Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.64
BIST 1,191
%0.37
Dolar 7.97
%0.61
Euro 9.45
%0.25
Altın 487.20
REKLAM

NELERLE UĞRAŞIRKEN NEYİ KAYBETTİK?

447 defa okundu , kategorisinde, 14 Oca 2020 - 15:07 tarihinde yayınlandı

Siyasette iktidar uğruna siyaset adamları arasında yapılan kavgalar sonunda toplumda barışı yok ettik. Sadece siyaset adamları arasındaki barış mı yok oldu? Elbette değil siyasette barışı kaybedince de devlette istişareyi kaybettik, adam gibi muhalefeti, adam gibi iktidarı da birlikte kaybettik; yani devlette aklı değil öfkeyi, barışı değil kavgayı yerleştirdik.
Devlet adamlarının arasında barış ortadan kalkınca tabanda kendini siyasi düşüncenin sahibi olarak gören her kes bir diğerini, farklı düşüneni, yanlış gördüğünü, yanı başındaki komşusunu, evdeki kardeşini Yunan askeri gibi görmeye ve ona göre tavır almaya başladı. Çizgiler kalınlaştı, insanlar bir biri ile konuşamaz hale geldiler.
Hatırlayanlarınız muhakkak vardır 1980 öncesi siyaset adamlarının arasında televizyon ve radyolarda açık oturumlar yapılırdı. Halk Siyaset adamlarının karşılıklı görüşlerini dinlerdi. Siyaset adamlarının arasında bir birine katlanılabilir bir ilişki vardı. Siyasette hükümet bazen muhalefet liderleri ve muhalefet partileri ile ülke meselelerini konuşur, danışır ve bilgilendirirdi. Şimdi gerek iktidar ve gerekse muhalefet siyasetini kendi taraftarları ile konuşup tartışıyor. Diğer partilerin veya halkın tercihlerinin ne olduğuna bakmıyor. Yani siyasette bile egoizm hâkim.
İnsanlar arasında, hatta gazetelerin köşe yazarları arasında uzlaşmaz, saldıran, tek taraflı düşünen ve kendi düşüncesinin dışındaki bütün düşüncelerin yanlış olduğu kabulü etrafa saldıran, hem de aşağılayarak, dışlayarak, ötekileştirerek yazan bir üslup var.
Sanatkârane –eskilerin ifadesi ile bedii-yazması gereken kesim bile üslup olarak güzelliği terk edince, onu takip eden insanlar da bu kötü tarzı kişilik olarak benimseyip, muhataplarına o şekilde davranmayı benimsiyorlar.
Yolda konuşarak yürüyen iki kişiye kulak verin. Herhangi bir iki kişiye kulak verin. Göreceğiniz şey egosu yüksek bir konuşmadır. Genellikle üçüncü kişilerle ilgili yapılan konuşmalar da kullanılan sözlerin yarısından fazlası küfür, diğer yarısı ise üçüncü kişiyi yani orada olmayan kişiyi tehdit ve ötekileştirmedir.Bu davranış kişilik bozukluğu değil de nedir?
Nerede ise sokaklarda ikili üçlü konuşmalarda küfürsüz konuşma duyamazsınız. Gerek “Yahudi Protokollerinde” ve gerekse” Etniki Eterya Cemiyetinin” milletimiz hakkında uygulamayı planladıkları kararlarını gerçekleştirdiklerini görüyorsunuz. Milleti üzüm salkımı gibi düşünürseniz sakımın her tanesinde düşman hedefine ulaşmış görünüyor.
İlk ve Orta eğitim seviyesindeki çocuklarımıza bakınız. Çok özür dileyerek söylemeliyim ki sürü halinde gezen sokak hayvanları gibi geziyorlar. Her biri bir kafadan yüksek sesle konuşuyor ve eğitim alan insanlardan ziyade vahşi doğaya bırakılmış hayvanların davranışlarını gösteriyorlar.
Bizim geleceğimiz, bizim umudumuz evlatlarımız kayboldu veya kaybolmak üzere. Bunlar kim? Senin benim çocuklarımız ve torunlarımız. Sokaklarda gezmeye endişe eder hale geldik hem de kendi çocuklarımızdan korktuğumuz için. Saygı sınırlarını kaybetmiş çocuklar. Kadınlaşmış erkek çocuklar, erkekleşmiş elinde sigara eşkıya tipli kızlarımız.
Etrafında kim var, kimler geçiyor demeden yüksek sesle küfürlü konuşan erkek-kız evlatlarımız. Uluorta erkek arkadaşından ayrıldığını anlatan elinde sigara 13-14 yaşlarında kızlarımız… Duvarlardaki yazılar bizlere ne anlatıyor Allah(CC) aşkına!
Mezarlıklarda el ele kucak kucağa gezen henüz buluğ çağına girmemiş veya girmek üzere olan çocuklarımız.Üstelik oralarda yatan dedeleri, nineleri veya ölmüş büyüklerinden ne utanıyor nede o ölenler onlara bir şey ifade ediyor!?
Kendi çocuklarımızdan korkar hale geldi. Başka düşman aramaya gerek var mı? Ey bir biri ile didişen ve her gün kavga eden siyaset adamları; neler kaybettiğimizin ne zaman farkına varacaksınız? Geleceğimizi kaybettik; hem de sizin inadınız ve kavgalarınız, yanlış politikalarınız yüzünden. Yanlış Milli eğitim politikalarınız yüzünden.
Kendinizi düşünmekten, ikballerinizi düşünmekten vazgeçin artık. Milleti tarihin kara toprağının altına gömmek üzeresiniz. Sizlerin yüzünden ve sizleri oy veren bizlerin sebebine büyük bir milletin evlatları tarihinden, kültüründen ve dininden ve görevlerinden soyutlanmış ve sudan çıkmış balığa döndü.
Elbette hem ilahi mahkemede ve hem de tarih önünde gerek iktidar ve gerekse muhalefet olarak yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz ama “bade harabül Basra” yani millet harap ve yok olduktan sonra neye yarar.
Uyanın beyler uyanın. Sizi uyaranlara, “MİLLETİM UYAN” diye feryat edenlere da kulak verin. Yok, farz etmeyin. Çöken çatının altında inanın sizlerde kalacaksınız.

Mustafa Göktekin

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mustafa GÖKTEKİN
Yorum Yaz