Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%0.70
BIST 1,408
%0.18
Dolar 8.29
%0.29
Euro 10.00
%0.70
Altın 474.05
REKLAM

UYGURLARIN SOYDAŞLARINA ve DİNDAŞLARINA SİTEMİ : AYLAR YILLAR GEÇTİ, SEN GELMEZ OLDUN… KUŞLAR YUVA KURDU, SEN GELMEZ OLDUN…

103 defa okundu kategorisinde, 05 Tem 2020 - 18:55 tarihinde yayınlandı

İsmail Cengiz

(Ön söz : Bugün 5 Temmuz…
11 yıl önce 2009’da Urumçi’de yüzlerce kardeşim ya öldü ya da kayıp. Eli sopalı failler ise serbest. 11 yıldır yazıyoruz, 11 yıldır bu felaketi yad etmeye çalışıyoruz. Ne var ki 11 yıldır bir mesafe katetmedik. 11 yıl sonra bu defa yüzbinler kamplarda zorunlu eğitime tabi tutuluyor… Yani 11 yıldır, 70 yıldır bir arpa boyu mesafe katetmemişiz ki, bugün halkımız daha beter bir halde.
Ben de Taksim meydandaki protesto gösterisinde Doğu Türkistan Platformu adına okuduğum basın açıklamasından bu yana 10 yıldır protesto gösterilerine katılmıyorum. Her şeye rağmen ümitsiz değilim. Neticede Allah var, gam yok!!!
Bu yıl samimi hissiyatımla birlikte tepkimi sizlerle, vicdanlarınızla helallik dileyerek paylaşmaya karar verdim:
—————
Anadolu’dan bir kaç idealist yiğit Türk; 1870’lerde, 1920’lerde, 1930’larda ata topraklarına uğramış. Bölge, 1949’da Çin egemenliği altına girince ziyaretçi olarak gelip gitmeye başlamışlar. Özellikle Kenan Evren’in (Pekin), Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun ziyaretleri etkili ve ümitvar olmuş.
Öte taraftan Türkiye’den Türklerin bölgeye her gelişleri endişe ile izlenmiş. Çünkü Çinlilere göre Türkiye hem panislamizmin hem de pantürkizmin merkezi olarak biliniyor ve Türkiye’den her gelene şüphe ile bakılıyor.
….
Düşünebiliyor musunuz;
Ay yıldızlı tişört giymek suç… Telefonda veya ceketinde ya da camilerde ay yıldız simgesini taşımak suç…
Galatasaray, Fenerbahçe veya Beşiktaş formasını giymek dahi suç…
Türkçe şarkı dinlemenin, Kurtlar Vadisi’ni izlemenin, Türkçe roman okumanın suçu olur mu? Bunlar da suç…
Kurtlar Vadisi setini ziyaret etmişseniz suçunuz ikiye katlanıyor…
Türkiye’ye gitmiş olmak suç… Zeytinburnu veya Sefaköy’de oturmuş olmak ise daha da büyük suç…
Hacc veya Umre ziyareti yapmış olmak suç, ancak gidişte veya dönüşte İstanbul’a uğramak ise daha da büyük suç…
Sakal bırakmak belki radikalizmi hatırlattığı için suç… Lakin “sarkık bıyık” bırakmak da (herhalde Kürşat’ı hatırlattığı için olsa gerek) yasak ve suç… Ancak ne acıdır ki, bizim ülkücü, alperen diye adlandırdığımız parmakla sayacağımız on-on beş kişi hariç, ne davayı dile getiren var, ne de somut bir şeyler yapan… Parlamentoda dahi Uygurlar lehine karar alma irademizi sergilemekten mahrumuz maalesef.

Çoğu masum yüzbinlerce insanın sözde “eğitim merkezleri”adı verilen beyin yıkama kamplarına sevk edildiği 2017 yılı başlarından itibaren ise Türkiye’den sadece Çin ve Mao hayranı olan malum gruba mensup şahısların gidip gelmeye başladıkları görülüyor. Siyasilerimiz kardeşlerini artık ziyaret etmez oldular… Etseler de derdimize derman olmaz oldular…
Bölgeye gidiş-gelişler kesildi. Ne Tatlıses’i dinleyen var, ne Diriliş’i seyreden?.. Minarelerden ezan sesi de susturuldu. Camilerdeki ay yıldız figürleri de söküldü. Sonra Corona çıktı, zaten duygularımız kabarınca şiirlerde, sloganlarda hatırladığımız kardeşlerimizle iletişimimiz neredeyse kesildi. Bir ara Ankara’nın bölgeye “gözlemci heyeti” göndereceği haberi ile umutlandık, lakin bu da gerçekleşmedi… Neredeyse bir yıl olacak, hala bölgeye giden yok.

