Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-3.88
BIST 1,144
%0.09
Dolar 8.09
%0.17
Euro 9.57
%0.36
Altın 496.20
REKLAM

TÜRK KADINI, FITRAT VE ÖLÜM

13 defa okundu kategorisinde, 17 Eyl 2019 - 17:35 tarihinde yayınlandı

TÜRK KADINI, FITRAT VE ÖLÜM  

Ahmet Akyol

Yazıyı sonuna kadar okursanız, kadın/erkek hakkında size bir fikir verebilir.

İlk yaratılışından beri erkek kölelikten, kadın istismar edilmekten hiç kurtulamadı. Gücü elinde bulunduranlar, hiç acıma duymadan kendi cinslerine zulm etmekten kaçınmadılar.

Dinler açısından bakıldığında Yahudi, Hristiyan ve bazı mitolojik düşüncelere göre Tanrı, güç ve kudretinin gereği olarak önce erkeği, sonra da onu yalnızlıktan kurtarmak için kaburga kemiğinden kadını yarattı. Yine Tanrı, güzellik sıfatının tecellisi olarak önce kadını, sonra da ondan döllenme yoluyla erkeği yarattı.

Bu iki görüşte doğru değildir.

İnsanın yaratıldığına dair en doğru tespiti yapan İslam Dinidir.

Ey insanlar! Sizi tek bir özden (nefs-i vahide) yaratan, ondan da iki eş (zevç) yaratan, sonra ikisinden birçok erkekler ve kadınlar türetip çoğaltan Rabbinizin bilincinde olun. Adını dilinizden düşürmediğiniz Allah’ın öfkesini çekmekten sakının. Aile bağlarını gözetin. Allah hepinizi görüyor.” (4/Nisa; 1)

Şimdi de Nisa 34-35 ayetlerini okuyalım:

“…Şiddetli geçimsizlik yaşadığınız eşlerinizle önce oturup konuşun, olmazsa yataklarında yalnız bırakın, yine olmazsa bir müddet ayrılın. Barışıp anlaşırsa, hala işi yokuşa sürüp bahaneler aramayın. Yücelik ve büyüklük Allah’a mahsustur;

Eğer eşlerin arasının iyice açılıp işin boşanmaya doğru gittiğini görürseniz tarafların ailelerinden birer hakem çağırın. Niyetleri gerçekten barışmaksa Allah niyetlerini boşa çıkarmaz. Allah her şeyi biliyor, her şeyi duyuyor; bundan hiç şüpheniz olmasın…”

İslam’dan bu hükümlere göre, “kadınlar dövülür” diye bir görüş çıkarmak doğru da değildir, mümkün de değildir. Eğer dövmek diye bir hüküm çıkarılacak olsaydı, bu pekâlâ “öldürmeye” kapı açardı.

Ayetten “Onları dövün, onlara vurun” zorlama ve kolay anlam çıkartmak yerine “Onlardan bir müddet ayrılın” demek daha doğru olmaz mı? Hem Kur’an’a daha uygun düşmez mi?

Keza ‘Darebe’ kelimesinin Kuran’da “sefere çıkmak, bir yerden bir süreliğine ayrılmak, açmak, ayırmak” gibi anlamlara da geldiği unutulmamalıdır. (Nisa; 101) ve (Taha; 77) olduğu gibi.

Demek ki, yaratılışından beri kadın/erkek arası geçinme sıkıntısı vardır ve olmuştur. Hz. Peygamber’in hayatında da bu sıkıntıları bizzat yaşamıştır. Ama O, ömrü boyunca kadına el kaldırmamıştır. Üstelik dövmenin hiç de hayırlı bir tarafı yoktur. Hz. Peygamberin yaşantısı ortada iken, böyle hassas bir konuyu, “Taliban/Işid/Selefi” düşüncenin eline terk etmek, kimin işine gelir?

Allah, problem çözmek için ayetleri, hep mağdurdan ve ezilenden yana göndermiştir. Bu konuda onlarca ayetten, yüzlerce hadisten ve binlerce olaydan bahsedebiliriz lakin mevzuyu dağıtmaya gerek yok sanırım…

Kadına şiddetin alabildiğine arttığı bugünlerde bir kez daha hatırlamakta fayda var… Bırakın kadını öldürmek, kadını dövmenin bile dinde yeri yoktur!

Mesela birçok kereler kadını terbiye maksadıyla dövmek söz konusu olduğunda İslam, dövmeyi reddetmiş ve şiddeti zulüm saymıştır. Her kim ki, İslam’da kadını dövmek vardır derse; İslam’a büyük iftira atmış olur!

Arap kültüründe kölelik, çok eşlilik, kadını dövme, diri diri kadını gömmek, kadını erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmış olması gibi saplantılar, İslam Dini tarafından reddedilmiştir. Bu red akşamdan sabaha değil, Bin Dört Yüz yıldan beri reddedilmiştir.

Hz. Peygamber’in iki tane cariyesi olduğu görüşü doğru değildir. Köleliğe karşı olan, kölelere özgürlük diyen bir dini insanlığa taşıyan bir Peygamber, nasıl olur da böyle bir yanlışın içinde yer alır?

Evet, Kur’an’ın indiği toplum feodal ve ataerkil olması sebebiyle kadın, bazı haklardan mahrum bırakılmıştır ama bunun sebebi din değil, toplumun sosyal ekonomik ve psikolojik yapısıdır.

Size insanlığımızı, kadınlığımızı ve erkekliğimizi unutturan bir zaman diliminden söz etmek istiyorum!  

