Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-3.88
BIST 1,144
%1.45
Dolar 8.08
%1.16
Euro 9.56
%1.61
Altın 495.06
REKLAM

YAŞANAN FAKAT YAZILMAYAN TARİHTEN BİR YAPRAK!

16 defa okundu kategorisinde, 26 Oca 2020 - 01:03 tarihinde yayınlandı

YAŞANAN FAKAT YAZILMAYAN TARİHTEN BİR YAPRAK!
Güzel Anadolu’muzun hemen hemen her köşesinde yaşanan ama yazılmayan belkide yazılamayan pek çok tarihi olay vardır. Anadolu’nun buram buram tarih koktuğunu hepimiz biliriz.Rahmetli Mehmet Niyazi’nin “Ah Yemen”isimli kitabında anlatılan bazı olayların birebir yaşandığını çevremizdeki dostlarımızdan dinledik.
Rahmetli babamın üç tane dayısı vardı.Bunlardan en büyüğü Hasan dayı,ortancası İsmail Hakkı ve en küçükleri Mehmet dayı.Mehmet dayının lakabı Kırbıyık’tı.Bizim köyde hâlâ onlara kırbıyıklar denir.Bu dayıların en az askerlik yapanı Hasan dayı 7 yıl askerlik yapmış.3 dayının ortak özelliği
üçünün de Çanakkale Mahşerini yaşamış olmaları.Farklı cephelerde bulundukları için birbirlerinden haberleri yok.Ancak savaştan sonra hatıralarını paylaşırken Çanakkale’de aynı zamanda ama farklı cephelerde bulunduklarını öğreniyorlar.Hatta İsmail Hakkı dayının ayağını top arabası çiğnediği için birazda sıkıntılıydı.Bendeniz çocukluğumuzda uzun kış gecelerinde onların savaş hatıralarını dinlerken çok defa uyuya kalmışımdır. Dinlediklerimden hatırımda kaldığı kadarıyla Kırbıyık Mehmet dayının yaşadıklarından bir kısmını sizlerle paylaşmak istiyorum.Umarım beğenirsiniz.
Mehmet dayı kardeşlerin en küçüğü olmasına rağmen en fazla askerlik yapanıdır. Bir bakıma 3 kardeşin en kıdemlisi sayılır.Dile kolay tam tamına on iki buçuk yıl askerlik. Tabiri caizse o cephe senin bu cephe benim.Bu on iki buçuk yılın 3 yılını Hindistan’da İngilizlere esir olarak yaşıyor.
Mehmet dayı askere gittikten 3 yıl sonra künyesi geliyor.Anne,baba ve yakınları bu şehadet haberine çok üzülüyorlar ama yapılacak bir şey yok tabi.Herkes gibi onlarda vatan sağ olsun deyip bağırlarına taş basıyorlar.Bu künyenin gelişinin üzerinden 9 buçuk yıl geçiyor ve yaralar kabuk bağlıyor.Mehmet dayı neredeyse unutuluyor.
Ve bir gün Mehmet dayı terhis oluyor!
Üzerinde kırk yamalı bohça gibi asker elbisesi ile Bandırma limanın geliyor.
Geliyor gelmesine de inzibatlar kendisini asker kaçağı olabileceği düşüncesiyle tutukluyorlar.Derdini kimseye anlatamıyor.Bizim dayıyı götürüp asker kaçaklarının tutulduğu bir yere hapsediyorlar. Malûm bizde askerden kaçmanın cezası bellidir!
Kapatıldıkları yerden çıkanlar bir daha geri dönmüyor!Mehmet dayı çaresizlik içinde kıvranırken pencereden tanıdık bir sima beliriyor.Telaşla ve canhıraş bir vaziyette sesini duyurmayı başarıyor.Tanıdık sima cephede bir dönem birlikte oldukları kumandanıdır.Mesele anlaşılır ve bizim Mehmet dayı serbest bırakılır.Sevinçle birazda hüzünle düşer yollara.
Mehmet dayının babası Kılıç dede köyün girişine yakın bir tarlada bostan ve mısır beklemektedir.Bostanın girişinde bir karaltı belirir.Devlet otoritesinin zayıf olduğu, eşkiyanın kol gezdiği bir dönemdir.Gecenin vaktinde gelenin eşkiya olacağı düşüncesiyle hemen yanı başında duran dolma tüfeğe sarılır ve ateş eder ama isabet ettiremez.Saçı sakalı birbirine karışmış hayalet gibi birisi halâ üzerlerine doğru gelmektedir.Bu defa kaçmaya başlarlar.Köyde hem imam hemde muhtarlık yapan Bekir hocanın evine sığınırlar.Kendilerini takip eden kişide peşlerinden Bekir hocanın evine gelir.Korku dağları sarmıştır.
Peşlerinden gelen,ateş edipte isabet ettiremedikleri kişi;Korkmayın ben eşkiyada değilim,yabancıda..Ben sizin oğlunuz Mehmet’im deyip ellerini öpmeye davranır ama nafile..Bizim oğlumuzun yıllar önce künyesi geldi,şimdi onun kemikleri bile kalmadı derler.Mehmet dayı kendisinin yaşadığını ve oğulları Mehmet olduğunu ,künyesinin bir yanlışlık eseri gönderilmiş olabileceğini anlatmaya gayret etsede
babasını ve annesini ikna etmekte zorlanır.Nihayet Bekir hoca rahmetli devreye girer ve Kılıç dede ikna olur. Sonra sabaha kadar kucaklaşma,gözyaşı ve sevinç birlikte yaşanır.
Mehmet dayı askere giderken küçücük bırakıp gittikleri çocuklar gelinlik kız ve aslan gibi delikanlı olmuşlardır.İşte bu gelinlik kızlardan biriside Arife yengedir.Arife yengeyle nikahları kıyılır.
Mehmet dayının bu evlilikten bir kızı ve bir oğlu dünyaya gelir.Kızının adı Selime,oğlunun adıda İbrahim’dir.İkiside rahmetli oldu.Ancak Mehmet dayının altı torunundan beşi hayattadır.Kıprıs gazisi olan en büyük torunu rahmetli olmuştur.
Hani masalların sonunda onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine denirya..Bu anlattıklarım masal değil yaşanmış ama yazılmamış tarihten bir acıklı hikayedir.İstiyenler Mehmet dayının torunlarından teyit ettirebilirler.Hani şair diyorya;
İnanmazsan git konuştur atanı
Kara günler göre göre kurtardık!
Tarih bir milletin milli hafızasıdır.
Tarihini bilmeyen milletler hafızasını yitirmiş kişilere benzerler.Hele ibret almıyanlar yolunu ve yönünü kaybetmeye mahkum olurlar.
Tarihimizi bilmek ve gereken dersleri almak temennisiyle Allah’a emanet olunuz.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Sabahattin GÖKTEKİN
Yorum Yaz