“Hasret Çektim” şarkısı uzun zamandır, Türkiye’ye hasret diye algılandığından yasaklanmıştı. Ancak ne Türkiye’den destek vardı ne de İslam ülkelerinden.
Kardeşin de, dindaşın da senin feryadına kulak tıkayınca Hıristiyan Batı ve Amerika’nın iştahı açılmış vaziyette adeta “can simidi” gibi Uygurlara sahip çıkmaya (!) başladıkları görülüyor.
Ne yapsın şimdi bu Uygurlar?…
Ölsünler mi?…
Boyun mu eğsinler zalime karşı? Sussunlar mı, görmesinler mi zulmü?…
Yoksa yaşamak için, nefes almak için mankurt mu olsunlar?…

Yanıbaşındaki dindaşları da destek vermiyor Uygurlara. Bangladeş bildiğiniz gibi. Pakistan, Çin’in en yakın müttefiki. Afganistan’ın, Tacikistan’ın durumları malum. Yanıbaşımızdaki soydaşlarımızın ise bizim derdimizle ilgilendikleri yok. İşte Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan… Gerçi bu kardeş ülkelerin Çin’e karşı yapabilecekleri siyasi ekonomik ve askeri güçleri de yok. Ve lakin hiç olmazsa lojistik destek verebilirler. El altından, perde gerisinden Uygur kardeşlerine “hayat suyu” uzatabilirler. En azından kendilerine sığınmış Uygurları Çin’e teslim etmeyerek destek olabilirler. Unutulmasın ki, Doğu Türkistan, sarı tehlike karşısında bir set, bir kalkan görevi ifa ediyor. Yarın bu bölge direnişi bırakır, soykırıma boyun eğerse yani Çin bu bölgeye tamamen hakim olursa, unutulmasın ki, sıra Batı Türkistan’a gelecektir. Çin’in Doğu Türkistan’dan sonraki ilk hedefi Kazak bozkırlarına yayılmak, Kırgız kaynaklarını, Özbek medeniyetini ele geçirmek olacaktır. Dolayısıyla bu kardeş Cumhuriyetler —kendi gelecekleri için—, —kendi güvenlikleri için— el altından diasporadaki Doğu Türkistan çalışmalarına destek olmak durumundadırlar.

Türkiye’den destek yok, kardeş Türk Cumhuriyetleri çaresiz, komşular Çin’in yanında teslim bayrağını açmışlar, bir iki ülke dışında Uygur’un feryadını işiten İslam ülkesi de yok.
Ne yapsın bu Uygurlar?..
Var olmak için direnmek zorundalar… Ya teslim olacaklar, Çin ne derse onu yapacak ve mankurt gibi yaşamını sürdürecek ya da silahını kuşanıp onurlu şekilde ölümü tercih edecekler… Yani ellerine silah alıp savaşacaklar… Savaştıklarında, ellerine silah aldıklarında ise “terörist” etiketini yapıştıracaklar…

Elimizden tutan olmayınca, sesimizi duyan olmayınca, haksızlıkları gören olmayınca; kardeş “soydaşım” diye sahip çıkmazsa, dindaş “ümmetim” diye kucaklamazsa Uygurum ne yapacak? Çaresiz, “denize düşen yılana sarılır” misali kendisine uzatılan dikenli ellere “el uzatmak” zorunda kalacak. İşte Amerika’ya bel bağlamanın sebebi bu!
Şimdi Uygurlar, Amerikalıların çıkarları uğruna bir oyuncak gibi kullanılıyor. Sizce bu, Uygurların suçu mu, değil elbette. Bu günah, Türk-İslam dünyasının üzerine yazılacaktır.

