Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-0.15
BIST 1,144
%0.20
Dolar 7.74
%0.35
Euro 9.09
%1.73
Altın 475.10
REKLAM

UMUTLARIMIZI, HEYECANLARIMIZI, İDEALLERİMİZİ ÇALDINIZ!..

7 defa okundu kategorisinde, 01 Tem 2019 - 00:28 tarihinde yayınlandı

UMUTLARIMIZI, HEYECANLARIMIZI, İDEALLERİMİZİ ÇALDINIZ!..

Burada çok yazdım. Avazımın çıktığı kadar sesimi duyurmaya çalıştım. Feryadı figan ettim. Yangını haber verdim. Bir yangın ki, önüne gelen her şeyi yakıp, yıkıp kül ediyor. İnsanlığımızı, Müslümanlığımızı, adaletimizi, vicdanımızı, merhametimizi kaybediyoruz!..

Bu içine düşülen hali bir seçim yenilgisi yaşadıktan sonra mı hatırlayacaktınız? Oy kaybetmeseydiniz, o psikolojik mağlubiyeti, yılgınlığı yaşamamış olsaydınız; mağrurluğunuzdan, kibrinizden yine gerçeklerle yüzleşmeyecektiniz. Halen de sağlıklı bir ruh haliyle yüzleştiğiniz kanaatinde değilim.

Bunu bile, başımızdan aziz bildiğimiz değerlerimizi yitirdiğimizden değil, sadece hakimiyet / iktidar alanınızı kaybetme adına duyduğunuz şoktur!..

Bakınız, dile kolay 17 yıl geçti. Burada çok defa tekrarladım; Belki iktidarınızı bir süre daha sürdürebilirsiniz ama iktidar yolunda zayi ettiklerinize bir daha kavuşamayabilirsiniz. İşte bugün o noktaya gelmiş bulunmaktayız. Zirveden iniş süreci başladı. Arkanıza dönüp bir bakın; bakın da, gerinizde nasıl bir tahribat bıraktığınızı görün; zirvenin eteklerinde neyi unutup geldiğinizi de!.. Dönün ve ağlayın halinize!.. Ne uğruna neyi feda ettiğinize ağlayın; eğer vicdanınızdan eser kalmışsa ve göz pınarlarınız kurumamışsa!..

Değdi mi? Değdi mi söyleyin lütfen?

Neyi neyle değiştirdiğinize bakın!.. Dünyanızı da, ahretinize de nasıl sıkıntıya, harabeye çevirdiğinize dönün bakın!..

Zaman su gibi akıp gidiyor, değil mi? Allah, insanın hayatında belki de sadece bir defa önüne çıkarır bazı imkanları; ‘bakayım, vermiş olduğum nimetin hakkını veriyorlar mı?’ diye!.. İktidar bir nimettir, emanettir ve aynı zamanda ağır bir sorumluluk ve mesuliyettir. Zevki sefa sürülecek bir makam değildir.

Herkesin kendi inançları ve değerleri ölçeğinde idealleri, hayalleri ve hevesleri vardır. Erdem sahibi Müslüman aydınların da gelecek tasavvurları vardır ve olmalıdır.

Daha adil, daha dürüst, daha şeffaf yönetilen; özgürlük ve barış ikliminde yeni bir medeniyetin tohumları ekecek, sulayacak ve yeşertecek bir siyasal yönetim modeli idealimizdi, hayalimizdi, aşkımızdı.

Belki ülkemizi ve dünyayı yeterince okuyamıyorduk; eksiklerimiz, yanlışlarımız, hatalarımız vardı ama samimiydik, fedakardık, feragat ehliydik…

Aşkımız, ideallerimiz, heveslerimiz vardı. Onunla yatıp, onunla kalkardık. Bundan gayri dünyalık adına her şeyi sıfırlamıştık. Kutlu ve mutlu bir yarın için dünümüzü ve bugünümüzü unutmuştuk. Kutlu bir geleceğe adanan bir hayattı yaşadığımız.

Binlerce insanın alın teriyle karılmış bir hamur vardı; onunla ekmek yapıp, milyonlarca muhtacın, mağdurun, mazlumun kapısına bırakmaktı. Yetimlerin, öksüzlerin, dulların, mustazafların geleceğe umutlu bakacakları bir rahmet iklimi hasıl etmekti. Emperyal güçlerin bizlere giydirmeye çalıştığı deli gömleğini yırtıp atmaktı. Bize dayatılan hayat modeline karşın kendimiz olabilmenin direncini canlı tutmak için mücadele etmekti. Mankurtlaştırmaya karşı direnmek, isyan etmek ve halkı uyandırmaktı. 70 yıldır uygulanan ve bir türlü bu topraklarda neşvünema imkanı bulamayan gayri adil, gayri insani bir yönetimi tasfiye edip yerine insanî, adil, dürüst, şeffaf yönetilen; ayrımcılık, ırkçılık, kayırmacılık yapmayan yeni bir sistem inşa etmekti. Öç almaya değil, bize zulmedenlere bile adaleti ikram etmeye gelecektik. Kısaca bütün alanlarda, şahısların, zümrelerin, seçkinlerin değil, hakkın ve adaletin hakimiyetini sağlamaktı. Bunun için canlar verildi; bunun için hayatlar söndü; bunun için gençlikler feda edildi.

