Egemen Milletin Sesi

reklam

İSLAM DÜNYASININ GERİ KALMASININ SEBEBİ İSLAM DEĞİLDİR!

İSLAM DÜNYASININ GERİ KALMASININ SEBEBİ İSLAM DEĞİLDİR!
190 views
06 Temmuz 2019 - 13:51

İSLAM’SIZ DÜNYA KARANLIK VE VAHŞET İÇİNDE YÜZERDİ!
Aykut EDİBALİ

İslam Düşmanlığının Kökleri
Değerli Bayrak okuyucularımız için Graham Fuller’in “İslamsız Dünya” adıyla Türkçe’ye çevrilmiş kitabını tanıtmak, değerlendirmek düşüncesindeyiz. Çünkü konu çok önemli…
Savaşın bitişi, Berlin duvarının yıkılışı ve Sovyet Rusya’nın çöküşünden sonra Batı için Sovyet Rusya ve Çin’i çevreleyen ve İslam ülkelerinin kullanıldığı “yeşil kuşak” projesine gerek kalmamıştı. Artık Batı için yeni bir düşman bulmak gerekliydi. Ve bu düşman da kolayca bulundu, hedef tahtasına konuldu. Büyük maddi ve beşeri potansiyele sahip İslam ve İslam dünyası artık hedefti. Petrol, doğal gaz kaynakları ve ulaşım hatlarını kontrol etmek gerekiyordu. 11 Eylül saldırısı (!) İslam dünyasına müdahale için bir bahane oldu ve müdahale yapıldı. Bunun için BOB gibi ABD’nin müdahalesini haklı gösteren projeler açıklandı, doktrinler hazırlandı.

Yeni Dünya Düzeni İçin, Yeni Hedef İslam mıydı?
Bunlardan biri de neocon’ların, dünyanın yeniden düzenlenmesinde “medeniyetler çatışması” kavramıydı. Çatışan medeniyetler deyince bu medeniyetlerin dayandığı evrensel dinlerin akla gelmesinden daha tabii ne vardı ki? Böylece dünyanın yeniden düzenlenmesi deyince iki medeniyetin yani iki dinin, ümmetin camianın çatışmasını sona erdirmek veya düzenlemek söz konusu olacaktı. Onun için İslam dünyasının yeniden haritalarının çizilmesi, gerekecekti, çünkü bu sınırlar kanlıydı? Ve Türkiye’ye gelen Bush’un bakanı Ortadoğu’da haritaların değişeceğini boşuna söylememişti. Ayrıca Avrupa’da Müslümanların hem sayıca artması ve tutunmaları ve hem de İslam dinine bağlılıklarını sürdürmeleri din ve aile gibi kıymetleri kaybolan Avrupa’nın pek çok ülkesinde İsveç’ten Almanya ve Fransa’ya ırkçı saldırılarla birlikte, İslam düşmanlığını da tetikliyordu. Yani İslamafobya denilen tehlikeli Batı kompleksinden bahsediyoruz. İşte bu yüzden dünya İslam’a neler borçlu sorusu kadar “İslamsız bir dünya” nasıl olurdu? sorusunu ve cevabını çok hayati buluyoruz. Müslüman aydınların bu kitabı anlayıp, Batı’da tartışması gerektiğine inanıyoruz. Söz konusu kitabın, bir özetini bu sayımızda bulacaksınız.

İslamafobya Kompleksinin Tedavisi İçin Bunu Okumalıyız!
Kitabın, zamanımızdaki İslamofobya adı altında sürdürülen anti demokratik, dışlayıcı, düşünceye çok tutarlı bir cevap olduğunu göreceksiniz. Herhangi bir dini önyargıya kapılmaksızın, savunma veya inkar gibi yollara itibar etmeksizin dünya tarihinin objektif, değerlendirmesine dayanması, çalışmanın değerini arttırıyor. Hala etkisini sürdüren, “medeniyetler çatışması” ve “kanlı sınırlar” gibi safsataların Amerikan toplumunda siyasi itibarı azalmış, neo-con politikalarına Amerikan toplumunun ve Batı’nın düşmesini engelleyebilecek soğukkanlı, gerçekçi bir değerlendirme sunuyor. Kitabın bu haliyle sadece Amerikan toplumu için değil, Batı toplumu ve İslam Dünyası için de değerli olduğunu söylememiz gerekiyor. Ayrıca şunu da belirtmeliyiz ki, İslam Dünyası’nda 1683 ikinci Viyana Kuşatması’ndan sonra başlayan ve uzunca bir süre devam eden, mağlubiyet, kargaşa ve dağılma döneminden sonra başlayan din, siyaset, ekonomi, devlet ve toplumu düzenleme, hareketlerine yani Islahat’a, Batı’nın geçirdiği reform ihtilallerinin, mantık ve metodunun derin surette etkisinde kalmış olması, İslam Dünyası’ndaki hareketlerin açmazını oluşturuyor.
Elbette bu söylediklerimiz Fuller’in kitabının doğru yönleri. Bize göre zayıf yönleri de var. Bunların başında Fullerin, İslam’a ve İslam medeniyeti konusunda bazı Batı kaynaklarına dayanması var.