Pekin; bölgedeki kendi çıkarlarını düşünen yerel yöneticilerin yanlış yönlendirmeleri sonucu, geçmişte Cin Shu Rin ve Şing Si Sey dönemlerinde olduğu gibi günümüzde de Doğu Türkistan’da yaşayanlar hakkında yanlış kararlar veriyorlar. Halbuki;
-Zorunlu kürtaj yapılmasa
-Doğum yasağı getirilmemiş olsa
-İnsanların inançlarını yaşamalarına yasak getirilmemiş olsa,
-insanlar örf ve adetlerini özgürce yaşayabilseler,
-insanlar kimliklerinden dolayı hor görülmese,
-özgürce seyahat edebilseler, -bölgede huzur ve istikrar olsa, eşitlik ve adalet sağlansa, -insanların insanca yaşama hak ve hukuklarına saygı gösterilse, -Çin anayasasındaki yasal haklar eşit ve adil şekilde uygulanmış olsa ve en önemlisi -Türkiye aktif ve kararlı şekilde diplomasiyi sonuna kadar kullanarak Uygurların yanında olduğu mesajını verebilse tüm bu “sorunlar”ın çözüme kavuşacağını ve Amerika’nın da devre dışı kalacağını düşünüyorum. Ancak ne acıdır ki, Türkiye’nin sessizliği, bazı Uygurları Çin ağzı ile konuşmaya sevk etmiş görünüyor. “Uygur Türkü” tabirinden tıpkı Çinliler gibi rahatsız olan Uygurlar türedi. Hatta tıpkı Çinlilerin iddia ettiği gibi kendilerinin Türklerden ayrı ırk olduğunu yumurtlayanlar ortada cirit atmaya başladı. Zaten bir kısım Uygurlar da “Uygur Müslümanları” tabirini kullanmaya başlamışlardı. Nihayet Çinli yetkililer de hazır zemini bulmuşken, bu söylemlerden cesaret alarak “Uygurların Türk olmadıklarını, ayrı milletin evladı olduklarını“ resmî söylem olarak kamuoyu ile paylaştılar.

Velhasıl-ı kelam Uygurlar hem Türklerden hem de Müslümanlardan uzaklaştırılarak yalnızlığa mahkum edildi. 70 yıldır cehennem hayatı yaşayan Uygurları moral olarak çökerten en büyük darbe de Türk ve İslam dünyasından gelmiş oldu. Evet, Amerika’nın kabul ettiği Uygurları koruma yasası, Uygurlar açısından 70 yıldır diasporada elde edilen en büyük destek olarak tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.

İşin özeti Uygurlar, Amerika’ya minnettardır, Türkiye’ye ise sitemkardır…

Her şeye rağmen Uygurlar vakti geldiğinde kardeşlerinin kendilerine yardım eli uzatacağına inanmaya devam edecek ve “Sen gelmez oldun” diye sitem ederek Türk – İslam dünyasının yolunu gözleyecektir:

Deyiptin baharda görüşelim
Bahar gelip geçti, sen gelmez oldun.
Yaradan eşkine ne olur dön,
Kuşlar kondu göçtü, sen gelmez oldun.
Demiştin kapına gelirim diye,
Kulağım kapıda ses vermez oldun.
Boş yere mi yemin ettik ikimiz,
Kuşlar yuva kurdu, sen gelmez oldun.

(Son sözler : Allah’tan başka kimselere boyun eğmedik. İktidarlara şahsi yalakalık yapmadık, milliyetimizden, dinimizden, inançlarımızdan, inandıklarımızdan taviz vermedik. Feryadımızı duyan çıkar diye sürekli halkımızın derdini paylaştık. Lakin rahmetli babamın kaçmak zorunda olduğu ata mekan topraklarda sıkıntılar ciddi boyuta ulaşmış durumda, hak ihlalleri yoğun şekilde devam ediyor.
Tüm bunları masaya yatırmak, konuşmak ve çözüme kavuşturmak gerekiyor.

Ben halkımın sorunlarını çözmek için taşın altına elimi koymaya hazırım.

Diplomasinin tüm ağızlarını, şivelerini, lehçelerini, dillerini kullanıp, diyalog kapısını açmamız ve 30 milyon halkın dert ve davasını masaya yatırmamız gerekiyor. Sloganlarla, protestolarla (elbette olmalı)

, bayrak yakmakla bu işler çözülmez.

Ankara’ya sesleniyorum; bize sahip çıkın…
Sesimize “ses” olun… Gözyaşımıza “mendil” olun… Bize destek olun lütfen, değerlendirin. Örtülü ödenekten destek verin veya yetkilendirin!

Sayın Cumhurbaşkanım, sayın MİT Başkanım; “Güreşçi” değiliz, “Partici” de değiliz. Lakin “dava adamıyız”!..

Bize görev verin lütfen, arkamızda durun, yetki verin bu iddia edilen “haksızlıklara nasıl son vereceğiz”, araştıralım, karşı tarafı her usulle ikna edelim.

Bıçak kemiğe dayandı artık. Takatimiz tükeniyor.

Dünya uygarlığının temelini atan bir halkın yok oluşunu seyretmeye ne Çin’in, dünyanın, ne ümmetin ne de Türkiye’nin hakkı yok!
“Ölüp giden İNSAN bu
Ölüp giden su değil”…
Ölüp giden VATAN bu
Ölüp giden toprak değil…
——-
İsmail Cengiz / Avrasya Türk Dernekleri Federasyonu / Doğu Türkistan Milli Merkezi Başkanı

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz