeşit sığınaktır ki, bazen bir şarkı ile, bazen bir mısra ile, bazen soluk bir fotoğraf ile, bazen bir çiçek kokusu ile, bazen bir yemek kokusu ile, bazen dallardaki yaprakları titrete titrete gelen rüzgârın sesi ile, bazen bir kumrunun boğuk sesi ile, bazen zamana direnmiş bir ahşap evin boyu bir karış siyah demir anahtarıyla gelir ve hayatımıza renk katar. Nostaljiyi hayatımızın bir lezzeti kabul etmişizdir. Fakat onyedinci asırda tıp diline giren nostalji, basbayağı bir hastalıktır ve “insanın doğduğu yeri özleme, bir daha orayı görememe korkusu” olarak tarif edilir. Doktorların dediğine göre, önce orduda, askerler arasında görülmüş. Yirminci yüzyılda ise yurt dışına çalışmaya gidenlerin ruhî rahatsızlıklarında belli başlı bir sebep olarak müşâhede edilir olmuş.
Yabancı bir diyarda yalnız kalma korkusu, ayrılık sıkıntısı, mutsuzluk. Bu duygular ağır basarsa, ağır basar da ferdin günü yaşamasını engellemeye başlarsa, o zaman iş doktorluk, reçetelik olmuştur. Halbuki Karacaoğlan işi sazıyla, sözüyle halletmişti:
Bakarım bakarım sılam görünmez,
Ara yerde yıkılası dağlar var.

Onaltıncı yüzyılın Karacaoğlan’ı… Ondaki gurbet-sıla fikri, “aşrı aşrı memlekete kız vermesinler” diyen yeni gelininki gibidir. Onun burnunun direğini sızlatan yer, doğduğu, büyüdüğü köydür; oradan ayrılınca, komşu kasabaya bile gitse gurbete düşmüş sayar kendini. Ve bugün doktorların “nostalji” diyerek uzun uzun anlatmaya çalıştığı psikolojik vaziyetin dört mısralık tarifini yapar:
Bir yiğit gurbete gitse,
Gör başına neler gelir
Merdin sılayı andıkça
Yaş gözüne dolar gelir.
Sanmayın ki, dili benzemez, dini benzemez, rengi benzemez insanların arasına düşmüştür. Torosların her dem âşık şairi karadan yolu olmayan yerlere gitmemişti. Kitaplar Osmanlı coğrafyası içinde dolaştığını bildiriyor. Çukurova’dan kalkıp Bursa’ya, İstanbul’a gitmiş; belki, bir ihtimal Rumeli’ne geçmiştir. Yine de gurbeti yazmıştır, sıla hasreti çekmiştir.
İmâna gel kanlı gurbet imâna
Biz de başımızı saldık gümâna
Yağıp yağmur gün deyince çimene
Kokar burcu burcu gülü sılanın

Ovalar ovalar engin ovalar
Gözüm yaşı biribirin kovalar
Yüce dağ başında şahin yuvalar
Öter garip bülbülleri sılanın

Bitmedik işlere Mevlâ ulaşa
Daha neler gelir sağ olan başa
Geçerse bu yaz da kalırsak kışa
Korkarım kapanır yolu sılanın.

Eskiden kızardım Karacaoğlan’a. Karadan yolu olmayan yerlerden haberi yok, tutmuş gurbetten bahsediyor, vatan hasreti çekiyor…
Hata etmişim.
Evet, galiba, en iyi tarif budur: Vatan, herşeyden önce, burnumuzun direğini sızlatan yerdir.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Ayşe G. Tunceroğlu
Yorum Yaz