Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.64
BIST 1,191
%0.37
Dolar 7.97
%0.61
Euro 9.45
%0.25
Altın 487.20
REKLAM

KURULUŞTAN KURTULUŞA

18 defa okundu kategorisinde, 15 Eki 2019 - 22:38 tarihinde yayınlandı

KURULUŞTAN KURTULUŞA

KURULUŞTAN KURTULUŞA
Mehmet Mutluoğlu

İçişleri Bakanlığımızın himayelerinde Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin düzenlemiş olduğu “Kuruluştan Kurtuluşa” projesi çerçevesinde 7 Ekim tarihinde başlayıp 15 Ekim tarihinde tamamlanan bir geziye katıldık.

Gezimiz Bilecik’te Şeyh Edebali türbesini ve külliyesini ziyaret ile başladı.Bilecik’e vardığımızda Cündullah, Allah’ın askeri olan şanlı Mehmetçiğimizin, şanlı ordumuzun Suriye Barış Pınarı Harekatının başladığını da büyük bir sevinçle öğrendik.

Bilecik’te Şeyh Edebali türbesi ve külliyesi ziyaretinden sonra Bilecik Valimiz değerli devlet adamı Sayın Bilal Şentürk Beyefendiyi ziyaret ettik.
Bilecik gazeteciler cemiyeti yetkilileriyle bir araya geldik.
Ondan sonraki durağımız Osmanlı’nın ilk kurulduğu yer olan Söğüt’tü.

Söğüt yüksek dağların derinliklerinde, derin vadiler içerisinde kurulan bir yer.
Söğüt’ün coğrafyasını görünce ilk aklıma gelen Ergenekon’dan çıkış ve büyük bir imparatorluğun Söğüt’ten çıkışı. ikisinin benzeştiğini çağrıştırdı bende.

Bilecik’te Şeyh Edebali külliyesini ziyaretten sonra Bilecik’e giderken minarelerin hep kesik olduğunu gördüm.
Yunan işgali esnasında bütün mineraleri bombalanmış ve ortasından kesilmişti.
Bilecik gazeteciler derneği başkanı milli mücadele öncesinde Bilecik’in nüfusunun 42.000 olduğunu ve milli mücadele sonrasında sadece 2000 kişinin kaldığını bizlere ifade etti.
Söğüt’e gittiğimizde Ertuğrul Gazi türbesi’ne ziyaretimizde de pencerelerde ve türbenin değişik yerlerinde mermi deliklerinin olduğunu gördük.
Yani Yunan işgali esnasında Yunanların adeta Osmanlı’dan intikam aldıklarını gördük ve istilanın ne kadar korkunç bir şey olduğunu,düşmanın ne kadar alçak bir düşman olduğunu bir kez daha yaşadık.

Bilecik’ten sonra ikinci durağımız Osmanlı’nın başkenti Bursa oldu.
Osmanlı’nın kuruluşundan sadece 27 yıl sonra 1926’da feth edilen Bursa’da
Osman Gazi ,Orhan gazi türbeleri’ni ziyaret ettik.
Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Ulu Camiyi gezdik.
Bursa gazeteciler cemiyetini ziyaret ederek cemiyet başkanıyla görüştük.
Muazzam bir gazeteciler cemiyeti inşa etmişler Bursa’da. Cemiyet içerisinde ayrıca bir bölüm müze olarak düzenlenmiş, kitaplık olarak düzenlenmiş. Darısı Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nin başına diyorum.

Oradan büyük Türk milletinin büyük destanını yaşamak üzere Çanakkale’ye hareket ettik.
Çanakkale’de önce milattan önce 3500 yıllarında kurulan Truva antik kentini gezdik.
Truva Savaşı’nda Truvalıları yenen Yunan ordusunun başındaki önemli komutanlardan biri olan Agamemnon isminin 1915’te Çanakkale’ye gelen birleşik haçlı donanmasının armadasının en büyük gemisinin isminin de Agamemnon olduğunu bir kez daha hatırladık.
Ve 1453’te Sultan Fatih İstanbul’u alınca: “Truva’nın intikamını aldım.” diye ifade ettiğini aynı şekilde 9 Eylül 1922’de Mustafa Kemal Atatürk İzmir’den Yunan’ı denize dökünce: “Truva’nın intikamını aldım.” ifadesini kullandığını hatırladım.

Demekki devlet adamı olmanın çok derin bir tarih bilgisine sahip olmayı zaruri kıldığını da bir kez daha anlamış olduk.

