Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
%-2.22
BIST 1,127
%0.81
Dolar 8.32
%1.03
Euro 9.76
%0.16
Altın 499.31
REKLAM

YERYÜZÜNDEKİ MÜCADELENİN YEGANE GAYESİ, ADALETİ SAĞLAMAKTIR.

14 defa okundu kategorisinde, 15 Ağu 2019 - 13:03 tarihinde yayınlandı

YERYÜZÜNDEKİ MÜCADELENİN YEGANE GAYESİ, ADALETİ SAĞLAMAKTIR.

Fahrettin Dağlı

İslam’ın bir tek hedefi var dersek yanlış olmaz herhalde; O da, insanoğlunun yeryüzünün halifesi olarak yaşarken, Allah’a ve kainattaki tüm varlık âlemine karşı sorumlulukla hareket etmesini ve adil olmasını sağlamaktır. Allah’ın ve varlığın hak ve hukuklarını gözetmektir.

İşte Hadid 25. Ayet:

“Celalim hakkı için Biz, peygamberlerimizi açık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitab’ı ve mizanı indirdik…” (Hadid:25)

İktidar ve güç sahipleri, ya sahip olduğu gücü/iktidarı kendi şahsi ve zümrevi ikbalini, egemenliğini, krallığını, imparatorluğunu inşa etmek ve kuvvetlendirmek veya hakkın ve adaletin yeryüzünde hakim kılınmasını temin etmek için kullanır. Burada birincisi şeytani, ikincisi rahmani bir duruştur. Yani ikincisi Allah’ın rızasına muvafık, diğeri değil!..

Bedir ve Uhud Savaşları ile yine Kur’an’da kıssası anlatılan Talud-Calud hadisesi de (Bakara/246 – 251) bu hakikate işaret ediyor.

Uhud Savaşı öncesi inen iki ayet:

Hak ortaya çıktıktan sonra, sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı. (Enfal:6)

Hatırlayın ki, ALLAH size iki topluluktan (kervan ya da Mekke ordusu) birinin, sizin olduğunu vaadediyordu. Siz de kuvvetsiz olanın (kervan) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa ALLAH, emirleriyle hakkı gerçekleştirmek, inkarcıların arkasını kesmek istiyordu. (Enfal:7)

Uhud öncesinde Allah Müslümanlara iki şeyi vaat ediyordu; Ya Mekkeli Müşriklerin ticaret kervanını veya onlarla fiili savaşın sonunda zaferi!.. Müslümanlardan bir gurup iki seçenek karşısında bocaladılar. Ve Allah’ın muradı, yukarıda işaret ettiğimiz iki seçenek karşısında ikincisini tercih etmeler yönündeydi!.. Savaşın amacının mal, mülk, toprak; şan-şöhret ve mansıp olmadığını, sadece hakkın ve adaletin ikamesi olduğunu ya ayetlerle doğrudan veya ima yoluyla ifade buyuruyor Allah.

Enfal Suresi bir bakıma baştan aşağı bu meseleye göndermeler yapıyor.

Resulallah, getirdiği mesajın sadece Mekke ve Medine ile sınırlı olmayan, dünyaya hitap eden diriltici bir mesaj, İnsanlığı muhatap alan ilahi bir hitap olduğu şuuru ile hareket ediyordu. Ancak Onun etrafındaki insanların ufku henüz bunu anlayabilecek, kavrayabilecek derecede olgunlaşmamıştı. Onunla gelen mesajın yeryüzüne büyük bir inkılâbın habercisi olduğunu etrafındaki bir avuç seçkin dost hariç henüz kavrayacak noktada değillerdi.

Mekke’nin Medine’ye harp açma ihtimali gündeme gelince bir takım insanlar böyle bir durumun çok büyük bir tehlike olduğunu, onun için böyle bir harekete girişilmemesi gerektiğini düşündüler. ‘Mekke zalimlerine karşı koyabilecek yeterli güce sahip değiliz, karşılarında duramayız’ diyorlardı. Evet, sayıları, silahları, güçleri sınırlıydı. Ama bir tek şeyi hesap etmiyorlardı; İmanın en büyük imkan ve güç olduğunu… Allah Resulünü en iyi anlayan iki dostu Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in direnmesi sonucunda savaş ihtimalini de göze alarak Medine’den çıkma kararı alındı.