İSLAMSIZ DÜNYA
Graham Fuller’in Türkçeye kazandırılmış kitabının ismi dikkat çekici, hatta çarpıcı… “İslamsız Dünya” zamanımızda İslam olmasa nasıl bir dünyamız olur? İslam dininin gönderilmesinden, önce dünyamız nasıl bir dünya idi? Ve gelecekte maazallah İslam olmayacaksa nasıl bir dünya olabilecektir? Yazar bu kitabında çok farklı bir araştırma ve düşünce metodu kullanmış. Yazar sübjektif değerlere iltifat etmeden, dini veya ahlaki değerlendirmelerle oyalanmadan çok yalın bir soru soruyor: Acaba İslam dinin Medine’de yaşanmaya başlanmasından önceleri dünyamız ne haldeydi? Barışın yaşandığı bir dünya mı, yoksa kan ve vahşetin yaşandığı bir dünya mı vardı? Müslümanların dışındaki dünyada Katolikler, Ortodokslar bir biri ile uyum ve dostluk halinde mi yaşıyorlardı? Aralarında düşmanlık ve kanlı boğuşma mı vardı? İslam Dünyası’nın genişleme ve dünyaya yayılma döneminde İslam’ın Mekke ve Medine vahasından asrın neredeyse üçte biri kadar süren çok kısa bir zaman içinde yayılması ve büyük medeniyet merkezlerine ulaşması, üç kıtayı bayrağı altında hidayet ve tevhid aydınlığına kavuşturmasının ardan dünyamız daha yaşanacak bir yer haline gelmiş midir, gelmemiş midir?

İSLAM DÜNYASINDAKİ REFORMİST HAREKETLER HRİSTİYANLARINKİNDEN ETKİLENMİŞTİR
Kitabın bir başka önemli fikri, İslam Dünyası’nda belli bir dönemden sonra başlayan arayış ve yönelişlerin temelinde görülen ütopik özelliklerin kaynağının reform hareketleri (Luter, Calvin reformları) olduğuna dikkat çekilmesidir. Graham Fuller, modern Müslümanlığın oluşmasında, Batı’da gerçekleşen Hristiyanlığın reform denemelerinin ve modellerinin ilham kaynağı olduğunu belirtiyor, özellikle Luther ve Calvin reformlarının çok etkili olduğuna dikkat çekiyor. Malum olduğu üzere Reformcular Kitabı mukaddesi yani Tevrat ve İncili nasıl yorumladılar ve bu ütopyayı kapalı bir rejim halinde nasıl uyguladılar. Aynen bu yorumlama ve uygulamanın İslam Dünyası’ndaki reform hareketlerine de modellik ettiğini belirtiyor. Mesela zamanımızda Vahhabilik, Kadıyanilik, Batıcılık, Babilik, Bahailik daha sonra Taliban hareketlerinin düşüncesinde Batı’nın geçirdiği reform bulunmaktadır. Onların temelin de Hz. Peygamber değil, Calvin vardır.(*)