Rehberimizin anlattığına göre her metre karesine bir Türk şehit ve bir yabancı askerinin gömülü bulunduğu Çanakkale Savaşlarının cereyan ettiği mekanları gezdik adım adım.
Hani Akif anlatıyor ya istiklal marşında “Şuheda fıskıracak toprağı sıksan şüheda.”
Adeta toprağa basmak istemiyoruz.
Anlatılmaz duygular, düşünceler akın akın geliyor beynimize,gönlünüze…

Ziğindere’deki şehitliği geziyoruz.
Koca Seyyid Onbaşı’yı, Yahya Çavuş’u görüyoruz. 57. Alayı görüyoruz. Kanlısırtı görüyoruz.
Kanlısırt’da rehberimiz Mustafa Kemal’in o meşhur hatırasını bize hatırlatıyor: “Düşman cephesi ile Türk cephesi arasındaki mesafe 5 metre 8 metre Mustafa Kemal diyor ki ölüm muhakkak mı muhakkak önde gidenlerin tamamı şehit oluyor ama arkada gidenlerde en ufak bir tereddüt yok okumayı bilenler Kuranı Kerim’i okuyarak ilerliyor okumayı bilmeyenler kelimeyi şahadet getirerek ilerliyor. En ufak bir tereddüt, en ufak bir korku yok. İşte Çanakkale savaşını kazandıran bu yüksek ruhtur.” Mustafa Kemal Kanlısırt’ta yaşanan olayı böyle veciz bir şekilde anlatmış oluyor.
Rehberimiz çok değerli emekli öğretmen Selahi Tutmaz bey Çanakkaleyi objektif bir şekilde bize çok güzel anlatıyor.

Çanakkale’de yaralanan yaralıların tedavi edildiği hastane ve revirler canlı bir şekilde orada canlandırıldı ki bizi çok etkileyen mekanlardan biri de orası oldu.

Cumhuriyetin kurulmasından önce işgal yıllarında İngilizler, Fransızlar, Yeni Zellandalılar 1918’li yıllarda oralarda anıtlarını yapmışlardı.

Yeni Zelanda’dan, Fransa’dan, İngiltere’den geldiğini tahmin ettiğimiz turistler kendi mezarlıklarını geziyorlardı.

Atatürk’ün tam kalbinin üzerinden şarapnel mermisi aldığı ve kalbinin üzerinde bulunan saati vesilesiyle kurtulduğu mekanı gördük.

Conkbayırı ve Anafartalar alanını geniş bir şekilde inceleme imkanını bulduk.
Mustafa Kemal’in bir sabah bütün orduya emrederek ben kırbacımı kaldırdığım zaman siz harekete geçeceksiniz demesi ve Mustafa Kemal’in bir sabah erken kırbacını kaldırması üzerine Ordu’nun Conkbayırı sırtlarından Anzak Koyu’na ve Anafartalar vadisine doğru Allah Allah nidaları ile bir yıldırım gibi uçtuğunu ve düşmanı büyük bir bozguna uğrattığı mekanları gördük.

Kanlıdere’nin içinden geçtik.
Günlerce kan aktı Kanlıdere.
Şehit kanlarıyla sulandı Çanakkale’nin her karış toprağı,dereleri, dağı taşı.
Dönüşte Alçıtepe Camii’nde öğlen namazını kılmak da apayrı bir duyguydu.

Çanakkale Destanı’nı canlı yaşamak bambaşka bir duygu.
İmanın karşısında hiçbir gücün duramayacağını; iman et,mücadele et zafer senindir. Ali İmran süresini hatırlıyoruz.

Çanakkale’den sonra Osmanlı’nın Bursa’dan sonraki payitahtı Edirne’ye gidiyoruz.
Edirne’de Darüşşifa’yı geziyoruz.
Akıl hastalarının bile tedavi edildiği müzikle,meşguliyetle ve daha değişik yöntemlerle şifa bulduğu o muhteşem eseri; oradaki eğitim odaları, müderrislerin bulunduğu odalar, oradaki tedavi yöntemleri, neşter vuran doktorlar bütün bunları inceleme imkanı buluyoruz.

Cuma namazını Selimiye camii’nde kılma imkanımız oluyor. Selimiye Camii’nde uzun yıllar müezzinlik, imamlık yapmış olan Nadi Hoca Selimiye camii’ni bize ayrıntılarıyla anlatıyor.
Dünyanın en büyük kubbesine sahip cami olduğu, minarelerine üç değişik yoldan gidildiği ve diğer bir çok özelliğini bize ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Bulgar işgali esnasında mermi alan yerleri tek tek bize işaret etti.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Selimiye’nin kurşunlanan yerlerinin özellikle korunması konusunda talimat verdiğini söyledi.
Mimar Sinan’ın Edirne Selimiye’nin inşasına 80 yaşında başladığını ve 85 yaşında caminin inşaatının tamamladığını ifade etti.
Caminin akustiği yönünden Süleymaniye’den de daha ilerde olduğunu ve tam kararı orada bulduğunu konunun uzmanı Nadi hoca anlattı.

Daha sonra Türk Yunan sınırını çizen Meriç nehrinin kenarına gittik.
Lozan antlaşması ile savaş tazminatı olarak Türk milletine verilen Karaağacı gezdik.
Karaağaç Lozan zafer mi hezimet mi diyenlere en güzel bir cevaptı.
Karaağaç’ta Lozan Anlatı var onu da görme imkanımız oldu.