İşte bütün bunların üstüne sizler 2002’nin Kasımında iktidar oldunuz. Ben de iktidarınızın ilk atanan bürokratlarındanım. Dolayısıyla olayları en yakın plandan takip etme imkanım oldu. Sizinle olan kısa beraberliğim süresince sizin nasıl bir hazırlıkla (doğrusu hazırlıksız) geldiğinize tanıklık ettim. Sizin yeni bir inşa yerine bir kesimin, bir gurubun dünyalık iktidarını hedeflediğinizi; bu anlamda eskilerin ahlakıyla ahlaklandığınızı; eski siyasetin kültüründen ve pratiğinden enfekte olduğunuzu müşahede ettim. Haktan, adaletten uzaklaştığınızı gördüm.

Belki bürokrasi tarihinde emsali yoktur; Üst bürokraside görev yaptığım 2004 yılında siyasi kadronun dikkatini yolsuzluklara çekmek için ‘Yolsuzluk’ konulu bir panel organize ettim. O dönemde yolsuzluklar konusunda hükümet içerisinde hassasiyeti olduğuna inandığım bir Bakanı panele iştirak edip kamuoyunun dikkatini bu hususa çekmesi konusunda davet ettim. Bana geri dönüş yapan bakan danışmanı; ‘Fahrettin Bey sayın bakan gelemiyor ve sizlerin de böyle bir çalışma organize etmenizi hoş karşılamıyor. Başına iş açmasın diyor.’ Evet, aynen böyle…

Müslümanların dillerinde pelesenk olan Allah emri; ‘İyi, hayırlı ve güzel olanı önerme, tavsiye etme ve onları yanlışlardan, hatalardan alıkoyma’ ameliyesi sadece dilde kalmıştı. Yapmak cesaretini kendinde bulunlar uyarılıyor ve zımnen tehdit ediliyordu. İşte o günlerde, bugün yaşadıklarımızın kodları inşa ediliyordu. ‘Yaşa, var ol’ alkışları ve gürültüleri arasında gerçekler havada uçuşup kayıp oluyordu.

Mutlak iktidarın yapı taşları tek tek yerlerine konuluyordu. İşte o günlerde bu gidişatın hayra alamet olmadığını çevremizle konuşuyorduk. Akledebilme kabiliyetine sahip ve hükümet edenler üzerinde etkili olabileceğine inandığımız çoğu kimsenin kapısını çaldık ve yardım talebinde bulunduk. Ne yazık ki bir iki cılız olumlu tepkinin dışında bir karşılık bulamadık. ‘Mutlak iktidara’ doğru giden sürecin ne kadar tehlikeli bir geleceğe gebe olduğunu dilimizin döndüğü kadar anlatmaya çalışıyorduk.

Mutlak iktidarın bozuculuğu, saptırıcılığı, mahiyetinden kaynaklanmaktadır. Mutlak iktidar; ‘Yeryüzünde olağanüstü metafizik gücün / tanrının yetkisini kullanma’ gibi bir anlayışa ve inanca inkılap etmektir. İşte bu inanış ve kavrayışın başladığı yerde tehlike çanları çalıyor demektir. Çünkü hiçbir fani yeryüzü iktidarını sınırsız ve sorumsuz kullanma yetkisine sahip değildir.

İktidarları ‘denge ve denetim’ mekanizmaları ile denetlettiremezseniz ve sınırlandıramazsanız her iktidar azgınlaşma ve zalimleşme potansiyelini barındırır. Cumhurbaşkanlığı ile ilgili Anayasa referandumunda bunu yüksek perdeden seslendirdik. Ne yazık ki iktidar sahipleri mahalleden olunca kimsenin sesi, soluğu çıkmadı.

Netice ne oldu?

Bundan seneler önceki hayallerimizin, umutlarımızın, ideallerimizin tersiyle mukabele gördük.

Samimi dindara olan güven kayboldu;

Adaletle muamele konusunda dindara olan güven azaldı;

Dindar/muhafazakar ailelerin çocukları İslam dışında arayışların içerisine girdiler;

Bundan böyle dindarların bir siyasi iddia içerisinde olmalarının karşılığı zayıfladı;

Tüm toplumsal katmanlarda büyük bir ahlaki çöküntü oluştu. Aile kurumu çatırdıyor;

Ekonomik anlamda adil bölüşümden uzaklaşıldı. Zengin daha çok zengin, fakir daha çok fakirleşti;

İslam inancının en hassas noktası olan ‘kul hakları’ konusunda tam bir fecaat yaşanıyor;

Uzatmadan söyleyeyim; toplumda iyi, hayırlı, güzel ne varsa azalıyor; kötü, şer, çirkinlik adına ne varsa çoğalıyor.

Velhasılıkelam; ‘Ak’la açıldığı iddia edilen sayfa kara noktalarla karardı.

Bu uğurda mallarıyla, canlarıyla mücadele edenlerin hatıralarına büyük bir haksızlık yapıldı. Herkesin hakkına girildi. Haklar hukuklar birbirine karıştırıldı. Bu siyasi kadroya umut bağlayan milyonların umudu berhava edildi. Yeni neslin idealleri, heyecanları hovardaca tüketildi. Belki bu dünyada hesaplaşma imkanı olmayacak. Ama şaşmaz mahkemenin duruşmasında bu insanların elleri yakalarında olacak. O gün kimse onların yerinde olmak istemeyecek. Bugün onlara yürü diyenlerin, alkış tutanların hiçbirisi yanlarında olmayacak. Bugün lehlerine her türlü hükmü vazeden hakimler ve savcılar da olmayacak. Herkes kendi derdine düşecek.

Ne kötü bir akıbet!

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Fahrettin DAĞLI
Yorum Yaz