İSLAM MODERNİZMİNİN İLHAM KAYNAĞI BATI REFORMLARININ ÖZELLİKLERİ!
Batı’da gerçekleşen reform düşüncesi, ütopyası, modeli ve uygulamaları; özellikle İslam Dünyası’nın cihan üstünlüğünün zayıflayıp, mağlubiyet çığırına girişinden itibaren Batı’nın reform ütopya, model ve eylemleri ne yazık ki İslam Dünyası’nın da modelleri olmuştur. Önce Batı reform hareketlerinde olduğu gibi, kitabı mukaddesin, onu taklit eden reformist Müslümanların yaptığı reformun bazı özellikleri var! Birincisi mukaddes tanınan bir metnin, reformcunun kafasında oluşan bir fikre, hatta ütopya adına Kur’an veya Sünnet’in bu yeni anlayışa, uygun olarak yorumlanması. Yani Tevrat’ın, İncil’in veya Kur’an’ın bir ütopyaya uydurulması, bu ütopyanın delili haline sokulması. Kitabın bu hayale göre anlaşılması. Ve bu hayalin bir topluluk üzerinde müsamahasız biçimde uygulanması. İngiltere’de Cromwel ihtilali, Luther, Calvin, İsrael Zangvili gibi ihtilal liderleri ve taraftarları ütopyalarını, zorla ve şiddet yoluyla topluma uygulamışlar ve kısa veya uzun ömürlü diktatörlükler oluşturmuşlardır.

İşte bir süre sonra İslam Dünyası’nda gördüğümüz reform hareketleri, Kuran, Sünnet vb. gibi kaynakları yeni bir toplum ütopyasına göre tevil ve tefsir etme çabasıdır. Bu çaba yeni paradigma ve programa göre kitabın yorumlanması ve bu anlayış, ütopya ve programının bir topluma zorla empoze ettirilmesi ve topluma bu ideolojiye göre biçim verilme çabası demektir. Kaçınılmaz olarak, insan hak ve hürriyetlerini çiğneyen bir ütopyanın zorbalıkla uygulanması anlamına geliyor. Ve bu reform hareketleri, kendilerinden birkaç asır sonra patlayacak olan Fransız, Amerikan ihtilallerinin ve Sovyet Rus ve Çin ihtilallerinin de öncüsü, anası ve modeli olacaklardır!

MÜSLÜMANLAR HAYALİ BİR MODEL PEŞİNDE SÜRÜKLENİRLER
Batı’nın bu reform hareketleri, İslam Dünyası’nda Müslüman ülkelerin halklarının bu yeni anlayışa göre baskı altında, terbiye edilmesi anlamına da gelir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Müslümanların dünya ölçüsünde ilmi, teknik, siyasi ve askeri bir güç olmaktan uzaklaştığı 18. asrın başlarından itibaren İslam Dünyası reform çağına girer ancak bu sözde reform çabaları İslam ülkelerinde Müslümanların hayali bir model ve ütopya adına değişmeleri, başkalaşmaları demektir. Baskı, mahrumiyet demektir… Osmanlı Devleti’nin III. Selim ve İkinci Mahmut döneminde zaruri olarak başlayan kurumlarını yenileme hareketinin devlet ve toplum hayatında çok büyük sarsıntılara da sebep olduğunu hatırlamak gerekir. Osmanlı devlet ve toplumu pek kısa süre içinde hem askeri gücünü akıl almaz biçimde sıfırladı (1826 Vak’ayi Hayriye), hem de devlete topluma yeni bir nizam getirdi. Geleneksel askeri yapı gibi idari, mali yapı da değişime uğradı. Osmanlı kültür ve eğitim hayatında çok önemli değişim geçirdi. Mesela Yeniçeriliğin manevi temellerinden biri olan Bektaşilik gibi bazı tarikatlar takibata uğradı, toplum hayatının dışına itildi. Bu durum tarikatların kendilerini düzeltme ve düzenleme imkanını ellerinden aldı, tarikatların kendi içlerine kapanmalarını hızlandırdı. Tarikatlarımızın kendilerini ıslah ve zenginleştirme konusundaki çabalarını azalttı.

İSLAM DÜNYASININ GERİ KALMASININ SEBEBİ İSLAM DEĞİLDİR!
Graham Fuller bir başka önemli tespitte de bulunuyor, İslam dünyasının geri kalmasının sorumlusunun İslam dini olmadığını söylüyor. Tanzimat’tan bu yana Türkiye’de söylene söylene ağızlarda sakız olmuş ve aydınlarımızı etkilemiş bu iddianın tutarsızlığını ortaya koyuyor… Ona göre İslam dünyasının içerisinde bulunduğu sıkıntılar, ekonomik, jeostratetjik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Bunun din ile bir alakası yoktur.

 

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
1 ADET YORUM YAPILDI

1
Görüşünüz

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
ŞEVKET BİNGÖL Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
ŞEVKET BİNGÖL
Ziyaretçi
ŞEVKET BİNGÖL

AYKUT EDİBALİ ABİDEN ALLAH RAZI OLSUN.

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir.

bursa escort - escort bursa - bursa escort - mersin escort