Batı, Savaş Meydanlarında bizimle karşılaştığı her defasında kendine bir ders çıkarmıştır. Bazen elimizden Kur’an’ı almak istemiş, yeri gelmiş soyumuzu kurutmak için Aile Ocağımızı yıkmaya çalışmıştır.

Demem o ki Batı, Savaş Meydanlarında kazanamadığı galibiyeti inancımız ve ocağımız üzerinde yaptığı tahribatla kazanmaya çalışmıştır.

Yaşadığımız dönemde meydana gelen kadın istismarı, onurunun tahrip ve cinayetleri hep Aile Ocağımızın bozulmasının bir sonucudur.

Mesela yakın zamanda Türkiye de bir “algı” operasyonu yaşatılmak istendi. Yüzlerce hektar yanan ormanlara sesini çıkarmayanlar, sıra Kaz Dağlarına gelince fırtınalar koparıldı. Yüzlerce kadın sokaklarda ölüsüyle/dirisiyle kaldığında sessiz kalanlar, bu algıyı büyütmek adına Emine Bulut’un cinayetini kullandı.

Bu algı operasyonu olmuş bitmiş değildir.

Fransız ihtilalinden meş’um Kemalizm, Osmanlıyı eski rejim, gerici, hurafeci bir ayrıma tabi tuttu. Buda başka bir algı… Onlarca yıldan devam ediyor.

Pozitivist bu yaklaşım, Çağdaşlaşma adına kadını evinden çıkarmayı başardı, sokakta kafesledi. 1932’de Belçika’da yapılan Dünya Güzellik Yarışmasında, oylama bile yapılmadan birinci ilân edilen Keriman Halis, Türk Kadınına model yapıldı.

Türk Kadını, neslini kurutmak pahasına doğum kontrolüyle, Kemalizm’in dayattığı Laiklikle ve Romanın kokuşmuş gayri insani hayatıyla karşı karşıya kaldı.

Mesela bazı medya kuruluşların bütün politikası bu propaganda üzerine kurulmuştu. Gazeteler, Fransız jakobenliğini ve Kemalizm’in doğrultusunda Batılılaşmak için kadınlarımız Balo Salonlarda terletilirken, sürekli şekilde de bir şeriat tehlikesine işaret ediyordu.

Kemalizm Cumhuriyeti meşrulaştırmak için durmadan Osmanlıyı kötüledi. Halbuki buna gerek yoktu, çünkü Cumhuriyet, Müslüman Türk Milletinin yönetiminde gelinen son noktaydı.

Kemalizm, modernleşmeyi halka pompalarken, halk “Adaleti” ne hikmetse göremedi. Devletin olmazsa olmazı Adalet, sözde kaldı. Köylü milletin efendisiydi ama herkes marabaydı. Patron devletti. Millet, vahşi kapitalizme esir edildi. Bu durumda kadın, her istismara açık hale getirilmişti…

Modernleşmede Aydınların Din sorunu, İslam’i kimlik sorunu vardı. Yine Modern hayatta kadının ortam sorunu vardı. Kadın ehlileştirilmek isteniyordu.

Kemalizm, kadının fıtratını görmek istemedi. Fıtratı beslenmeyen kadının özüne şaşı bakıldı. Kadın kendisinde olmayan “Değerleri” nesillerine aktarmaya zorlandı. Kendi boş, nesli yoz bu günlere gelindi…

Türk erkeğine ve kadına sosyolojik, ekonomik, psikolojik ve hukuki boyutlardan Devlet bakamadı. Laik Kemalist Düşünce, kadının bedenini soymakla işe koyuldu. Bilahare kamusal alandan başörtüsü yasağı ile kovuldu. Başörtüsü sadece köyde, hizmetçide olmasının uygun olacağı söylendi.

Bu bizzat siyaset yapıldı ve Milletin Meclisinde Başörtü varlığı kavga/döğüş tartışıldı. Kemalist (çağdaşlaşma) modelini bozduğu için, Başörtü toplum iki kutba ayırdı. Bu durum, düşmanın lehine, milletin aleyhine gelişti. Batı modeline uygun kravatı, ceketi, döpiyesi olan bir tür ideal kadın ve erkek memlekette neşvünema buldu.

Kemalizm, gericiliği besleyen İslam’ın (!) topluma ve kadına sunduğu yaşam biçimini görmek istemiyordu. Aslında Kemalizm, Takiyye yapıyordu. Bir yandan Erkek/Kadın eşitliğinden dem vuruyor, Osmanlı aşk ve edebiyatı dururken, diğer yandan Türk Kadını, Romanın kokuşmuş gayri insani edebiyatı, hürriyeti, aşkıyla kirletiliyordu.

Öldürme, hırsızlık, yolsuzluk, yalan, zina, iftira, içki, zulüm, zorbalık vs. erkeğe olduğu kadar kadına da haramdı, ama herkes gayet rahattı… Neden? Çünkü demokrasi vardı. Herkes her şeyi dilediği gibi yapabilirdi.

Bugün milyonlarca kadın kötü yollarda… Üstünden geçinenler belli… Kadın bunları kendiliğinden mi yaptı, kendiliğinden mi oyuncak oldu? Sebepler ortada…

Kemalizm, herkesi değiştirmek istiyordu. Zaten değişmeyen gerici, yobazdı. Zaten model alınan Fransız modernleşmesinin doğasında Giyotinler le insanlar hizaya çekiliyordu.

Demek ki, Türk kadını fıtratından uzaklaştı ve ölümüne terk edildi…

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Mahmut AKYOL
Yorum Yaz