Resulallah Mekke kervanın üzerine yürüyeceğini haftalar öncesinden Medine’de duyurdu. Onun asıl niyeti, bugüne kadar sadece imanları şarj edilen müminlerin eylem kabiliyetlerini, istek ve arzularını harekete geçirmekti, sınamaktı.

Hareketin amacı, ganimet değil, insanların hür bir şekilde Rabbleriyle muhatap olmalarının önündeki engelleri, blokajları kaldırmaktı.

Karşı karşıya gelen orduların arasında hiçbir matematik hesapla içinden çıkamayacağımız bir orantısızlık, bir dengesizlik vardı. Fiziki şartların son derece Müslümanların aleyhine olduğu ve umutların zayıfladığı bu anda Allah’ın hem maddi ve hem manevi yardımları gelmeye başladı. Sahip oldukları iman imkana dönüşmüştü ve bir avuç inanmış insan, tıpkı Bakara suresinde ki Talut ve Calut kıssasında haber verildiği; ‘Nice az topluluk vardır ki inanmış, sürüleri, yığınları, kalabalıkları ezip geçmiştir, yenmiştir onları.’ gibi!.. Bedir Müminlerin esas duruşlarının bir karşılığıdır. Allah’ın, imanlarını imkana dönüştüren müminlere bir hediyesi ve müjdesidir.

İşte o gün İmanla insan arasına girilmiş olan en katı, en güçlü ve en zalim engel kalkıyordu. Artık iman, insanla; tohum, toprakla buluşacak ve iman meyveye duracaktı. Bedir bunun adıydı.

Peki, neden Allah iki tercih karşısında bıraktı? İki topluluktan biri ama siz hangisini tercih edeceksiniz? İşte irade burada gündeme geliyor. Tercihinizi hangisinden yana kullanacaksınız? Ganimet mi yoksa imanla insanın arasındaki engeli kaldırmak mı?

Allah’ın muradı kervan değil, hakikati perdeleyen müşrik anlayışı bertaraf etmek!.. Yeryüzünde inkarın, karartmanın hükümranlığını tasfiye edip insanların gerçeğe/hakikate ulaşmasını sağlayacak bir rahmet iklimi hasıl etmek!..

Burada anlayış ve kavrayış kaymasını tamir ve tashih ediyor Allah; Peygamberin ordusunda bulunan ve halen imani olgunluğa erişmeyen bir kesim, kar ve zarara farklı anlam yüklüyordu. Allah’ın kâra yüklediği anlamla, ganimet heveslilerinin yüklediği anlam farklıydı. Ganimete bakanlar kârı onda görüyorlar, Allah’ın gör dediği yerden bakıp görenler ise; en büyük ganimetin yeryüzünde hakkın ve adaletin tecellisinde olduğunu görüyorlardı. Hiçbir ganimetin dünyada ve ahirette ebedi mutluluk getirmeyeceğini görüyor ve biliyorlardı. Hatta tam tersi, ganimetler daima savaş nedeni olmuştur.

Bu ayetlerle aynı zamanda zımni olarak bir güç/kuvvet tanımlaması yapılıyor; Ganimete göz koyanlar için güç; para, iktidar ve silah. Ama Allah’ın muradı olan güç ise; ‘Yüksek Bir İman ve onun sonucu olan adalet, ahlak ve erdem!..

Bütün bu yazdıklarımızın hülasası şudur: Müminlerin yeryüzü mücadelesinin amacı, asla dünyalık kazanmak, kişisel ve zümrevi iktidarlar inşa etmek; hükümranlık kurmak, ganimet elde etmek değil; yeryüzünde hakkın ve adaletin tecellisini sağlamaktır. Allah’ın mesajı ile kullar arasındaki engelleri, blokajları kaldırıp insanı özgür bir şekilde Allah ile muhatap kılmaktır.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Fahrettin DAĞLI
Yorum Yaz