DOLAR 9,26200.91%
EURO 10,79210.69%
ALTIN 525,89-0,78
BITCOIN 563498-0,74%
İstanbul
13°

PARÇALI BULUTLU

02:00

YATSI'YA KALAN SÜRE

TARİKAT VE CEMAATLER ÜZERİNE SAMİMİ BİR DEĞERLENDİRME

ABONE OL
6 Eylül 2020 11:33
0

BEĞENDİM

ABONE OL

TARİKAT VE CEMAATLER ÜZERİNE SAMİMİ BİR DEĞERLENDİRME

Nurettin Dursun

Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar bir asra yaklaşan süreye rağmen, faaliyetleri yasaklı olduğu halde varlıklarını sürdürerek devam eden tarikat ve cemaatler, siyasetçiler tarafından oy deposu olarak görülmekte ve bu durum siyasetçiler için göz kamaştırmaktadır. Rant peşinde koşan cemaat ve tarikat önderleri için böyle bir durum uygun bir fırsat sağlar. Bunlara kanuni bir statünün sağlanması hem siyasetçilerin hem de çıkar peşinde koşan cemaat ve tarikat önderlerinin istemedikleri bir durumdur. Çünkü kanuni bir statü, istismar ortamını ortadan kaldırdığı gibi, cemaat ve tarikatların siyasi partilerin oy deposu ve siyasetin oyuncağı olmaktan da kurtulmalarını sağlar. Bazı cemaat ve tarikatların başında bulunan önderlerin holding düzeyinde ekonomik bir güç haline gelmeleri, müritlerinin istismar edilmemesi açısından bu kesimin denetlenmesini zaruri kılmaktadır. Kısaca ve tekrar ifade edersek tarikat ve cemaatlere kanuni statüleri verilmeli ve devlet tarafından denetlenmeleri mutlaka sağlanmalıdır.

Türkiye’de açık, aleni, denetlenebilen, sorgulanan, hesap veren yelpazenin neresinde olursa olsun her düşüncenin örgütlenmesinde düşünceyi açıklama ve yayma faaliyetlerinden rahatsızlık duymaya hiç gerek yoktur. Zaten insanların örgütlenmeleri toplumun varlığını devam ettirmek bakımından önemli bir ihtiyaçtır. Yalnız denetleme görevinin sağlıklı işleyebilmesi öncelikle insanların doğuştan getirdikleri özgürlüklere yani temel hak ve hürriyetlere, dine ve dindarlara saygılı bir devletin var olmasını gerektirir. Özgürlüklere saygısı ve tahammülü olmayan herhangi bir denetleme faaliyeti dine ve dindarlara baskı yapmanın ötesinde bir fayda sağlamaz. Türkiye’nin demokratikleşmesini, bireylerin özgürleşmesini ve insan iradesinin şahsiyet kazanmasını sağlayacak açılım budur. Bu açılım çerçevesinde hiç kimseden korkmaya ve endişe duymaya gerek yoktur. Böyle bir açılım yapılmadığı takdirde bugün Türkiye’de var olan ve şikayet edilen baskı gruplarının dışında cemaat ve tarikatların da bir baskı grubu haline gelerek insanların ve toplumun özgürleşmesini yok edeceği kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacağı açıktır.

Sonuç olarak yukarıda yaptığımız izah ve analizden tasavvuf anlayışını yıpratmak ve bu anlayışlara düşmanlık göstermek gibi bir niyetimiz yoktur. Kur’an ve sahih sünnete uygun olduktan sonra bu kesimden rahatsızlık duymayı gerektirecek hiçbir şey yoktur. Tasavvuf ve cemaat ekollerinin ve bu ekollerin başında bulunan şeyh ve cemaat önderlerinin Allah indinde insanlar tarafından bilinen herhangi bir ayrıcalıkları ve üstünlükleri yoktur. Tasavvuf ekolleri bir mektep ve bunların başında bulunan şeyh ve cemaat önderleri de bu mekteplerin birer öğretmenleri gibi düşünüldüğünde ve kabul edildiğinde bu kesime itiraz edilecek hiçbir şey kalmaz. Bu çerçevede bu tür faaliyetlerin her biri faydalı olduğu gibi, aynı zamanda da toplumda insanların organize edilmesinde de bir boşluğu dolduracakları muhakkaktır. Ama her kesimde olduğu gibi bu kesimde de istismarcıların bulunduğu unutulmamalıdır. Örneğin 28 Şubat sürecinde yaşanan Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz ve şimdi de Uşşaki tarikatı ile ilgili gündeme bomba gibi düşen olay ve benzeri olaylar istismarın zirvesini gösterir. 2009 yılında Ali Kalkancı uyuşturucu imalatı yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Bu durum, yapılan izahların isabetini açıkça ortaya koymaktadır. Dikkat çekmek istediğimiz husus budur. Bu tür istismar olaylarını önlemenin yolu; Allah’ın gönderdiği Kur’an’ı ve Hazreti Peygamberin sahih sünnetini öne çıkarmak suretiyle Müslümanları doğru bilgilendirmekten geçer. Diyanet İşleri Başkanlığı dininin ana kaynağı Kur’an’a ters düşen Mehdi ve Mesih gibi kavramların dinde olmadığını, bunların birer uydurma olduğunu insanlara anlatmalıdır. Böyle bir çalışma yapılmadığı takdirde istismar alabildiğine artar ve Allah’ın rızasını kazanmanın dışında başka bir niyeti olmayan samimi tasavvuf ve cemaat kesimini de lekeler. Diğer taraftan tasavvuf ve cemaat ekollerinin devletten inançlarını yaşama dışında başka bir talepleri yoktur. (Gizli servislerin kontrolünde devleti ele geçirmeyi hedef alan cemaat ve tarikat yapılanmalarını bu izahın dışında tutuyoruz.) Zaten tasavvuf ekolleri ve cemaatler yapı ve faaliyet tarzları itibarıyla sistemle herhangi bir kavgası yoktur. Tarikat ve cemaatler laiktir.

Nurettin Dursun

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.