Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.64
BIST 1,191
%0.37
Dolar 7.97
%0.61
Euro 9.45
%0.25
Altın 487.20
REKLAM

KESTİREBİLENE AŞK OLSUN

131 defa okundu kategorisinde, 21 Tem 2019 - 15:25 tarihinde yayınlandı

KESTİREBİLENE AŞK OLSUN

Bir ülkenin dış politikası, kısa zaman içerisinde derin ve köklü başkalaşımlar, keskin dönüşler gösterebilir mi?

Çok ekstrem olaylar ve zamanlar haricinde genel hatlarıyla köşe taşları oturmuş, en az orta vadeli kararlar alınmış ve alınan bu kararların ana omurgasından ciddi sapmalar olmayan bir dış politika, olması gereken elzem bir politik davranıştır.

Ama eğer bir ülke hepi topu bir yıl gibi kısa bir zaman diliminde evvela Amerikancı, sonra Rusya, sonra Almanya taraftarı olabilir mi?

Hepsi ile aralarının belli bir düzeyde seyrediyor olması elbette anlaşılabilir. Lakin biri ile keskin bir düşmani tavır takınılıp kısa zaman sonra bir evvel ki düşman ile dostane ilişkilere evriliyor ise, orada sağlıklı bir dış politik anlayış ve uygulamadan bahsetmek malayani olacaktır.

Türk dış politikası, Cumhuriyet tarihi boyunca bu denli değişken, savruk ve yarını dahi kestirilemez bir boyutta seyrettiğine tanık olmak adeta imkânsızdır. Hele hele de birinci Dünya savaşından çıkmış ve ikinci Dünya savaşının önemli etkileri altında kalmış, her anlam da ciddi yokların ve yoksullukların hâkim olduğunu ve böylesi bir zaman diliminde dahi dış politik anlayışımız da böylesi başkalaşım gösterdiğine bile tanıklık olası değildir.

Komşu ülkeler ile olan ilişkilerimizden tutunda Türki Cumhuriyetlere, Amerika ile geldiğimiz noktadan tutunda Rusya ve oradan Avrupa birliğine varıncaya kadar, nereye elinizi atsanız orası elinizde kalır bir dış politik anlayışı nasıl ve nereye koyacaksınız?

Kestirebilene aşk olsun

Öyle bir ay ve ya bir yıl sonrasından bahsetmiyorum, bir hafta sonrası dış politik anlayışımızın nereye ve hangi devlete dost ve düşman bir tavır sergileyeceğini kestirebilen kaç kişiyiz Allah aşkına!?

Hülasa son derece tutarsız, kararsız ve rotasız bir dış politik anlayış, evvela devlet ve sonra da milletin geleceğine dair olumlu bir projeksiyon sunduğunu söylememiz pek mümkün değildir.

Bu denli değişkenleri elbette salt kendi iç dinamiklerin sonucunda meydana geldiğinden bahsetmiyorum. Ancak, dış politika, gerekli ve yetkin kişilerin konumlandırılmadığı bir yere, kısır bir döngünün içerisine mahkûm edildiği zaman, pek tabi ki dış dünyayı doğru okuma ve doğru kararlar almanın da önünde önemli bir bariyer olmaktadır.

Bütün bunların ana gerekçesi nedir?

Şayet bir ülke İlim, Bilim, ekonomik ve Askeri alanda olması gereken yerde değilse, nerede ne zaman duracağını, kiminle dost ve kiminle düşman olacağını kestirebilene aşk olsun.

Eğitim olarak bulunduğumuz konum, bilimsel çalışmalara verdiğimiz yatırım ve değer, ekonomik olarak sahip olduğumuz güç ve bütün bunların sonucunda askeri potansiyelimiz, dış politikanızın ne denli etken ve edilgen oluşunun temel parametrelerini oluşturmaktadır.

Her anlam da kendi kendisine yeterli olan, olabildiğince bağımsız bir ülke, Dünya da belirgin bir söz sahibi olacağından hareketle, dış politikasında da bu denli değişkenlikler göstermeyeceği gibi, dün ile bugün arasında düşman tanımlamasında da önemli sapmalar olmayacaktır.

İki milyon öğrenciden beş yüz binin üzerinde devasa bir kitlenin barajı dahi aşamadığı bir eğitim sisteminin üretken olması ve üretken bir nesli meydana getirmesi olacak gibi değildir. Ekonomik olarak geldiğimiz yere dair cümle kurmanın bile israf olacağı, ayrı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.

Acil eylem planı

İktidar,  bahsettiğimiz birçok alan da köklü ve çözüm odaklı bir acil eylem planı devreye sokmalı ve uygulamada ise ehliyet ve liyakat esasından asla taviz vermemelidir.

Hamasi söylemlerin, ırkçı çağrışımların, bazı değerlerin arkasına saklanmanın vakti haylidir geçmektedir. Sorunlarımıza gerçekçi bir yaklaşım sergilenmeli, pansuman değil, gerektiğinde ameliyat ve hatta atılması gereken uzvu kesip atmalıdır.

Esaslı, haysiyetli, kararlı bir dış politika, salt gaza getirici ırk merkezli çağrışımlar ile ve bu çağrışımlara çanak tutanların, seslendirenlerin vuzuha kavuşturacağı bir iş değildir.

Kendimize gelmenin ve bu modası geçmiş ırk merkezli çağrışımları elimizin tersi ile iterek arge çalışmaları ve yatırımlarına hız vermeli, eğitim sistemimizde rasyonel reform gerçekleştirilmeli, genç, dinamik ve üretken kişilerden ivedilikle istifa edilmelidir.

Vakit hayli geçiyor…

 

 

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Turan GÜZEL
Yorum Yaz