Ve Osmanlı’nın asırlar boyu başkenti başkentler kraliçesi İstanbul’a geldik.

İstanbul’u 60 yılı geçen hayatım boyunca çok defalar gezme,orada bulunma imkanı buldum.
Ama her defasında İstanbul’u görmek, İstanbul’u gezmek, İstanbul’u yaşamak apayrı duygulara salar beni.

Defalarca gezdiğim tarihi yarımada ve tarihi eserlerini bir kez daha görmek nasip oldu.

Topkapı Sarayını yine bütün ihtişamıyla gezdik.
Bab ı Hümayundan girerken Sultan Fatih’ten itibaren sultan, veziri azam, Kubbealtı vezirleri, divan bir bir gözümün önünden geçti.

Osmanlı’da devlet adamlarını yetiştiren Enderun ise üzerinde başlı başına durulacak bir başka konu.
Yedi bölümden oluşuyor ve her bölümünde üç sene dört sene tahsil görüyorsunuz.
Belli bölümleri geçemeyince alt kademe görevlerde görev alıyorsunuz. Bölümleri geçtikçe de devlet görevinde üst kademelere gelmeniz söz konusu oluyor.
Cumhuriyet döneminde de bu amaçla Ankara’da Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü kuruldu ama oradan mevzun olanların devlet görevinde üst görevlere gelmesi hiçbir zaman söz konusu olmadı. Ehliyetsiz kişiler maalesef göreve getirildi.

Kutsal emanetler bölümü gerçekten muhteşem.
Yavuz Sultan Selim’in kutsal emanetleri getirmesinden itibaren her gün orada Kuran’ı Kerim sürekli okunur.
Hazreti Peygamber’in kılıçları, yayı; Hazreti Ebu Bekir in, Hazreti Ömer’in ve diğer sahabilerin kılıçları Hazreti Fatıma’nın giysileri, Hazreti Musa’nın asası Ve daha bir çok kutsal emanet bizleri apayrı duygulara taşıdı.

Ve Ayasofya, Sultan Ahmet oradaki dikili taş.Mısır’dan 375 yılında getirilmiş bir taş.

Ve tekneyle boğaz turu yapma imkanımız da oldu.
Yıldırım Bayazit’in yaptırdığı Anadolu Hisarı ve onun tam karşısında bulunan Rumeli hisarı dikkatimi çekti.
Sultan Fatih Bizans hükümdarı’ndan Avrupa yakasında bir yer istemiş ve burada Rumeli Hisarını inşa etmiş ki fetih de son derece büyük hizmet gördü.

Ve kuruluştan kurtuluşa gezimiz Ankara ile son buldu.
Ankara’da ilk ziyaret yerimiz kurtuluşun mîmar-ı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu, Türk istiklal Savaşı’nın muzaffer başkomutanı, Türk inkılâbının mümtaz önderi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ziyaretle başladı.

Atatürk’ün huzurunda 1 dakikalık saygı duruşunda bulunduk, fatihalarımızı, dualarımızı yaptık.
Bir Ergenekon gibi Söğüt’ten çıkışımız; Bursa, Edirne, İstanbul üç kıtaya yayılan bir millet ve sonra o kurşunlanan,yıkılan camiler bütün bunları düşünüyor ve Mustafa Kemal’in ve Kemal’in askerlerinin neler yaptığını bir kez daha anlıyor Mustafa Kemal’e ve kahraman ecdatımıza dualarımızı yineliyoruz.

Kuruluştan kurtuluşa gezimiz 14 Eylül Pazartesi günü öğlen yemeğini İçişleri Bakanlığında değerli bakanımız Sayın Süleyman Soylu’yla bir araya gelerek ve sohbet ederek tamamlamış olduk.

Aslında romanı yazılabilecek, belgeseli yapılabilecek, yüzlerce filmi çekilebilecek bir gezi ve seyahat bu.

Ben değerli edebiyatçılarımızdan, şairlerimizden, yönetmenlerimizden, televizyon, basın yayın kuruluşlarımızdan bu konuda şimdiye kadar çok önemli, güzel çalışmalar yapıldı ama bu kuruluştan kurtuluşa çizgisi içerisinde çalışmaların da yapılmasının son derece hayati öneme haiz olduğunu ifade etmek isterim.

İlkokulda,ortaokulda, lisede, üniverstede öğrencilerin Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet tarihini senede hiç olmasa bir kez canlı olarak yaşamaları için bu kuruluştan kurtuluşa projesi çerçevesinde geziye katılmalarının elzem olduğuna inanıyorum.

Trabzonlu Gazetecilere böyle bir imkanın sağlanmış olmasını son derece önemli buluyorum.
Bu güzel ve anlamlı geziyi düzenleyenlere, emeği geçenlere ve katılan bütün arkadaşlara teşekkür ediyor; selam ve saygılarımı sunuyorum.

Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mehmet Mutluoğlu
Yorum Yaz